2015 yılının Kasım ayı sonuna kadar 259 kadın öldürülmüş Türkiye’de. Bu sayı dünya birinciliğini zorluyor. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a göre ise ilk 10 ayda öldürülen kadın sayısı 346. Peki, kadınlar erkekler tarafından neden öldürülüyor?

İnsanlığın tarihi tam olarak bilinmese de tarihi bulgular ve belgeler epeyce bilgi seriyor insanlığın önüne. İnsanlık tarihi genel olarak dört döneme(çağa) ayrılıyor; ilkel komünal dönem, köleci dönem, feodal dönem ve kapitalist dönem. İlkel komünal dönemde insan sayısı çok az ve birbirlerine çok ihtiyaçları olduğu için dayanışma ve yardımlaşma yoğun seviyede bir yaşam var. Çünkü vahşi hayvanlara karşı birlikte korunma başta olmak üzere yiyecekleri de paylaşmak gerekiyordu. Bu ortamdaki yaşamda kadın ve erkekler her konuda eşit haklara ve sorumluluklara sahiplerdi; kadın anatomisi ile erkek anatomisi arasında çok az fark vardı; çünkü iki tarafta aynı işleri yapıyorlardı. Demek ki, kadın ve erkekler arasında iş ayrımına gerek yoktur; hafif veya ağır işleri de yapabilirler.

Cinsler arasında ayırım ve farklılaşma ise iş bölümü ile başladı; kadınlar çocuklara bakmak için eve yönelince ev işleri kadına kaldı, av işleri de erkeklere. Bununla birlikte kadınlar kulübelerinin yakınında bulunan toprakları ekerek çeşitli sebze ve meyveler de yetiştirdiler, bu konuda uzmanlaştılar. Erkekler de av işlerinin yanında vahşi hayvanları evcilleştirerek hayvancılık yapmaya başladılar. Böylece iş bölümü bir adım daha ileri gitti.

İlkel komünal sistemi yıkan ise köleci sistem oldu. İnsanlar ikiye ayrıldılar; üreterek yaşayan insanlar, çalarak ve öldürerek yaşayanlar. İşte, bu düzen hâlâ sürüyor!.. Çalarak ve öldürerek yaşayanlar üretenlerin ellerinden ürünlerini aldılar, yetmedi onların kadınlarını ve erkeklerini de aldılar ve ya sattılar veya kendileri köle olarak kullandılar. Böylece sınıflı toplum doğmuş oldu. Başta zengin vahşiler, askerler, üçüncü sırada serbest kişiler(köylüler ve esnaflar, zanaatkârlar), son olarak da köleler…

Feodal sistem ise tek tanrılı dinlerin yayılması ile doğdu. Yapı olarak köleci sisteme benziyordu; bu sistemde kölelerin yerlerini serfler aldı, esnaf ve zanaatkârlar yine var, köylüler kısmen var, askerler, din adamları ve derebeyleri… Düzen içeridekileri sömürerek, dışarıdaki varlıkları yağmalayarak, öldürerek sürüyordu. Din adamları da bu düzeni kutsuyor, karşı çıkanları dinsiz sayıyor, çeşitli cezalarla cezalandırılmalarını istiyorlardı.

Kapitalist düzeni ise hâlâ yaşıyoruz. Bu kez kölelerin, serflerin ve hatta köylülerin yerlerini işçiler alıyorlar. Sistem büyük burjuva, küçük burjuva, devlet memurları, askerler, köylüler ve işçiler olarak sınıflara ayrılmış durumda. Tüm düzenin yükünü köylüler ve işçiler çekiyorlar; diğerleri ise büyük oranda el koyarak yaşıyorlar. El koydukları değere de KÂR diyorlar. El konan değerler biriktirilerek SERMAYE haline geliyor. Sermaye dünyanın tüm varlık ve emeklerine el koyarak büyüyor, tüketiyor ve kirletiyor. Kendi varlığını büyütmek ve korunmak için savaşlar çıkartıyor, kalitesiz mal yaparak tüketimi hızlandırıyor, bilimsel gelişme ve yayılmaların önüne engeller koyarak cahilliği çoğaltarak ömrünü uzatıyor.

İşte, tüm bu sınıflı sistemlerde kadın ikinci hatta üçüncü sıralarda hayatını sürdürüyor, eziliyor, öldürülüyor, sömürülüyor. O zaman ne yapmalı? En başa geri dönmeli; ilkel komünal sisteme. Yani komünizmden, sınıfsız bir toplumdan başka bir düzende kadınlar kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdüremezler. Bunun için önce bir “kadın hakları ve sorumlulukları partisi” kurmalı ve bu çatı altında örgütlenmeliler. Sonra hayatlarını mutlaka çalışarak, üreterek sürdürmeliler. Ve her ikisini de kaliteli ve sağlıklı yapmak için en yüksek bilimsel bilgiyle donanmalılar.

Aslında erkekler de kadınlar gibi mağdurdurlar, bunalım içindeler; asıl suçlu sınıflı düzendir.

Haydi, “en iyi savunma saldırıdır”,kurun kendi partinizi, kurtulun erkek egemen(köleci) bu yaşamdan, kazanın eşitlik ve özgürlüklerinizi!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.