Cerattepe olayı, devletin halka ve ülkeye yaptığı eziyeti nerelere getirdiğini çok açık şekilde gösteriyor. Direnişlerin ve Yeşil Artvin Derneği yetkililerinin Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu ile görüşmeleri sonunda çalışmalar durduruldu, mahkeme kararı sonucuna kadar. Bu konuda Davutoğlu şöyle konuşmuş: “Cerattepe’deki çalışmalar, mahkeme kararı sonucuna kadar durdurulacak. Herkes, hukuka saygı gösterecek… Bu konunun istismar edilmesine asla izin vermeyiz. Maden işletmesinde kesinlikle kapalı galeri uygulaması olacak, çıkarılacak maden yerinde işletilmeyecek, teleferikle taşınacak. Cerattepe’nin rengârenk ağaçlarının zarar görmemesine özen gösterilecek. Hukuk devleti kuralları içinde kamu düzeni sağlar, yanlış uygulama olursa gereğini yaparız. Toplantıya başbakandan başka Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik katılmışlar.
Başbakan Davutoğlu ile görüşmelere kadar 9 gün direniş gösterdi Artvinliler. Daha önce de 242 saat nöbet tuttular. Direnişte plastik mermili, gaz bombalı polis saldırılarına uğradılar, Artvin’e giriş denetiminden geçtiler, Artvin nüfusuna kayıtlı olmayanlar uyarıldı, Cerattepe’ye giden yol TOMA’larla kesildi. Plastik mermiler ve gaz ile tazyikli sularla yaralanmalar oldu.
Bu tür direniş ve eylemler genellikle devlet kuvvetleri tarafından dağıtılmaya çalışılıyor, dağıtma ve önleme mümkün olmazsa güç kullanılıyor, gerekirse hak ve hukuk arayanlar tutuklanıyor ve hapis cezalarına çarptırılıyor Türkiye’de. Yani hak ve hukuk genellikle yasaların yayınlandığı Resmi Gazetelerde kalıyor. Tüm uygulamalar devletin yürütme güçlerinin egemenliği altında gelişiyor; TBMM de yargı da yürütmenin emrinde; aksi takdirde, eğer verilen emri yapmazsan “ceketini al da git” diyorlar memurlara, savcılara ve hâkimlere. Ne demişti Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan kaymakamlara: “Bir an mevzuatı bir tarafa koyun ve sorun kendi kendinize: Ben ne yapabilirim, nasıl yapabilirim diye”. Acaba bu bir tarafa konacak mevzuat içinde yasalar ve hatta Anayasa’da var mı? Ucu çok açık! Hâlbuki bir ülkede yaşayan halkın ortak hukuku, eşit seviyede bilimsel eğitimi, özgürlüğe dayalı kültürü olmalı ki barış içinde bir arada yaşayabilsin. Önerilen bu tarz davranış anarşiye girer ve ucu belki de teröre kadar da gider!
Bugünkü dünyada insanlık sınıflı bir toplum yapısı içinde yaşadığından, hayatın tamamı maddesel değerlerle ölçüldüğünden ruh ve beden bu kadar yükü taşıyamıyor, büyük acılar içinde inim inim inliyor. Batıdan doğuya, kuzeyden güneye nereye bakarsan tüm insanlık azap içinde. Çünkü önüne konulan değerler insanlıkla barışık değil! Zekâsı, aklı ve birikimleriyle cehenneme çeviriyor dünyayı… Ne kadar büyük tezat değil mi?
Cehennemin yaratılmasında dünyadaki tüm madenlerin çıkarılması birinci plandadır. Madenler çıkarılıyor, madenler işleniyor; madenlerin çıkarıldıkları yerler doğal değişime uğruyor, yüksek hava kirlilikleri doğuyor ve bu değişim ve dönüşümlerin sonucunda yüksek oranda çevre kirliliği oluyor ve canlı yaşam tehlike altına giriyor.
Dünyanın varlıklı kesimleri daha varlıklı oluyorlar, genel olarak insanlığın refah seviyesi artıyor ama yoksul ve geleceksiz halklar daha kötü durumlara düşüyor; doğa canlıları taşıyamaz hale düşürülüyor.
Geleceğin tüm canlılarının hayatı tehlike altındadır bugünkü sömürü ve tüketim sistemi altında. İnsanlık tüketimini en kaliteli ve en uzun ömürlü hale getirerek 10’da bire kadar düşürebilir. Ama bu, kapitalizmle olmaz bilimsel ve sosyalizmle olur.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
