Siyasal İslam’ın, 1Kasım seçimlerini garantilemek için devreye soktuğu iç savaş, can almaya devam ederken, hayatlarının baharında canlarını yitiren asker, polis ve Kürt gençlerinin anne, baba, eş ve çocuklarının cenaze törenlerindeki hazin durumları, toplumun ruh halini derinden etkiliyor, insanı adeta canını kurtardığına şükretmeye zorluyor.

İki gün önce AKP’li bir komşumla geçen sohbetimizde, Hocam 1Kasımda sanki seçim yokmuş gibi, sokakta hiç heyecan yok, neden böyle? diye soruyor. Ben de, “Seçim değil savaş heyecanı var” diyorum. Kendisi, doğru, seçimi tek başına Cumhurbaşkanı yürütüyor, Ahmet Davutoğlu meydanlarda yok, Cumhurbaşkanının gölgesinde kalıyor, o da bütün partilere eşit mesafede durmuyor, biz şimdi giden oyları nasıl geriye alacağız” diye düşünüyoruz diyor.

Duyduğuma göre Zonguldak’ın Köksal Toptan abisi, 1Kasım için adaylık teklifini kabul etmemiş. Demirel’in sağ kolu olarak vekil seçildiği yetmişli yıllarda Zonguldaklı yerele ait hizmet göremeyeceğini anladıktan sonra kendisini Ankara’nın derin devlet dehlizlerinde, emperyalist proje hükümetlerinin içinde güçlü bir profil olarak gördü. Şimdi Zonguldak’ın derinleri, ülkenin âli menfaatleri için Ankara’ya, muteber “devlet adamı” göndermenin, bu görevi tamamlamanın kıvancı, mutluluğu içinde, kendisinden yeni abilikler bekliyordur herhalde. K Toptan, tünelin ucunda yeni bir Siyasal İslamcı AKP iktidarı değil de başka bir milliyetçi iktidar görmüş olabilir. Biliyorsunuz bu işler derin dehlizlerde kotarılıyor.

Evet, seçim havası sönük geçiyor. Burjuva ulusçu politikacıların tekrarın tekrarına dönüşen politik söylemleri ile son iki ayın cenaze törenleri, yaşamı ucuz çalışmak, ev ve iş arasına sıkışmak ile kirli iç savaşta ölmemek ve karın doyurmak düzeyine indirdikten sonra seçimler yeni bir umut değil de yeni çöküşlerin habercisi gibi algılanmaya başlandı. İnsanlar seçim haber ve yorumları yerine evlenme programlarını izlemeyi tercih etmeye başladılar.

1Kasım seçimlerinin ana ekseni yine Kürt sorunu. Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan birlikte Kürtleri yok saymaya devam ediyor ve Kürt sorunu üzerinden milliyetçilik yarışı yapıyorlar. Sorunu yalnızca iki kişiye bağlamak ve onlar üzerinden çözüm aramak çok doğru değil. Bunda TC Hükümetleri ve onlar kadar İran, Irak ve Suriye de sorumludur.

I Emperyalist savaşta Kürt coğrafyası Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında paylaşıldı. Kürtler siyasal bakımdan bu dört ülkenin egemenlikleri altına alındı ve bir iç sömürgesi haline getirildi. I Emperyalist savaş aynı zamanda ulusçuluk (milliyetçilik) akımlarının hızla geliştiği yıllardır. Burjuva ulusçuluğuna şimdi kısa bir göz atalım:

“Ulusçuluk bir burjuva ideolojisidir. Şovenizm şiddetli ulusçuluktur ve ulusçuluktan ayrılmaz. Proletarya ve komünistler enternasyonalisttir. Ulusçuluğun her biçimine karşıdırlar. İdeolojik planda ulusçuluğun bir biçimi arasında ayırım yapmazlar, bu oportünizm (fırsatçılık) olur. Gerçek bir sanayi proletaryası üstünde yükselen bir komünist partisi, bu köklü burjuva ulusçuluğuna karşı koyabilir.”  (Tırnak içindeki bölümler, Rıza Yürükoğlu’nun Alev Yayınları, Faşizm ve Burjuva Demokrasisi adlı kitabından)

1924 de Komintern, 5. kongresinde Türkiye komünistlerini “Gerçekte proletarya ile burjuvazinin sınıfsal işbirliği yapmalarını savunan “Aydınlıkçı” yoldaşlarımızın yanlışları yeni değildir” diye uyarmıştır. Bugün hangi açıdan bakarsak bakalım, sömürü zinciri kırılmadan, sömürülen ülkelerin, pençesinde kıvrandıkları derin toplumsal sorunlar hiçbir şekilde çözülemeyecektir. Emperyalist ülkelerle sömürülen ülkeler arasındaki ilişkiler, özü aynı kalmakla birlikte zaman içinde değişti, değişiyor da. Proletarya çağında sömürgecilik zayıfladı ve emperyalizm derin bir yara aldı.(Tırnak içindeki bölümler, Rıza Yürükoğlu’nun Alev Yayınları, Faşizm ve Burjuva Demokrasisi adlı kitabından”

Bugün, antiemperyalist savaşım, emperyalizmden ekonomik ve siyasi bağımsızlığı kazanma savaşımıdır. Emperyalistler girdikleri ülkenin burjuva ulusçu egemen sınıfı ile varlar, onlarla ortak, onlarla bütünler. Onları geliştirip onlarla birlikte sömürü mekanizması kuruyor, kendilerine taban yapıyorlar.

1kasımda bakalım, ben emperyalizme karşıyım ama bu bizim ülkenin adamı, ona karşı değilim, milliyetçiliğini savunanlar neyi tercih edecekler, toplumun dokularına yayılmakta olan emek- sermaye çelişkisinin farkına varacak ve güçlü bir işçi sınıfının gelişmekte olduğunu görebilecekler mi?


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.