Fotoğraf Sanatçısı Nadir Özsoy, Zonguldak’ta Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Sergi salonunda, “13 Renk 13 Mekan” temalı Karma sergisini açtı.Susma Gazetesi İmtiyaz Sahibi Sevim Arı, Özsoy ile sergi konusunda düşüncelerini aldı.
Sevim Arı: Sergi hakkında bilgi alabilirmiyiz?
Nadir Özsoy: Öncelikle sergi açmaya karar verdiğimde Zonguldak’ta bir konulu sergi açayım dedim. İnsan mekan ilişkilerinin olduğu daha çok 6 tane örneğini gördüğünüz grafiker fotoğraflar insan mekan olduğu, sonra düşündüm kü yaklaşık 9 yıldır Zonguldak’ta kişisel fotoğraf sergisi açmamışım. Bunu bir borç gibi düşündüğüm için Zonguldak’a bir genelleme yapalım karma olsun dedim, ondan sonra grafik, geometrik insan mekan ilişkilerini daha sonra açarım diye düşündüm. Daha fazla baskıyı sergileyebilmek için bu salonu seçtim. 48 tane baskı yaptık, 40 tanesini sergiliyoruz. Serginin isminde anlaşılacağı gibi yaklaşık 13 renk 13 mekan 13 ülkeyi anlatıyor. Bunların içerisinden de bir tanesi Türkiye, başka ülkelerden koymadık fotoğrafları. Biraz da değişiklik olsun diye, fotoğraf ne kadar büyürse görsel gücü daha güzel görünüyor diye belki ilk defa 1 metreye 70 santim fotoğraflar yaptık. Birde yine ilk defa olarak bez baskı yaptık. Bunun artıları eksileri oldu tabii netleme açısından. Bazı fotoğraflarda netlikden baya bir kayıp oldu, yoksa gerçekte fotoğraflar baskılardan en az 2-3 kat daha net. Çok fotoğraf vardı, seçmek için çok uğraştık. Yaklaşık 250 bin fotoğraf var arşivde, onlar arasından seçtik fotoğrafları. Aralık ayında açacaktık sergimizi ama yetişemedik birde baskılarda hatalı baskılar geldi onlar tekrar gönderildi 1o tane fotoğraf için bekledik.
Sevim Arı: Sergide hangi ülkelerden fotoğraflar bulunuyor?
Nadir Özsoy: Sergimizde, Hindistan, Lavos, Taylant, Kamboçya, Nepal, Suriye, Yunanistan, kuzey ülkelerinden Norveç, Finlandiya, İzlanda, Türkiye, Küba’dan fotoğraflarımız var. Küba’yı özellikle bekliyorum oraya daha uzun bir seyahat yapmak için.
Gittiğiniz ülkelerden fotoğrafçı olarak en çok hangi ülkeden etkilendiniz?
Öncelikle geçmişte en büyük ukdelerden biri lise yıllarında Küba’ya gitmiş olmak ve orada o havayı solumuş olmak lise yıllarında bizim için bir ütopyaydı. Küba, Nepal’den etkilendiğimi söyleyebilirim. Birde şöyle bir var, fotoğrafçılarda gezginlik vardır. Bende de fotoğrafçılıktan önce gezginlik vardır. Hangisi birbirinden baskın halen açıklayamıyorum ama gezginlerin söylediği şeye yüzde yüz inanıyorum ben biz ruhu olan kentleri seviyoruz. Mesela Katmandu, hippilerini o dönemini anlatıyor, oranın egzotik havası her daim sizi davet eder. Ben 3 sefer gittim gene gideceğim. Ortadoğu’da her kez başka şehirler söyleyebilir ama benim için Halep’tir kendine orijinal kent. Ben kendine has ruhu olan şehirleri seviyorum. Birde ben Küba, Nepal, Laos çalıştım. Bu ülkelerde çok rahat çalıştım. Bu ülkelerde insanlar çok sıcak sizi evlerine davet edebiliyorlar.
Her fotoğrafın bir hikayesi vardır mutlaka bu sergide hangi fotoğrafın hikayesi daha etkili?
Evet hepsinin bir öyküsü var. Özellikle ceset yakma fotoğrafları var. Çok açıklayıcı şekilde anlattım fakat fotoğraflarda gösteremiyorum daha vahşi olanları da var. Onlardan daha sonra size bahsederim. Hindistan’da ceset yiyen bir kavim de var. Onlara yaklaşmanız mümkün değil tabi. Ben gitmeden yaklaşık 1 ay önce gideceğim ülke hakkında iyi bir ders çalışırım. Çok iyi bir arşivim var onu söylemeliyim. Birde incelerim, kim neyi çekmiş ben ne yapabilirim diye. Birde son zamanlarda bende oluşan bir şey var, ekip döndükten sonra ben 1 hafta daha kalmak istiyorum iznim ayarında, o 1 hafta o ülkeyi tanımış oluyorum birde zamana karşı yarışmıyorsunuz. Nepal’deki o insanları yakma yerleri, insanların evlerinin içine girme gibi. O son bir hafta inanılmaz verimli oluyor. Nokta atışı yapabiliyorsunuz, o çöpçü kadınları çekebilmek için turist kafilesiyle gelseniz onların hiçbirine ulaşamazsınız. Tahmin ediyorum ilk çekenlerden biriyim ben Türkiye için söylüyorum. Çünkü otelde kalmadık pansiyonlarda halkın içinde kaldım o fotoğrafları çekebilmek için. Gece saat 3 de katlınm o insanları çekebilmek için. Onlarla 3 gece çalıştım. Nepal’de yaşamda gece saat 3’de başlıyor. İbadet 3 de başlıyor o insanlar meydanlara tapınaklara o çiçekleri sunmak için gece 3 de gelmeye başlıyorlar. O yüzden onu yaşamak için oraları biraz araştırmak ve içlerinde kalmak lazım. Mesela erkeklerin kutsama günü diye bir şey bilmiyordum. Tüm bunlar oralarda o insanlarla iç içe yaşayarak öğreniliyor. İyi fotoğraf çekebilmek için onlardan biri olmak zorundasınız. En önemlisi de onların kültürüne saygı göstermek zorundasınız, değiştirmek gibi değil. Nepal’de ayıp karşılanan bir şey bizde olağan karşılanabilir, onlarda olağan olan bizde ayıp karşılanabilir. Bütün kültürlerin birbirlerinden farkları var. Onlara saygı duyup onlarla iç içe yaşamanız lazım bence iyi fotoğraflar ancak o zaman çıkıyor.
Birçok ülkeye gidiyorsunuz, maddi olarak da çok külfetli olmuyormu?
Ben dünyanın en pahalı 3 ülkesine çok cüzi bir bütçeyle gezdim 2009 yılında. Norveç, Danimarka ve İsveç’te kaldım. O 3 ülkeye bütün maliyet hepsini 1500 TL ye halletmiştim. Biz gittiğimiz ülkelerde ev kiralıyoruz, biz Küba’da da hiç otel kullanmadık. Ev kiraladığımız için maliyeti bize çok düşük oluyor. Bu ülkelerde arabayı da biz kullanıyoruz. Havaalanında hemen aramızı alıyoruz, o ülkelerde dışarıda yemek yemek çok pahalı, birde kuzeye giderken birde yemek listesi çıkarıyoruz kendimize, herkes üstüne düşeni alıyor. Kuzey ülkelerine gittiğimizde böyle bir şey yapıyoruz ama Güneydoğu Asya’ da mecbur otel kullanıyoruz, Ortadoğu’da da otel kullanmak zorundasınız. Oralarda ev pansiyonculuğu yayılmamış birde Hindistan’da hijyenik anlamda da sıkıntı oluyor o nedenle mecburen otel kullanıyorsunuz. Ucuza getirebilmek için birde uçak biletlerimizi çok erken alıyoruz. Bazen 9-10 ay önceden aldığımız uçak biletlerimiz oluyor. Mesela ben aynısını bu yıl için düşünüyorum, şimdiden aldığım bilet var. Kısaca her konuda ekonomik gitmeye çalışıyoruz, başka türlü bunu karşılamak mümkün değil. Birde emekli olup gezen gruplar var. Türkiye’de artık gezme çok gelişti. Alp Dağlarına gidip de lise mezunu bir genç kıza rastlayabilirsiniz. Dünyanın her yerinde de Türklere rastlayabiliyorsunuz. Gezme konusunda artık çok seçeneğiniz var. Uçakları araştırabiliyorsunuz, önceden otel kiralayabiliyorsunuz, herhalde şunu diyebilirim ki Küba’da Türkiye’den gidip de otelde kalmayan ender gruplardan bir tanesiyiz biz. Birde şunu söylemeliyim. Böyle bir şeye niyetleniyorsa insanlar ilk amaçları ne ise onunla gezmeleri lazım. Benim ilk gezim Güneydoğu Asya’ya gezginlerle oldu. Fotoğrafçı 2 kişiydik 16 kişi arasında. Fotoğraf için neredeyse çok az mola veriliyordu, her gün başka bir şehir başka bir ülke geziyorsunuz, öyle olunca sizin zamanınızdan ayırmanız gerekiyor. Yani fotoğraf için gidecekseniz fotoğrafçılarla gezmek için gidecekseniz gezgincilerle gitmeniz gerekiyor.
Kültür gezilerini hiç yapmadık, kültür gezileri bize uymuyor kültür olarak biz genelde kültür gezilerinde 5 tane müze varsa dördüne götürürler, camiye, tapınağa götürebilirler, biz insan olan yerleri istiyoruz. Her gezimizde muhakkak bir tane köy vardır bizim. Mesela Hindistan’da köy yaşamı çok etkiledi beni. Yani ilk amaç ne ise onunla gezmeli. Fiziki yorgunluk bizlerde gezginlerde çok fazladır, biz hiçbir ülkede öğlen yemeği yemedik, çünkü öğlen yemeği demek gün ışığını kaybetmek demek. Mesela Küba’da da aynısıydı, yemek servisi çok yavaştı 8-10 kişiye soğuk makarnanın gelmesi 2 saatti, biz o 2 saati kaybedemeyiz çünkü sınırlı gelmişiz dolayısıyla kuruyemiş gibi şeylerle geçiştiriyorduk. Tüm bunları göze alıp gezmek lazım.
1 Şubat’ta açılan sergi 8 Şubat’a kadar devam edecek
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
