Çaycuma İlçesi’nde kurulu Çaycuma Süt Fabrikasının pazarlama araçları üzerinde bir yazı vardır: “İnsana Saygı” şeklinde. Bu ifadeyi firmanın her aracında görüyordum. Bunun çok önemli bir değer olduğunu da sonradan anladım. Saygının sevgiden çok daha değerli bir yeri olması gerekirdi yaşamda. İnsana saygı, doğaya saygı, emeğe saygı…gibi.
İnsanların saygılı davranması ise eğitime, üretime ve bölüşüme bağlıdır. Saygı göstermeyenlerin saygı beklemeleri normal değildir. Saygının olmadığı yerde sevgi de yoktur.
- yüzyıla girdiğimiz bu zamanda 20. Yüzyıldaki ve 19.yüzyıldaki veya önceki zamanlarda olduğu gibi davranmak, davranılmasını istemek insan olmayı inkâr etmektir. Hiçbir insan, hiçbir kurumun böyle bir beklentisi olamaz ve bu kurumlara devletin tüm kurumları dâhildir.
Fakat görünen o ki, kapitalist ve emperyalist sistemin egemenleri, insanlığı; üretim ve hizmetleri robotlara yaptırma aşamasına gelindiği için mümkün olan en geri çağa döndürmeye çabalıyorlar. Böylece insanlık sadece tüketim yapan hayvan ve bitki yapısına döndürülecek!
XXXXXXX
Saygı deyince 26 Şubat 2016 günü Can Dündar ve Erdem Gül tahliye edildi. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesi kararına uymuş ve tutukluluk haline son vermişti. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu karara “saygı duymadığını ve uymadığını” açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek hukuk organının ve yargıyı temsil eden bir organın kararına karşı böyle bir tavır alabilmişti Sayın Cumhurbaşkanı. “Çünkü onlar casusluk suçu işlemişlerdi”. Evet, onlar Türkiye Cumhuriyeti halkı için casusluk suçu işlemişlerdi, zaten görevleri aldıkları bilgileri halkla paylaşmaktı; çünkü onlar devlet adına değil halk adına çalışan vatandaşlardı. Nitekim bugünlerde Suriye konusunda içine düşülen bataklık şartları ne kadar halklı olduklarını ispat ediyor. Şöyle bir soru da sorulabilir: Devleti yönetenler hangi unsurların hakları ve çıkarları için Suriye’ye silah gönderiyorlardı ve bu konuda neden Suriye sınırında devlet yürütme güçleri birbirine girdi? Devlete göre ise Türkmenlere insani yardım adı altında sevkiyat yapıyordu.. Fakat kimlere gittiği hâlâ muamma…
Bir mahkemenin kararına bir insan, bir taraf saygı duymayabilir ama bir devlet görevlisi asla böyle bir tavır alamaz. Bu tavır devletin tüm eylem ve işlemlerinde şaibe yaratır. Güveni bozar, ilişkileri sakatlar; herkes birbirine şüpheyle bakar. Eleştirebilirsin ama saygıda kusur edemizsin, uymuyorum diyemezsin. Bu tavır devleti bitirmiştir!
Sayın Cumhurbaşkanı kendi konumunu da tartışılır hale getirmiştir. Çünkü devletin tüm işlem ve eylemlerinden bilgi sahibidir, yetki sahibidir ve sorumluluk sahibidir. Hiçbir kişi veya kuruma karşı sorumluluğu yok görünse de en azından kendisine karşı sorumludur akli ve vicdani olarak. Zira tüm yüksek seviyedeki devlet görevlilerinden bilgi almakta, tüm yüksek kurum organları elemanlarının atama kararnamelerini, yasaların ve Bakanlar Kurulu Kararlarının onanmasını ve ilanını sağlamaktadır. Gerekli gördüğünde ise veto etmektedir.
Olayı birde bu kararları alanların ve uygulayanların açısından ele alırsak vahameti daha açık görürüz. Bundan sonra yüksek seviyedeki bu sorumlu insanlar nasıl çalışacaklar? Toplum nasıl bir travma içinde olacak? Kaldı ki, amirler memurlarının kefilidir her zaman…
Birgün Gazetesi’nin 7 Mart 2016 tarihli nüshasında Hizb-ut Tahrir örgütünün(terörist) Ankara’da Atatürk Spor Salonunda “hilafet hayal mi, yakın bir gelecek mi”? başlıklı Uluslararası Hilafet Konferansı düzenlediğini öğreniyoruz. Bu nasıl açıklanacak? Savcılık inceliyor.
Yaratılan bunca kaos, yoksulluk, cehalet, şiddet ortamı 1000 yıl geriye gitmek için mi, krallık, şeyhlik, emirlik dönemi için mi?
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
