Siyasal İslam, yeni bir seçim zaferiyle, hem de Allahtan istedim bir göz o verdi iki göz misali, istediğinin de ötesinde bir zaferle karşılaştı. Burjuvazinin, Cumhuriyetin başından beri halkı yabancılaştırarak dizayn ettiği seçim sistemine, sınıfsal açıdan baktığımızda aslında hiç de şaşılacak bir durum görmüyoruz.

Geçen haftaki yazımda, zorlama 1Kasım seçimiyle halkın gerçek temsilcilerinin seçme ve seçilme hakkından uzak tutularak seçime müdahil olamadığını, halkın gerçek ihtiyaçlarının seçim gündemini belirleyemediğini dile getirmiştim. Halkımız ne olduğunu pek de anlamadan suni bir terör olgusuyla karşı karşıya bırakılmış kendi öz iradesini sandığa yansıtmaktan uzak, İslamcı burjuvazi ile TÜSİAD Burjuvazisi arasındaki sermaye operasyonlarına alet edilmiştir. Halk seçimleri dışardan, uzaktan izleyerek yabancı kalmıştır. Siyasal İslam’ın kendi iktidarını korumada ne kadar ustalaştığını, PKK ile savaş adı altında Kürtleri nasıl baskı altına aldığını ve Ankara’da 102 emekçinin canının feda edilmesiyle daha neler yapabileceğini de görmek lazım.

Seçim politikasını, Kürt Milliyetçiliğini referans alarak çözüm sürecini bitirme üzerine oturtan MHP liderinin çıkışları ile PKK saldırılarının yarattığı ölüm korkularını değerlendiren ve iki taraf milliyetçiliğinin de ülke için ne kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt ve Türk milliyetçi oylarını AKP’de birleştirme becerisini de görmek gerekir. 1 Kasımda, Türk İslam Sentezci ideolojinin tümden İslamcı sermayeyi tercih etmesiyle, milliyetçiliğin ve siyasal İslam’ın sermayenin ortak ideolojisi olduğunu, aralarında nasıl da yarıştıklarını kanıtlamış oldu. Kürt milliyetçileri, cemaatleri, Kürt Feodalleri, toprak ağaları da 1kasımda Türk İslam Sentezci ideolojinin bayrağı altında toplanmış, Kürt Burjuvazisinin ideolojisinin de milliyetçilik ve İslamcılık olduğunu kanıtlamıştır.

Kendine iktidar fırsatı yaratamayan modernist burjuva partilerse, kuruluş yıllarında Atatürk’ten aldıkları Kemalist feyz ile yollarına devam etmek istemekte, günün bilgi yoğun teknolojik gelişmelerinin yanında üretici güçlerdeki sıçramayı da fark edemeyerek buna uygun politikalar geliştirememişlerdir. Bunlar siyasal İslam’ın temsilcilerinin 7 Hazirandan bu yana topluma ne kadar ağır bedeller ödettiğinin farkında bile değiller. Farkında olsalardı, milyonlarca kendi kitlesini ayağa kaldırmayı bilirlerdi. Burada gerçek olanın geçmişinden alınan güçle yola devam etmek değil, kendi enerjisini keşfetmek ve ortaya koymak ve onunla yola devam etmek olduğunu bilmektir. Bu politikacılar, kendi güçlerini ortaya koyamamış ve risk alarak iktidar yollarını aralayamamıştır. Hal bu ki yığınlar, bu modern burjuva patisinden çok şeyler beklemekteler. Bir de komünistlerin, zamanla ilerici özelliği olan burjuva partilere sağladığı itici güçleri unutulmamalıdır.

Türkiye halkları ve işçi sınıfı seçimlere yabancılaştı dedik. 1Kasımda işçi sınıfını burjuva iktidarlara ve sermayeye satmamış, polisten dayak yemiş bir sendikacı, bir işçi var mıydı? Siyasal İslamcı İktidar, ne zaman ki 10 Ekimde yapılacak mitingin kendisine bir ikaz, kitlelere ve yığınlara yol gösterici olduğunu anladı, işte o zaman Ankara’yı kana bulamaktan çekinmedi. O gün seçimin önü Ankara’da kesilmiş oldu.

Gene üzülüyoruz ki Ruhi Su’yun deyimiyle, ağaç kendisini kesen baltaya demiş ki, ne yapayım ki sapın benden, işte biz de öyleyiz. Sermayeyi iktidar yapan ve orada tutan yine biz, yine bizim emekçi dostlarımız, sınıf arkadaşlarımız. Her birimiz sınıf bilincimizi geliştirip yolda birlikte yürüyeceğimiz yerde, burjuvazinin dümen suyuna kapılıp bizlere dikte ettiği etnik, şoven, milliyetçi ve dinsel politikalara doğru hızla yol almaya devam ediyoruz. Kılavuzumuz sendikacılarımız cemaatçi, dinci, milliyetçi parti ve liderleri oluyor. Hal bu ki “başka dünyaların da var” olduğunu öğrenip bilsek, ne iyi olacak!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.