Demokratlık bizim toplumun yüzyıldan fazla tartışma konularının başında gelmiştir. Demokrasi yerlerde sürünse de herkes kendine demokrattır. Demokratlık kimseye kaptırılmaz, demokrasi vaadiyle iktidara gelmenin en kolay yoludur. Bu tartışmalar daha çok su götürür.

Devlet yönetenlerin hemen hepsi demokrasi adına konuşur, ancak bana göre herkes kendine demokrattır. Toplumu yönetme hakkını kendilerinde görür, iktidarda kaldıkları sürece demokrasinin nimetlerini yere göğe sığdıramazlar. Ağızlarından da doğrudan demokrasi diye bir söz çıkmaz.

Demokratlığın ve demokrasinin niteliği herkese göre farklı olabilir belki, herkes kendince bir ölçü koyabilir. İçerde savaşın yaşandığı, dışarıda kapımıza dayandırıldığı, insan hayatının sudan ucuz hale getirildiği bugünde demokratlıktan, demokrasiden söz etmek ne mümkün! “Kendine demokrat, demokrasiyi işine geldiği gibi savunur. İnisiyatifi eline aldığı zaman demokrasi falan takmaz. Onun, çoğunluk sistemi olduğunu algılayamaması sonucu beyinde kalıcı hasarlara yol açan hastalığa yakalanır. Tek çaresi de beyindeki hasarlı bölgenin kazınıp atılmasıdır. Canım istemezse bugün konuşamazsın, toplanıp yürüyemezsiniz, icabında sokağa bile çıkartmam sizi, canınızı yakarım, anlayışıdır.” diyor ekşi sözlük.

“Demokrasi, herkesin ayaklarının bastığı sağlam zemindir. Hep birlikte durabildiğimiz hayat alanımızdır. İnsanlara geçmişte, her on yılda bir, siz bu alanda birlikte duramıyorsunuz, ben size duracağınız yeri göstereyim diyenler, zemini ayağımızın altından kaydırırken aslında kayan hepimizin hayatıydı. Önce neyin kaydığı anlaşılamadı. Ta ki gelirlerimizdeki azalma, sendikal haklardaki daralma, gelir dağılımındaki bozulma, sağlık ve eğitim koşullarındaki gerileme vs fark edilene kadar” diyor, O Suat Özçelebi, İki Dudak Demokrasisi, makalesinde.

Demokrasi, toplumun ilgi ve ihtiyacına göre değişir. Patronların yasalarla emekçilerin, varoş ve gecekondu insanının elini kolunu bağladığı bir sistemde, en meşru insan hakkını savunan aydınların, hukukçuların, sendika ve partilerin sesini çıkaramadığı bir demokrasiden söz edilebilir mi? Demokrasi güçlerine tahammülünün kalmadığı, iktidarların giderek faşizme ilerlediği bir durumda halkın demokrasisinden söz etmek, kendine yalan söylemekten öteye gitmez. Emekle sermaye bir arada demokrasi kurabilir mi? Bu ikisinin doğasına aykırıdır.

İnsanlar ayaklarının altındaki demokrasi halısı kaydıkça “Nasıl bir demokrasi” “Kimin için demokrasi” demektedirler. Bunun cevabı, doğrudan demokrasidir, halk için, halkın demokrasisidir. Yalnız bir gerçeğin altını çizmekte yarar var. Darbe dönemlerinde kısıtlı da olsa demokrasiyi ‘halka bol gelen gömlek’e benzeten Kenan Paşa ile içinde şeriat ateşi ile yananları, yasaksız demokrasi, vaadiyle iktidar yapan halkımız. Şimdi her gün şehit cenazeleri ile komşu ülkelerle olan sorunları gördükçe şapkasını önüne koyup düşünüyor olmalıdır.

“Demokrasi çok talihsiz bir rejimdir. Temelleri, özgürlükleri, eşitliği, laikliği, hukuku koruyarak, araç, amaç saplantısı içindeki herkese ortak zemin olma gayretini sergiler. Büyük çoğunluk, ne yaparsanız yapın ‘kendine demokrasi’ ister. Demokrasi insanoğlunun zorlandığı bir yönetimdir. Tahammülsüzlüğü kendine adet haline getirenlere tahammül gösterir. Bir yandan hoş görü ile birlikte, ama farklı düşünerek yaşayabilme iradesini gösterir. Kendi temellerini kemirenlere hayat hakkı tanımaya çalışır. Bilir ki en uç fikirlerle, akımlarla, yönelimlerle zenginleşebilir, gelişebilir” diyor yine yazar.

Amerika’yı yeniden keşfetmekten muzdarip bizim demokratlarımız, yalnızca kendine Müslüman’dır. Kendine Müslüman’sa, dini inançlarını yerine getirerek ahrette huzura ereceğini zannedendir, yardımlaşmayı, ahlaki değerlerin ne olduğunu unutandır. Halkın hayat hakkını korumak cesaret ister, emek ister, umut ister, direnç ister, bilinçli yurttaş ister. İster de ister. Kimsenin kimseye zırnık koklatmadığı bu devirde üstelik!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.