Kitleleri kendine çeken, lâfazanlık yoluyla onların en acil ihtiyaçlarına ve isteklerine seslenen, kitlelerin kökleşmiş önyargılarını alevlendirmekle kalmayıp onların duygularına, adalet anlayışlarına, hatta bazen de devrimci geleneklerine el atan siyasal ideolojinin ne olduğunu 1980 darbesinin zindanlarını doldurup işkencelerden geçenler iyi hatırlayacaklardır.
Yukarıdaki cümleler, Dimitrov’a ait. Georgi Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe’de Alman faşistlerini şöyle anlatıyor: “Alman faşistleri, büyük burjuvazinin uşakları ve sosyalizmin düşmanları, neden kitlelere kendilerini sosyalistler olarak tanıtırlar? Yönetimi ellerine geçirdiklerinde devrim yaptık, derler? Çünkü Alman emekçilerinin yüreklerindeki devrime olan inancı ve sosyalizme yönelme isteğini sömürürler de ondan.”
Bu cümleler, 1970’lerde beş bin insanın öldürülmesine göz yuman ve darbe yapmak için uygun ortam bekleyen, Faşist Kenan Evren’i, ona mektup yazan Vehbi Koç’u anlatıyor. Dini, imanı para olan TÜSİAD’I, sosyalistleri iktidardan uzak tutmak için cemaat ve şeriat özlemcisi Siyasal İslamcı sermayeye kendi elleriyle teslim eden Kemalistleri anlatıyor.
Türkiye’de AKP’nin 13 yıl boyunca toplumu faşizan yöntemlerle yönetmesine, eğitimi dinselleştirme gayretine, gençliği şeriatın kitle temeli yapma çabasına rağmen, buna direnen bir gençlik görüyoruz. Açlık grevlerinde direnen işçiler görüyoruz. TV8’de yayınlanan “O Ses Türkiye” yarışmasında gençlerin seslendirdikleri şarkı ve türküleri dinliyorum. Yarışmacıların hemen hepsi alevi deyişlerini, devrimci, demokrat, sosyalist sanatçıların üretimi olan eserleri seslendiriyorlar. Demek ki gençlik daha elden gitmemiş, onlar devrimci, demokrat ve yurt severlerin türkülerini, fikirlerini yarına taşıyorlar, kimse de onları engelleyemiyor. Eksik olan bizim ellerimizin onlara uzanıp dokunamayışıdır.
On iki Eylülden bu güne bütün yöneticilerine bakıyoruz: Ayırımsız, tümü ikballerini emperyalistlerin çıkarlarına hizmete bağlamış olmalarına karşılık kendilerini kitlelere şimdi mağdur edilmiş bir ulusun kahramanı gibi tanıtıyor, kitlelerin ulusal duygularını ateşliyorlar. Halkın burjuvaziye, bankalara, patronlara karşı beslediği kinden yararlanıp siyasal olgunluğa erişememiş kitleleri kandıran sloganlar yayıyorlar. Başkanlık sistemi uğruna, Ortadoğu’yu ve Kürt coğrafyasını savaşa sürüklüyorlar, savaşın üstünü örtmek için de basını susturuyorlar. Faşizme özenen yönetici klik, eski burjuva partilerini terk etmiş ve hayal kırıklığına uğramış kitleleri kendi partisinde örgütlemeyi başarıyor. Eski burjuva hükümet ve partilere yönelttiği hücumlar ve takındığı uzlaşmaz tutumla kitleleri etkilemeye devam ediyor ve bunu başarıyor da. İşsiz ve yaşama garantisi olmayan, karamsarlığa kapılmış küçük burjuva kitleleri, emekçileri toplumsal ve bağnaz demagojinin kurbanı yapıyor.
Bölgemizde ve Türkiye’de sermaye emekçi kitlelere azgın şekilde saldırmaya devam ediyor. Dizginlenmemiş bir bağnazlık ve canavarlık bölgede hüküm sürüyor. Her gün onlarca Suriyeli, Iraklı, Türkmenistanlı, Azerbaycanlı mülteciler Avrupa’ya geçebilmek için Ege’nin sularında can verirken silah tüccarları, ölen çocukları propaganda amacıyla kullanıyorlar. Siyasal İslamcı sermaye, faşist yöntemlerle sendikal yaşamı ele geçirmiş, sendika yöneticileri üzerinden işçilere grev haklarını kullandırmamaktadır. Kendi emekçi basınını kurmasına izin vermiyor, gerici örgütlere girmeye zorlamaktadır. Gençliğe bir yandan umut aşılarken diğer yandan onları şiddete yöneltiyor. Yerel yöneticilere kanunları değil, iradelerini kullanmaları salık veriyor.
İşçi sınıfının temel görevi, sermayeye karşı dışardan verilen savaş ile içerden verilen savaşı birleştirmektir. Bunun yöntemini, işçi sınıfı kendi içinden çıkardığı militan işçileri bir şekilde bulmalıdır. Böylece sermayenin zorbalığının kitle temeli parçalanır. Kahrolsun sermaye ve onun işbirlikçileri, demek yetmez.
*Bu makalede, Faşizme karşı birleşik cephe’den yararlanılmıştır.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
