“Savaş Politikalarına Hayır”, “Körfezden Barış Çığlığımızı Yükseltiyoruz!” diyen Gökkuşağı Dergisinin attığı manşet gibi “Barış Emekle Gelecek” ülkemin dört bir yanına.
Ankara’da, Siyasal İslamcı Sermayenin faşist çeteleri tarafından katledilen ilerici, devrimci, sosyalist yoldaşlarımız, Cumartesi günü Türkiye’nin dört bir köşesinde olduğu gibi Zonguldak’ta da anıldılar. Anmaya katılanların üzüntüleri öylesine öfkeye dönüşmüştü ki ağızları bıçak açmadı, kimse slogan atmadı. Onlar, bizim canımız, yıldızlara yolladığımız sınıf mücadelemizin ölümsüz birer neferi oldular.
Geçen iki yazımı faşist katliamın arkasında yatan nedenlere ayırmıştım. Kendisinin ve hükümetinin katliamda siyasal sorumluluğu olmadığını, hükümetin seçim hükümeti olduğunu savunan Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türk İslam Sentezci İdeoloji ile Siyasal İslam’ın elinde büyüttüğü cemaatçi, tarikatçı (bugün 22 cemaatten söz ediliyor) faşist çeteleri, araya DHKP-C’Yİ de katarak, gözden uzak tutmaya, saldırıyı PKK- İŞİD işbirliğine vardırmaya çalışıyor. Neredeyse İŞİD’İ masum göstererek emek örgütlerini, sosyalistleri sorumlu tutacak kadar ileri gidiyor. Ama halk, bu örgütlerin eylemlerini ne kadar sahiplenip sahiplenmediklerini Ahmet Davutoğlu’ndan daha iyi biliyor.
Katliamı doğru tahlil edebilmek için, 13 yıldır devletle kaynaşan İslamcı Sermayenin, işçi sınıfı ile Kürt Halkı üzerinde yükselen faşist baskısını iyi tahlil etmek gerekiyor. Siyasal İslamcı Sermaye, devleti doğrudan yönetmeye başladığı 2002den bu yana, dayattığı tarikat ve cemaat kültürüyle insanların yaşam tarzını gericileştirdi, toplumu inanan, inanmayan olarak böldü. Bu durum karşımıza, ya devrimci durum olarak, ya da faşizm tehlikesi olarak çıkıyor. Bugün devrimci durumdan söz edemeyeceğimize göre Kürt Halkının vermiş olduğu “ulusal” mücadele üzerinden işçi sınıfının ve toplumun bütününün emeğine dinsel, gerici, yobaz ve şoven baskılarla el koyuyor.
“Tekellerin ve finans oligarşinin ortaya çıkması ile ülkelerin gelişmişlik düzeyi ne* olursa olsun, sermaye ihracı gündeme gelir. 1970 ve sonrası Türkiye’de olan da budur. Asya, Afrika ve Batı Avrupa ülkelerine yapılan yatırımlar cılız ve emperyalizmin atlama tahtası olmaktan öteye gidememiştir. Emperyalist devletler kapıyı açmayınca, Lenin’in dediği gibi kapitalizm, içerde derinleşmiş ve yoğunlaşmıştır. Bundan dolayı işçi sınıfı ve kitleler ağır baskı ve sömürü altındadır. Türkiye’de devrimci durumu yaratan sosyo- ekonomik taban üstünde şimdi faşizm tehlikesi sürekli hal alıyor. Sınıfın büyümesi ve dev boyutlara ulaşması, Türkiye’de kapitalizmin varlığını sorguya çekerken gerici egemen çevreler burjuvazinin faşizme tırmanma yoluyla bu halkayı tamamlamaya çalışıyor.”
“Halkın mücadelesi yükseldiğinde, faşizm tehlikesinin de yükselmesi doğaldır. Lenin, bu konuda şöyle diyor: ‘Britanya, savaş öncesinde, dünyadaki tüm ülkelerden çok daha geniş özgürlüklere sahipti. Özgürlük vardı, çünkü orda devrimci hareket yoktu.’ Türkiye burjuvazisi ise kendi burjuva demokrasisini evrimci yoldan bile getiremedi. Çünkü burjuva demokrasisine uzun süre dayanak olacak ekonomik koşullar yoktu. Kapitalizmin en gerici yüzü tekeller ortaya çıkmış, bunlar emperyalizme maşalık etmiştir. Yalnız bu durumda olan sadece Türkiye değil, Yunanistan, Portekiz, Brezilya da aynı durumdadır. Bazıları kurtuluşu sosyal demokrat reformculukta görseler de biz, Portekiz Komünist Partisinin ‘ya faşizm ya sosyalizm’ tahlilini kolayca anlıyoruz.” **
Yüz yıldır sonu gelmez baskılarla ve üç kez faşizmle ülkeyi yöneten TÜSİAD, 2002de devleti ve iktidarı İslamcı burjuvaziye teslim ederek krizini İslamcı yoldan aşmayı denedi. Bir Amerikan projesi olarak kurulan AKP ise baştan ‘ileri demokrasi’ söylemiyle kitle tabanını sağlamlaştırdıktan sonra ideolojik yapısı gereği, Arap coğrafyasına sermaye ihracına yöneldi. Ne var ki Arap coğrafyasına, özellikle Suriye’ye sermaye ihracı yapamadı. Şimdi uluslaşma mücadelesi veren Kürt burjuvazisi ile TÜSİAD arasında sıkıştı. Elindeki pazarı ve iktidarını korumanın telaşı içinde yürüttüğü savaş politikaları ile gençleri cepheye sürüyor, kitle katliamlarına ortam hazırlıyor.
*, ** Tırnak içindeki bölümler, Rıza Yürükoğlu’nun Alev Yayınları, Faşizm ve Burjuva Demokrasisi adlı kitabından.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
