Siyasi İslamcı Sermaye, faşist saldırılarının dozunu arttırarak, “Emek- Demokrasi” diyen emekçilerden, sosyalistlerden “Gökyüzünü Kansız Göremeyecek miyiz?” diyen barışçı gençlerden, “Savaşa Karşı İnadına Barış” diyen Kürtlerden intikam almaya, can almaya devam etti. Hem de emperyalizmle işbirliğinin kotarıldığı burjuvazinin başkenti Ankara’da.
7 Hazirandan 11 Ekime 694 ölüm yaşandı bu ülkede. Amaç, işçi sınıfı ve halk üzerindeki 12 Eylül faşizminin yorgunluğunu yeni travmalarla devam ettirmek, sömürüyü kalıcılaştırmak.
Barış mitingine Zonguldak’tan ben de gitmek istedim, yalnız miting yorgunluklarını bildiğim için canım gitmek istemedi. Şimdi burjuva medyası, bombalamanın nasıl yapıldığı, ülkede bir gözü dönmüşlük yaşandığı gibi hedef saptırmalar yapıyor. Esas olarak anlaşılması gereken bombanın fitilini çektiren Siyasal İslamcı Sermayenin elini anlamak değil midir?
“Bugün Türkiye, dünya kapitalist ekonomisi içinde, emperyalizm içinde yer almıştır.* Emperyalizm, sermayenin uluslar arası yer değiştirmesidir, bilimsel ve teknolojik bilginin, işgücünün uluslar arası değişimi demektir. Dünya kapitalist ekonomisinin oluşmasıyla tek tek ülkeler artık bir sistemin parçası oldular ve bu sistem uluslar arası kapitalist ekonomik ilişkiler sistemidir, emperyalizmdir. Uluslar arası ekonomik ilişkiler sistemi, uluslar arası iş bölümüne dayanır. İşbölümü demek, herkesin birbirine bağlı, bağımlı olması demektir. Emperyalizm öncesi dönemde mal alışverişi, talan varken bu dönemdeyse sermaye ihracı var artık. Sermaye ihracı, kapitalist üretim tarzının ihracıdır. Dolayısıyla emperyalizmle birlikte dünyanın her tarafında kapitalizm hızla gelişmeye başlıyor. Ekonominin dünya çapında gelişmesiyle emek, uluslar arası sömürüye dönüşüyor ve dünya çapında sömürülüyor.”
Şimdi Türkiye’de rekabetçi kapitalist ekonominin nasıl geliştiğine bakalım: “Osmanlı’da 17. yüzyılda çatlamaya başlayan kapitalizmin tohumları endüstri devrimi sürecine giren Batı Avrupa’nın baskısı altında yerle bir olmuş, kapitalist gelişme tıkanmış ve sömürgeleşme süreci başlamıştır. Emperyalizme bağımlı kapitalist gelişme yolu ta baştan dışa bağımlıdır. Lenin’in emperyalizm yapıtında öngördüğü gibi, Türkiye’yi tam sömürge yapmak isteyen emperyalizme karşı halkımızın verdiği kurtuluş savaşı, sömürgeleşme sürecini sonuna varmadan kırıp atıyor. Ama kurtuluş savaşını burjuvazinin ele geçirmesiyle yani cumhuriyetle birlikte işler sil baştan oluyor. Burjuvazi önce ürkektir. 2. dünya savaşı sonrası emperyalist sermayeye yanaştı, onlara kollarını açtı. Truman doktrini, Marşhal yardımı ve askeri üsleriyle oturdular topraklarımıza. Türkiye’yi ekonomik, politik, kültürel, askersel ağları içine aldılar. İşbirlikçi burjuvazi bu süreçte palazlandı ve devlet kapitalizminin olanaklarıyla hızla gelişti.”
“Türkiye’de yaşanan kapitalist gelişmeyle birlikte devletin rolü de değişime zorlanmış ve değişmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yok gibi olan burjuvazi, 1923 iktisat kongresinden sonra liberal bir siyasetle sanayi burjuvazisinin doğuşu için en elverişli koşulları sağladı. 1929 buhranı, burjuva devletini ekonomiye doğrudan katılma siyasetini izlemek zorunda bıraktı. 15 yıllık devletçilik siyaseti, endüstri burjuvazisinin durumunu oldukça güçlendirdi. Devlet 1950 sonrası, tekellerin ve finans- kapitalin gelişmesinde aktif rol alırken 60 sonrası finans- kapital egemenlik kurma çabalarını yoğunlaşırdı. 70li yıllarda devlet tekellerin eline geçiyor ve devletin gücü ile tekellerin gücü tek bir mekanizmada bütünleşiyor. Devlet sermaye üretimi sürecinde somut görev üstleniyor. Devletin ekonomik eylemleri giderek daha mutlak biçimde finans oligarşisinin çıkarları yönünde oluyor. Finans- kapital karlarını korumak ve ilerletmek, mevzilerini güçlendirmek için devlet aygıtını kullanıyor. Bugün devlet, bu iş için bütçeden doğrudan yatırım, tekellere kredi, sübvansiyon, kontrat, alım- satım, tekellere vergi iadeleri, imtiyaz dâhil çok çeşitli yollar kullanıyor. Devletle tekeller arasında birleşme oluyor ve tüm yüksek bürokratlar (sivil- asker) memurlukları sırasında ya da emekliye ayrılınca, tekellerin yönetim kurullarına oturuyor, tekellerin ajanları da devletin üst katlarında görev alıyorlar. Artık değer, tekelleri zenginleştirmeye akıyor.”
Ankara’daki faşist katliamı, emperyalizmin bugünkü yerli işbirlikçisi Siyasal İslamcı Sermayenin temsilcilerinden ayrı düşünmek olası mıdır, esas olan bombanın fitilini çeken değil, bombaya fitili takandır. Devlette, şimdiye kadar eksikliğini kabul edip istifa eden birini hiç gördünüz mü? Bombayı fitilleyenleri ancak, faşizme geçit vermeyecek olan işçi sınıfının, barışçıların, sosyalistlerin temsilcileri Ankara’da olduğu zaman açığa çıkaracaktır.
*
Tırnak içindeki bölümler, Rıza Yürükoğlu’nun Alev Yayınları, Faşizm ve Burjuva Demokrasisi adlı kitabından.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
