Paşabahçe Şişe Cam işvereni, 34 işçiye lokavt uyguladı. Lokavta karşılık işçiler de 23 Aralıkta grev başlattı. Şişe Cam’da yetkili sendika Kristal İş’tir. Doksandaki madenci grevi ve KESK’İN örgütlenmesi deneyimimizden hareketle beş on arkadaş toplanıp 15 Ocak 16 günü Şişe Cam İşçisini ziyarete gittik. Aldığımız bilgiye göre, işçiler, greve Beykoz’daki Kristal İş genel merkezinde devam ederlerken yönetim, işvereni aşamadığından, işçileri çevik kuvvetle sendika binasından dışarı, sokağa attırıyor. Şimdi işçilere Beykozlular sahip çıkıyor. Halktan biri kendilerine grev süresince içinde barınabilecekleri, yatıp kalkabilecekleri, dinlenip yemek yiyebilecekleri 25 kişilik bir araç, minibüs veriyor. Sokakta ateş yakıp ısınıyorlar.
İşçiler, 12 arkadaşımız mahkeme yoluyla hak aramayı tercih ederken, biz 22 kişi şimdi açlık grevi başlatarak hakkımızı almak ve işe iade edilmek istiyoruz. Biz bütün engellemelere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz, aşımızı büyütmek için uğraşırken haksız yere işten atıldık diyorlar. Taleplerimiz karşılanıncaya kadar buradayız. Ekmeğimizin peşindeyiz. Paşabahçe işçilerinin halka yazdığı mektupları biliyor ve bunun bilincindeyiz. 2002 grevini Beykoz halkı ile birlikte başardık. Zafer direnen Şişe Cam işçisinin olacak, diyorlar. DİSK ve KESK ile sosyalist ve komünist partiler bizi en çok ziyaret ediyorlar, fakat birleşerek gelmediğiniz için size de sitemkârız, diyorlar.
İşte Türkiye’den darbe sonrası bir işçi- işveren- sendika ilişkileri klasiği ve Şişe Cam İşçisinin dramı. Sendikalar namerdin elinde, işçiler ve aileler perişan, savaşlar her gün on, yüz can birden alıyor, bir cana dokunabilen bile yok.
* * *
HAYATA DEĞER KATABİLMEK
“İçinde yaşadığımız dünya (Doğa), kendini “vermek” üzerine yapılandırmıştır. Alma konusunda ise utangaçtır. İstemez! Çoğu insan, bu istememenin farkında bile değildir. Onu hoyratça, vahşice, acımasızca sağar. Oysa yaşam hep alıp vermedir. Alıyorsan vermen de gerekir. İnsanın hayata ve dünyaya vermesi, ona değer katmasıdır” diyor Mehmet Semih Söylemez ve devam ediyor. “Kişiler ve kurumlar hayata değer katabiliyorlarsa kendileri de bir değer olurlar. Mimar Sinan Selimiye’yi inşa ederek, Cervantes Donkişot’u yazarak, Leonardo Monaliza’yı yaparak, Beethoven 9.senfoniyi besteleyerek, Pastör kuduz aşısını bularak hayata değer katmışlardır. Geleceği düşünenler, gelecek felsefesini bu bakış açısıyla yapılandırmak zorunda. Alıp verme arasında denge kurulamazsa, sürdürülebilir dünyaya kavuşamayacağımız için gelecek nesillerin alabileceği hiçbir şey kalmayacak.
“Hayata ve dünyaya, onu paylaşan her varlığa saygı duymak ‘vermek’tir. Hayata değer katmak, hayata saygı duymakla başlar. İş dünyası ve aktörleri, gelecek denilen sahnede yer almak istiyorlarsa “Hayata Değer Katmak” zorundadırlar. Yoksa onlar sahneyi uzaktan gören bir koltukta izleyici olacaklardır. (Mehmet Semih Söylemez, 12 Ocak 16, Duygusal Sermaye)
Marks’ın dediği gibi, emperyalist ve yerli işbirlikçi sermayenin politik aktörlerinin bir cana dokunmasını, hayata değer katmasını bırakın da gölgesi olmayan ağacı bari kesmesinler. * * *
“Öğretmenlik dışında çok az meslekte bir cana dokunursunuz, hele de öğrencinin yaşı küçüldükçe cana dokunuş daha büyür.” diyor Doğan Cüceloğlu ve okul öncesi öğretmenlikte okuyan üniversite öğrencisi Berna Seyrekbasan’ın kendisine yazdığı mektubu örnek veriyor;
“Ufak bir kalbe, bir insanın yetiştirilmesi ve insanlığın geleceğine dokunduğumun farkındayım. Bu, çok dikkatli olmayı gerektiriyor. Aman alt tarafı bir çocuktur, deyip dikkate almadığım beş yaşındaki insana söylediğim bir kelime, onun bütün hayatını etkileyebilir. Bu mesleği çok istememin nedeni, büyük insanların hayat karmaşasından, biraz da olsa sıyrılıp, çocukların yalansız, çıkarsız, saf ve temiz dünyasında nefes alabilmeyi istemem. Ama bundan önce içimdeki karışıklığı çözümleyebilmem, kendimle ve büyük resmimle tanışabilmem gerekiyor. Her insanın kendi içinde kocaman bir dünya vardır ve hiçbir zaman kötü yoktur. Kötülüğü oluşturan şartlar vardır. Her şey çözülür, yeter ki kalplerimiz sevgiye ve öğrenmeye kapalı olmasın.” Doğan Cüceloğlu ekliyor, “Ben bu ülkenin gençlerini ve öğretmenlerini seviyorum ve onlara güveniyorum. Evet, inanıyorum, onların kalpleri sevgiye ve öğrenmeye kapalı olmadığı sürece çocuklarımızın yüzleri gülecektir.” Bu cana dokunuşa ne desek?
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
