Bu konuda değerlendirmeye girmeden önce anneleri, babalarımızı ve devlet büyüklerimizi ilgilendiren bir konuya değinmek istiyorum: Son günlerde trafikte özel otomobillerin öndeki koltuklarında bebek ve çocuk yaşlarındaki küçükleri ayakta veya kucakta giderlerken görüyorum. Yasalara ve kurallara göre de böyle yolculuk yapmanın sakıncalı ve yasak olduğunu da bilmekteyiz. Gelecekte herhangi bir yaralanma veya can kaybı olmaması için gereken özeni göstermeleri en önemli dileğimdir…
Şimdi gelelim asıl konumuza: “Kâğıthane’de mutluyum”.
Geçen hafta İstanbul Kâğıthane’deydim. Zaman zaman yaptığım gibi, fırsat bulduğumda Kâğıthane Deresi’nin çevresinde bulunan park ve bahçeleri gezmeye çıktım, ana kapıdan içeriye girmeden bir tabela gördüm, şöyle yazıyordu: “Kâğıthane’de mutluyum”. Bu düşünce çok dikkatimi çekmişti. Demek ki Kâğıthane Belediye Başkanı Kâğıthane’de yaşayanların böyle düşündüğünü öğrenmişti veya kendisi yaptıklarından memnundu ve hemşerilerinin de böyle düşündüğünü biliyordu. Veya böyle bir algı oluşturmak istiyordu…
Gelelim Kâğıthane’nin son yedi yılına: Benim gözlemlerim:
Yedi yıl önce ilçenin merkez görüntüsü tıpkı bir döküntükente benziyordu. Her yapı çok bakımsız ve eski gibiydi. Bu ne demekti? Kentin merkezinin ticari, fiziksel ve sosyal gelişmesi olamamıştı veya mülkiyet yapısı değişime, dönüşüme pek izin vermiyordu. Ama son yıllarda devlet kurumları, yüksekokullar ve büyük alış-veriş merkezleri çok hızlı binalarını yaptılar ve yerleştiler. Hâlâ da bu yatırımlar sürüyor kentsel değişim plan ve programlarıyla birlikte.
Sanıyorum ki ilçe merkezi halkının istekleri doğrultusunda ve çarpık yerleşmeye izin vermeden dönüşmesi ve yenilenmesi mutlu etmiştir.
Kâğıthane’den hareketle kendi kentlerimize (Zonguldak-Kozlu) gelirsek, nasıl bir algı çıkar ortaya? Bunu çok iyi ve adaletle çizmeye çalışalım…
Geldiğimiz teknik ve ekonomik koşullar içinde tüm miadı dolmuş bina ve çevrelerin yenilenmesi gerekiyor; halkın sosyal, ekonomik ve kültürel faydaları doğrultusunda. Fakat şehirlerimizde ekonomik, sosyal ve kültürel birikim çok gelişmediğinden ve yerel yönetimler küçük bir azınlığın emrinde olduğundan, toplumsal fayda dip seviyelerde hayat bulabiliyor. Sonuçta çarpık, çıkarcı ve insanı ezen, yok sayan bir manzara ortaya çıkıyor. Bu genel anlayışa göre Kozlu merkezi masaya yatıralım:
Ben Kozlu’ya yerleşeli yaklaşık 25 yıl oldu, 50 yıl öncesini de biliyor sayılırım. Kozlu merkezi 50 yaşındaki binalar ve 100 yaşındaki yollardan oluşmaktadır. Binalar küçük küçük, yollar ise çok dardır. İşte bu fiziki iskân şartları yenileşmeye ve modernleşmeye hiç uygun değildir. Tüm eski yerleşim alanlarının yeniden parselasyona tabi olması gerekir; gerekirse iki dar sokak yerine bir cadde, küçücük bina arazileri yerine en uygun büyüklükte bina arazileri sağlanabilir. Bunun için kentsel dönüşüm gereksinimi olan binaların sahiplerinin kolektif hareket etmesi ve Belediyenin de yardımcı olması, güvence vermesi gerekecektir.
Gelelim yeni Kozlu’ya: yeni Kozlu Eski Postaneden sonra başlayarak deniz tarafına yapılan binalardan oluşuyor. Bu binalar genellikle son 25 yıl içinde yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Bu bölge tamamen dolgu olmasına rağmen 1999 depremlerindeki mevcut binalar iyi sınav verdiler. Fakat çok katlı ve sık yapıldıklarından Eski Kozlu’nun önünü tamamen kapatmış oldular. Hâlbuki mimar Sayın Turan Demirtaş’ın değerlerine göre ya hiç olmamalıydılar veya tek veya iki katlı olmalıydılar. Çünkü Kozlu nefes alamaz duygusuna kapılıyor! Eski küçük sanayi arazisindeki yapılanma ise midemi bulandırıyor!..
Bizlerde Kâğıthaneliler gibi insana saygılı bir kentte yaşamak istiyoruz; ancak öyle mutlu olabiliriz. Önce insana saygı…
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
