Marks’ın “Kapitalizm, gölgesinden yararlanmadığı ağacı keser” sözü, kadın emeğini, kadın bedenini sömürenler için de cuk oturmuş bir sözü, beni altmışlı yıllara götürdü.

Altmışları iyi hatırlıyorum. O zaman kadının adı köyde, tarla bağ bahçe, kentte güzellikti. Genç kızlarınsa başlık parasıydı. Yetmişler, kadının ekonomiye katıldığı, katıldığı oranda da erkekle eşitlenip özgürleşmeye çalıştığı yıllar oldu. Seksen darbesi ekonomiden uzaklaştırdığı kadını, ikinci sınıfa indirgedi. İki binin kadını kaybettiği eşitlenme hakkını, siyasal İslam referanslı başörtüsü simgesiyle yeniden kazanmaya çalışırken yabancısı olduğu Arap ve İslam kültürü ile karşılaştı. Şimdi bu yabancı kültürü sentezleyerek yeni bir kimlik kazanmaya çalışırken kendisine kaybettirilen on beş yılın farkında bile değil.

Sekiz Martta emek uğruna, dünya ve ülkemiz kadınının çektiği acıların hatırlandığı bir günde, benzer acıları savaşlarla, işten atılmalarla, tacizcileri ve kadın ölümlerini görmezden gelerek topluma, en çok da kadına yaşatan siyasal İslamcı Sermayenin politik temsilcilerine, kadınımız daha ne kadar inanacak? On beş yıldır İslam şeriatını, kadının kurtuluşu gibi sunan, kadının emek mücadelesini, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel yaşamını başörtüsünün içine hapseden Türk İslam Sentezci ideolojinin tacizi, kadın ölümlerini nasıl tırmandırdığını her 8 Martta olduğu gibi bu 8 Martta da gördük. 2015 öldürülen, yaralanan, tacize uğrayan kadın sayısının hızla tırmanışa geçtiği yıl olurken 2016nın kayıplarının sayısı şimdiden bellidir.

Gazeteler, “Erdoğan’ın kehaneti, ‘Zaman’la gerçek oldu.” diyorlar. Erdoğan “Benim başörtülü bacılarıma saldırdılar, yerlerde sürüklediler” demişti. Şimdi de polis, kayyuma karşı çıkan başörtülü kadınlara biber gazı ve toma ile müdahale etti.” T24. 2016–03–07. Başbakan Ahmet Davutoğlu “Kürt ve Türk kadınlarını birbirinden kimse ayıramayacak” diyor. Bu söz, politik bir ağızla tersinden okunacak olursa, analar daha çok gözyaşı dökecek, demektir.

Şimdi kısaca kadın hareketinin tarihçesine bakarsak, toplumsal yaşamda işbölümünün başladığı ve özel mülkiyetin erkeğin eline geçmesiyle, kadının elindeki haklarını kaybettiğini görüyoruz. Erkek egemen toplum ve özel mülkiyet tarihten silinmedikçe kadının hak arama serüveni sürecektir. Kadının aradığı hak özünde, sınıfsal bir arayıştır. Çünkü burjuvazinin hedef saptırması ile kadın, elindeki haklara yabancılaşmış, üretimdeki yerini ve yeteneklerini kaybetmiştir. Dolayısıyla kapitalist üretimde yeterli yer tutamadığından dolayı ücretli emekte de en alt seviyelerdedir. O nedenle, kadının hak arayacağı karşısındaki erkek değil, erkeği ve kadını saran toplumsal geleneklerdir, burjuva eğitim ve hukuk düzenidir. Kapitalizmdir.

Kadın emeği, Ortadoğu coğrafyasında emperyalizmin zorlamasıyla hızlı göç dalgaları yaşıyor. Kadının emeği yanında, bedeni de ucuz meta (mal- hizmet) olarak alınıp satılıyor. Basında Türkiye üzerinden, Balkan ve Avrupa ülkelerine kadın pazarlandığı haberleri çok yazılıyor. Bunda kadının çaresizliği kadar, kötü toplumsal yapılara başkaldırmaması da var. Bir erkeği eğittiği kadar aynı titizlikle erkek ve kız çocuklarının eğitimine de özen göstermek, çocuklarının yetenek ve zihinlerini körelten köhnemiş eğitim kurumlarını değil, bilimsel, laik eğitim yapan okulları tercih etmek zorundalar.

Kadın hakkı, kadın emeğinin, kadın bedeninin sömürüden özgürleşmesidir. Bu da özel mülkiyetin kamu mülkiyetine dönüşmesine paralel, emeğin kamusal alanda üretim yapmasına ve eşit paylaşıma bağlı gelişecek bir durumdur. Peki, o güne kadar bekleyecek miyiz, elbette ki o güne kadar kadın haklarını geliştirme yolunda emek harcayacağız. Bunu da önce kendi ailemizde, sonra çevremizde geliştireceğiz.

Dinsel referanslarla kadın erkek eşitliği mücadelesi artık bugünün işi değil. Doğru olan bu hakkın sağlam bir sınıfsal temele oturtulması ve çözüme oradan yaklaşılmasıdır. 8 Mart kadınlarımıza kutlu olsun.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.