21 Ocak 2016 tarihli Birgün Gazetesi’ndeki bir habere göre İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalom, İran IŞİD’den daha tehlikeli demiş; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdpğan’ın PKK IŞİD’den daha tehlikeli dediği gibi. Demek ki Erdoğan ve Yaloom(Türkiye ve İsrail) ortak dost ve düşmanlarda birleşiyorlar. Haberin devamı da şöyle:

“İsrail gazetesi Yedioth’a göre; İsrail Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün Tel Aviv’de düzenlediği konferansta konuşan Yaalon, “İran ve IŞİD’in ikisinden biri ile çalışma konusunda tercihte bulunması istense IŞİD ile çalışmayı tercih ederim” ifadesi kullandı. İran’ın geçmişte olduğu gibi şimdi de baş düşman olduğunu belirten Yaalom, İran’ın bölgedeki uzantılarına destek olmak için yakın gelecekte on milyarlarca dolarlık silah satın alma anlaşması imzalayacağını savundu.

Yaalom, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve bu gruptaki diğerleri ile İsrail uluslararası cihat güçlerinin ortak düşmanları olduğunu anlattı. (Buraya dikkat)bugün çıkarların ve ilişkilerin anlaşmalar ve barış konferanslarından daha önemli olduğunu aktaran Yaalon, Batı’nın bu fırsatı değerlendirmeyi başarmasını umduğunu kaydetti.

Recep Tayyip Erdoğan da geçen yıl Eylül ayında CNN İnternational’e verdiği demeçte PKK için, IŞİD’den daha tehlikeli bir terör örgütü demişti”.

Şimdi bu bilgilerden ne çıkarıyoruz? Aslında IŞİD batı tarafından kurulan ve kollanan bir terör örgütüdür. Tüm terör örgütlerinin çatışmaları batının ekmeğine petrol yağı sürmek için olmaktadır. Ama unutulmasın, petrol yağı tereyağıyla aynı tutulup ekmeğe sürülürse canlıları zehirler öldürür! Öldürdüğü de tüm dünya tarafından görülmektedir…

Peki, Türkiye’nin pozisyonu nedir bu savaşta? Özenle imal edilmiş ve hoyratça kullanılan maşadır. Maşa olma özelliği, ülkeyi parçalamaktadır;çocukları öldüğü, Güneydoğu’da yaşam yok olduğu için, halkın her gün ve her saat içi kanamaktadır. Halk ekonomik, sosyal, psikolojik ve kültürel çöküş içindedir. Yarınlar çok karanlık görünmektedir…

Basından diğer öğrendiklerimiz:

Çalışanların ücretleri bankadan ödendiğinde banka kartları işverende kalıyormuş ve ücretler önce topluca bankaya yatıyor ve kartlarla işveren tarafından çekilip işçiye asgari ücretin altında olmak üzere ödeniyormuş! Bu konuda Zonguldak Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Gönül Demirsu demiş ki: “Böyle durumlarda Alo 170 hattını arasınlar işçiler, biz gereğini yaparız”.

AKP Zonguldak Milletvekili Faruk Çoturoğlu, boş ve atıl duran Lavuar Alanına cami yaptırılabilir diye beyanat vermişti. Önce CHP Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpçu yanıt verdi Çoturoğlu’na ve şöyle dedi: camiden önce istihdam için çaba sarf etmek gerekir. Zaten Zonguldak göç veren bir il, camiye ihtiyaç yok. Sonra genel olarak AKP temsilcileri hariç genel olarak karşı çıkıldı cami yapımına. Gerçekten de camiye ihtiyaç yoktu ve işsizlik ve yoksulluk had safhada olduğundan gençler göç etmişler ve ilin nüfusu artacağına 50 bin azalmıştı.

Bu konuda şöyle sorabiliriz: Zonguldak’ın sayın milletvekilleri il halkının sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesi için projeler üreteceklerine, üretilen projelerin hayata geçmesi için yasa veya bakanlar kurulu kararları çıkartmak üzere girişimde bulunacaklarına kamuoyunun enerjisini boşa akıtan çıkışlarda neden bulunuyorlar? Yaptıkları tek şey, partilerinin veya hükümetlerin aldıkları kararları Zonguldak halkına dayatmaya çalışmak. Tabii, alınan bu tür kararların tamamı Zonguldak halkı üzerine bir yük, angarya veya zarar verecek uygulama istekleri olduğundan karşı çıkılıyor. Böylece hükümetler ve devlet nezdine “ÖTEKİ” halk muamelesi görüyor 150 yıldır; bir çivi çakılmıyor; sadece sömürülmeye çalışılıyor Zonguldak!

Bu konuda önerim şudur: Havza-i Fahmiye Yasası’nın gözden geçirilerek günün gereksinimlerine yeniden düzenlenmesi için yasa teklifi verilebilir.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.