1 Kasım seçimi gösterdi ki halkla savaş var; halk paranoya içinde. Kapitalizmle işbirlikçisi din el ele verince insan ve doğa talan ediliyor, yok ediliyor. Hâlbuki dinler insanların huzur ve barış içinde yaşaması için varlar; inananlar temel olarak böyle kabul ediyorlar. Sermaye ise böyle düşünmüyor. Onun derdi tek; olabildiğince çok büyümek, bunun için insanları, çevreyi ve diğer sermaye sahiplerini sömürüyor; tekelleşiyor, tekleşmeye çalışıyor. Dünya bir sermaye grubunun eline geçinceye kadar savaş var. Dinler ise hep güçlüye tabi olmayı, ona sığınmayı ve onun sadakası ile yaşamayı öykündürdüğü için işbirlikçisi durumuna düşüyorlar.

Halk ne dedi 7 Haziran seçiminde? AKP’den rahatsızım, böyle bir Türkiye istemiyorum, barış içinde, bir arada, özgür ve mutlu yaşamak istiyorum, dedi. Fakat ne oldu sonra? Korku dağları korku saldı Anadolu’nun üzerine; mümkünse tüm illere cenazeler gönderdiler Güneydoğu Anadolu’dan. Seçim gününe kadar 453 PKK’lı, 167 güvenlik görevlisi ve 242 sivil olmak üzere toplam 862 vatandaş ölmüş. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim öncesi televizyon konuşmasında 2 bin PKK’lının öldürüldüğünü açıklamıştı.

Yaşadığımız bu süreçte(hâlâ yaşıyoruz) şunu anladık: Ne devlet, ne hükümet, ne PKK ve ne de yabancı güçler barış istemiyorlar. İstedikleri tek şey, halkın elini, kolunu, beynini ve dilini bağlamak. Düşünmeyen, konuşmayan, üretmeyen, sormayan, sorgulamayan bir halk yaratmak. Bu tip insanları gördüm. Nerede derseniz?:Avrupa’nın Ortaçağında. O zamanlarda yaşayan feodal sistemin derebeyleri çiftliklerinde, serf düzeni insanlarının filmlerdeki görüntülerinde. İnsanlar nasıldı? Şöyle bir düşünürsek hepimiz hatırlayabiliriz; aynen robotlara benziyorlardı. Derebeylerinin ve Hristiyan din adamlarının baskıları altına girmiş insanlar, insani tüm özelliklerini kaybetmişlerdi, yaşadıkları veya yaşamadıkları belli değildi. İşte, 1 Kasımda da insanlar bu ruh halinde oy verdiler…

Seçimde AKP yüzde 49.8, CHP yüzde 25.4, MHP yüzde 11.7, ve HDP yüzde 10.7 oy alarak meclise girdiler. AKP 317 milletvekili kazandığından hükümeti kuracak. Hükümeti kuracak ama nasıl hükümet edecek? Hiçte ahlaki, hukuki ve insani olmayan şartlarda, halka rağmen alınan seçimle nasıl hükümet kurulur ve hükümet edilir? Bu hükümetin başbakanı, bakanları, milletvekilleri, parti yetkilileri ve bilhassa Aksaray’da oturan Cumhurbaşkanı nasıl gezecek yurdun içinde ve nasıl uyuyacak? Hiç mi vicdanları sızlamayacak? Türkiye Cumhuriyeti halkı böyle bir duyguyu yaşamadı şimdiye kadar çünkü…Dilerim bir daha yaşamaz!

8.112015 tarihli Milliyet Gazetesi’nin 16. Sayfasında bir haber: Uyuşturucuda Ankara alarmı. Haber şöyle sürüyor: Türkiye’nin uyuşturucu haritasının çıkarıldığını açıklayan UBAM Genel Müdürü İsmail Karakaş, “En yoğun kullanımda Ankara geliyor. Nüfus yoğunluğu nedeniyle İstanbul ikinci sırada. Bunları Antalya, Bursa, Konya, Van, Diyarbakır ve Şanlıurfa izliyor, dedi.

Gazetenin Marmara ekinde ise “Filyos Projesi’ne yargıdan durdurma” başlıklı haber var. İkinci cümle şöyle: Zonguldak’ta 12 bin kişilik istihdam sağlayacak Filyos Projesi çalışmaları, kamulaştırma davaları nedeniyle devam edemiyor”. Haberde ise sadece 12 bin kişilik projeden bahsedilmiş ama projelerin içinde neler var? Hiç bahsedilmemiş. Çimento fabrikaları, termik elektrik santrallerinin ne kadar kirletici ve sağlıksız olduğu yazılmamış. Sanki böyle bir olanak var ama halk engelliyor. Nasıl bir ruh hali yaratıyor bu haber tarzı?

Devlet ise uyuşturucuyla mücadele etmek için uzman köpekler yetiştiriyor ama sormuyor, bu ülkede uyuşturucu neden içiliyor; bilhassa başkent Ankara neden birinci? İstanbul ikinci, Bursa üçüncü, Konya dördüncü ve Güneydoğu’nun tüm illeri neden ön planda diye?


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.