Ahlakı şöyle tarif ediyor sosyal bilimciler: “Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma; başkalarına da kendine yapılmasını istediğin gibi davran”.
Yeni Şafak Gazetesi’nin ABD’li araştırma kuruluşundan aldığı araştırma sonuçlarına göre insanların 10’da 8’i bir dine inanıyor; 6,9 milyarlık(2010 yılı) dünya nüfusunun yüzde 32’si Hristiyan, yüzde 23’ü Müslüman, yüzde 15’i Hindu, yüzde 10’u Budist, yüzde 16’sı dinsiz, binde 2’si Yahudi ve kalanı diğer dinler mensubu.
Müslümanların peygamberi Hz. Muhammet, “ben sizin ahlakınızı tamamlamak için görevlendirildim” demiştir. Demek ki dinler ahlaklı bir toplum yaratmak için varlar. Peki, tek tanrılı ve ilahi olduğuna inanılan dinlerle, 2500-3000 yıldan buyana ahlaki gelişme ne kadar sağlanmıştır. Bunun yanıtını herkes kendi aklı ve vicdanına göre verebilir. Bana göre ne kadar ilerleme sağlansa da ekonomik sistem tüm gelişmeleri çürütüyor, öldürüyor ve yok ediyor. Hatta bazı ilahi din sahibi olmayan veya hiçbir dini inanışı olmayan halklardaki ahlaki gelişme daha yüksek seviyelerde olduğu da ileri sürülebilir. Örneğin: Aborjinler’deki oyun kurallarına göre kazanmak veya kaybetmek gibi bir olgu yokmuş, Afrika’daki bir yerli kabilede, toplumda hiyerarşik yapı yokmuş. Bu iki olgu ilkel dediğimiz kabillerde geçerli; herhalde hâlâ buralarda ilkel komünal düzen geçerli.
Peki, insanlarda ahlak bozulması ne zaman başlamış? İlkel komünal düzenden sınıflı düzene geçtiklerinde. Bu sınıflı düzenler neler? Köleci düzen, feodal düzen ve kapitalist düzen. Köleci düzene nasıl geçilmiş? Silahlı insanların silahsız ve güçsüz insanların elini, kolunu ve ayaklarını bağladıklarında. Kölelerin toplumdaki yerleri hayvanlar seviyesinde; pazarda alınıp satılabiliyorlar, her yerde karın tokluğuna çalıştırılıyorlar ve istenirse cinsel obje olarak kullanılabiliyorlar. Bu durum çok az da olsa hâlâ var mı bu dünyada? Var. Köleci düzende de çeteler, gruplar, beylikler veya devletler diğerlerinin ülkelerini zapt ediyorlar, mallarına, kadınlarına, çocuklarına ve erkeklere de el koyuyorlardı veya onları öldürüyorlardı.
Tüm ilahi dinler köleci düzen içinde var olmuşlar, insanlığa yön vermeye başlamışlardır. Fakat hepsi de köleliği, sınıfsal düzeni kabul etmişler, zenginliği kutsamışlardır. Hâlâ daha kutsamayı sürdürüyorlar! Din adamları din evlerinde, sokaklarda ve mekânlarda zenginlerin ellerini, eteklerini öpüyorlar. Karşılarında el-pençe duruyorlar. Dince günah olmasına rağmen bilgilerini parayla satıyorlar. Devlet adamları da öyle! Zenginlerin karşısında iki bükümler. N e demişti rahmetli Cumhurbaşkanı Özal? “Ben zenginleri severim”.
Bu silahlı güçlülerin güçsüzlerden insan, mal gaspı ve katliamları feodal düzende de sürmüştür, kapitalist düzende de sürüyor.
Demek ki, Kadeş’ten bu yana tüm savaşlar bir ekonomik paylaşım savaşıdır. Yüz milyonlarca insanın ölümüne, sakat kalmasına, doğanın, mimarinin ve emeğin yıkımına neden olmuş, olmaktadır. Peki, bu yıkımların en çoklarını kimler yapmış, yapıyorlar? Ekonomik veya militarist gücü olanlar; Türkler, Romalılar Büyük İskender’in halkı, Osmanlılar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar, İspanyollar, Portekizliler, Japonlar, Flamanlar ve Ruslar ekonomik ve silahlı güçlerine dayanarak dünyanın diğer halklarını, ekonomilerini tahakküm altına almışlar, alıyorlar; doğalarını en acımasızca sömürüyorlar. Bunlara en büyük ve en dokunulmaz olarak 1950 yılından sonra ABD’de katılmıştır.
Ne yazık ki bu devletler ve halkları dünyanın en medeni, en kültürlü ve en bilgili halkları olarak tanınıyorlar(!) peki, bu ülke insanları bizler “ahlaklı insanlarız” diyebiliyorlar mı? Diyorlarsa, neden Ortadoğu’nun, Afrika’nın ve dünyanın diğer yoksul halklarının oturdukları yerlerdeki madenlerin kendi devletlerince gasp edilmesine, insanlarının öldürülmelerine göz yumuyorlar?
Ne demişti rahmetli Başbakan Bülent Ecevit? Toprak ekenin, su kullananın… Ne diyor Kuranı Kerim’de “rızkın en hayırlısı elin emeğinden olandır”.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
