Meclisteki burjuva partilerinden üçü, 7 Haziranda elde ettikleri % 60’lık çoğunlukla hükümet kurma becerisi gösteremeyişleri, Cumhurbaşkanı RT Erdoğan’ın 1 Kasımda AKP’yi tek başına iktidar yapmasını kolaylaştırmış oldular. HDP ile MHP’nin, koalisyon kurması ise en zor olanıydı. Şimdi iki lider, Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu partilerini iktidar yapamamanın sınavını veriyorlar. Bakalım sonuç ne olacak?

Seçim sonuçlarında asıl değerlendirilmesi gereken “Sınıf Partilerinin” sınıfın ve halkın sorunlarını nasıl özetledikleriyle birlikte, burjuvaziden farklı olarak insanlığa vaat ettikleri dünyanın onaylanıp onaylanmadığının değerlendirilmesidir. Bu seçimi nasıl belirleyenini, Cumhuriyet’te (8 Kasım 15) Türey Köse’nin sorularını yanıtlayan politik psikolojinin önde gelen isimlerinden Prof. Vamık Volkan, Ankara katliamı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Ankara katliamı Türkiye’nin 11 Eylül’ü” oldu. “Amerika’da 11 Eylül saldırılarından sonra 1günde Bush’un desteği yüzde 80-90lara çıktı. Büyük trajedilerden sonra halkta yas tutmama psikolojisi gelişir, kendisinin de ölebileceğini düşünerek güçlü birini arar. Türkiye’de büyük bir korku var. Buna karşı emniyet psikolojisi gelişti. Görünmez düşmanın kuvveti daha fazla oluyor. Halk ruhsal bakımdan parçalandı. Türkiye’de geriye dönüş, mağduriyet hissi ortaya çıkarmakla yapıldı. Mağduriyet psikolojisi büyüyünce halk içinde büyük bir bölünme oldu.”

Esas olarak Siyasal İslam, 24 Temmuzda başlattığı terör stratejisiyle kendini terörle mücadelenin, istikrarın temsilcisi olarak pazarlamayı iyi becerdi ve “iş bilenin kılıç kuşananın” oldu. Yani AKP politik terörden yararlanmasını bildi. İş, ehil kişinin işidir, denir ya işte tam da öyle oldu. İslamcı sermaye, çok daha kararlı ve becerikli davranarak muhaliflerini, CHP, HDP ve MHP’yi köşeye sıkıştırmasını bilerek adeta seçim alanlarından sildi attı.

Hayatın içinde olduğumuzu ve halka en çok temas ettiğimizi söyleyen biz sosyalistler ise seçimleri, “Sınıfsal açıdan değerlendirebildik mi?” Sorusunu sormalıyız. Bir kere 1 Kasımı burjuva seçimi deyip geçerken önemsediğimizi söyleyemeyiz. Burjuva demokratik devrime giden yolda seçimlerin bir aşama olduğunu, halkla ve işçi sınıfıyla temas ettiğimizi, ona siyasal mücadelede asıl hedefin sosyalizm olduğunu becerip anlatabildiğimizi söyleyemeyiz. Kendimizi gereğinden fazla kastık, seçim anketleriyle ilgilendik. Sendikalar, ilericilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin yaşam alanları olduğu halde biz oralarda yoktuk. 1Kasım öncesi propaganda amaçlı Hak İş genel kurulu ile Memur Sen’in 20. kuruluş yılında işçi sınıfı içinde Cumhurbaşkanı R T Erdoğan’ın dışında kimse yoktu. Kendilerini 1Kasımda seçim kazanmaya endekslemiş bu iki konfederasyon, İslamcı sermayeye kucak açıp örgütlü kitlesini AKP’ye taban yaptı. Bizlerin emekleriyle yaratılmış ve meşruiyet kazanmış olan sınıf örgütü sendikalar, ne yazık ki sınıfa düşman siyasal İslam’a hizmet etmişlerdir. 102 canını Ankara’da bırakan KESK ve DİSK ile diğer emek örgütleri ile burjuva demokrat partileri CHP ve HDP arasında bile seçim işbirliği konuşulmamış, partiler üstü politika izlenmiştir.

En baştan sosyalistler 1980 darbesi ile toplumun ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel olarak nereye taşındığını doğru tespit etmek zorundadırlar. Sorunu salt ekonomik ve siyasal açıdan değerlendirmek yetmez. 1890larda Rusya’da “Ekonomistler”in(*) “işçilerin yalnızca iktisadi (parasal) mücadele yürütmeleri, siyasi mücadelenin işçilerin destekleyeceği liberal burjuvaziye bırakılması gerektiği iddiasına karşılık Lenin, ekonomistlerin bu vaazını, “Marksizm’in terk edilmesi, işçi sınıfı için bağımsız bir siyasi partinin gerekliliğinin yadsınması, işçi sınıfını burjuvazinin bir uzantısına dönüştürme çabası olarak görüyordu.” Gene de 1899 da bir grup ekonomist bir manifesto yayınlayarak devrimci Marksizm’e karşı çıktılar ve proletaryanın bağımsız siyasi partisinin yaratılmasından, işçi sınıfının siyasi taleplerinden vazgeçmesini talep ettiler.

Sol partilerin seçim değerlendirmelerini aradım, taradım, ideolojik olarak ekonomizme karşı olmalarına karşın ekonomistler gibi davrandıkları görülüyor. Hiçbirinde kalem, sınıftan yana yazmamış! İşçi sınıfına bilinç kendiliğinden taşınmıyor ki!

(*) Devlet ve Devrim, Eriş Yayınları.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.