28 Ocak 2016 tarihli Pusula Gazetesi’nde bir haber okudum “Zonguldak’ta 21 kişi öldürüldü” başlıklı. Haber şöyle sürüyordu: Türkiye’de 2015 yılında yaşanan 2 bin 175 silahlı olayda bin 951 kişi hayatını kaybederken, bir kısmı ağır olmak üzere 282 kişi yaralandı. 225 ölümlü olayın yaşandığı İstanbul, şiddetin en fazla yaşandığı il olarak kayıtlara geçti. Zonguldak’ta ise, 253 şiddet olayı yaşanırken, silahla 21 kişi öldürüldü.
“En çok cinayet işlenen 10 il ise şöyle: İstanbul 225, Adana 118, İzmir 111, Samsun 106, Bursa 97, Antalya 96, Kocaeli 89, Gaziantep 87, Konya 67, Ankara 66”. Nüfuslarına göre silahlı cinayet oranlarını da şöyle hesapladım: On milyonda bir hesabıyla olmak üzere: İstanbul 156, Adana 545, Ankara 128, Bursa 348, Antalya 432, İzmir 270, Konya 320, Kocaeli 517, Samsun 835, Gaziantep 458. Zonguldak’ın oranı ise 351. Genel olarak değerlendirildiğinde ise 0,6620 ortalamasına göre 32. Sırada hesaplanmış.
- sırada olmak, Türkiye ortalamasına yakın ve sorunlu iller arasında olmak demektir. Genel ortalamalarda Türkiye’nin en pozitif 7. İli olan Zonguldak’ın 25 yılda nereden nereye geldiğini tam olarak ispatlamaktadır. Geçmiş yıllardaki milletvekillerimize, hükümetlere, kendilerini lider kabul eden tüm kurum ve kişilere ithaf olunur.
X XXXXXXX
Ülkedeki gıda ürünlerinde sağlık açısından büyük sorunlar olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Çözüme gelince ise; görmedim, duymadım ve konuşmadım yöntemi kullanılmaktadır. “Sanki körler ve sağırlar birbirlerini ağırlıyorlar”. Neden böyle bir vurdumduymazlık var? Çünkü siyaseti, parası olanlarla, siyasetten çıkar sağlamak isteyenler ve çıkar sağlayanlar yapıyorlar. Cahil sermayedarlar ve cahil üreticiler çok vahşiler. Devletin memurları ise çarmıha gerilmiş insanlara benziyorlar. Tüketiciler ise bireysel olarak kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar eğer bilinç sahibi iseler. Yoksa kalanlar gıda zehirlenmelerine uğruyorlar her zaman, her tükettiklerinde.
Kalitesizliğin nedeni, başta cahillik sonra da yoksulluktur. Türkiye hükümetleri güdümlü vatandaşlar yaratmaya çalıştıkları için, özgürlük, barış istemedikleri için bu değerler birbirlerini tamamlıyorlar.
Kalitesizlik, istenirse hemen biter. Devlet, siyasiler ve sermaye kaliteyi yaşamın her alanında olmak üzere istiyor mu, istemiyor mu? İstemiyorlar! Çünkü işlerine gelmiyor. Eğer başarılırsa sömürü olmaz, sağlıksızlık, cehalet, hukuksuzluk en aza iner.
Tüm ürünleri kaliteli ve sağlıklı üretmek mümkündür. Türkiye Standartlar Enstitüsü kurumunun tüm şubelerini tüm illere ve büyük ilçelere açarsak ve TSE Garantisi dışında satış olmazsa, başta gıda olmak üzere her tüketilen kaliteli hâle gelir.
Kaliteli ürünlerin insan sağlığına faydası olduğu gibi doğaya da faydası vardır, çünkü ürünler daha uzun ömürlü olurlar, ömürler arttıkça tüketilen hammadde azalır. Hammadde azaldıkça daha az enerji, daha az emek harcanır; doğa daha az kirlenir.
Sonuç olarak barış, özgürlük, eşitlik ve bilimsellik artar. Savaş olmaz, katliam olmaz. Öteki dünyadan istediğimiz “cennet” dünyaya gelir.
İstiyor muyuz?
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
