Türkiye halkı o kadar derin bir bunalım içindeki ne yapacağını nasıl yapacağını bilemiyor. Ahlaki açıdan, ekonomik açıdan, bilim açısından ve kültürel açıdan uçuruma doğru hızla ilerliyor; bir düşerse eğer hiç kurtuluşu yok! Büyük Anadolu topraklarında varlığı olan ama aklı olmayan canlılara benzer bir özellikte yaşamaya mahkûm etmeye çalışıyorlar. Bunun için 35 yıllık bir zaman dilimi yetti de arttı bile; 12 Eylül 1980 bunun miladi günüdür, sermaye ve TSK başarmış, Türkiye halkını kaynar kazana atmıştır. Şimdi pişme zamanı bitmiş yeme zamanı gelmiştir. Türkiye’deki Türkleri de, Kürtleri de, Lazları da, Çerkezleri de, Arapları da, Romanları da ve kendini başka ne kültürde olduğunu hissederse etsin tüm vatandaşları afiyetle yiyeceklerdir.
Türkiye halkı hızla ortaçağa doğru ilerliyor; yakın bir zamanda ilkçağa geri dönmeyi başaracaktır. Hükümet buna 1923 tarihini gösterdi; böylece cumhuriyet döneminin rövanşı alınmış olacak!.. Anadolu’nun nasıl paylaşılacağını ise tam bilmiyorum; 1920 yılındaki siyasal harita tekrar yaşanmaya başlanabilir; Anadolu halkının etkili olmadığı devletçikler kurulabilir.
Peki, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması nasıl terk edildi de Kurtuluş Savaşının tek düşman tarafı Yunanlılar olmuştu? Bana göre Lenin’e ve Sovyetler Birliği’ne teşekkür edilmelidir; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Sovyetler sayesinde kurulmuştur. Çünkü sosyalizmden korkan kapitalist ve emperyalist devletler Anadolu’yu terk ederek olası isyanları bastırmak için kabuklarına çekilmişlerdir. Ama Türkiye halkı, bu gerçeği mandacılar ve sermaye sahiplerinin devlete egemen olması nedeniyle hiçbir zaman anlamamış ve öğrenememiştir.
TSK ve sermayenin ve işbirlikçilerinin destekleriyle 90 yıldır uyanması ve gelişmesi engellenen Türkiye halkı 7 Haziran seçimlerinde bilgeliğini ortaya koymuş, nasıl bir gelecek istediğini seçime yansıtmıştır. İşte bu sonuç yine korkuttu bu işbirlikçileri ve dinden çıkar sağlayan sahtekârları… Sonra ne oldu? Bu işbirlikçilere PKK’da katıldı; ülke yeniden bir kaosa girdi; halkın gencecik çocukları ölmeye ve sakat kalmaya başladılar! Tam dokuz aydır,her gün 78 milyon yurttaş ağlıyor, kahroluyor ve bittiğini hissediyor!
Yalnız, şunu da unutmayalım: Türkiye’ye uygulanan bu işkence sadece Türkiye halkının sorunu değildir. Bu sorun tüm dünya emekçilerinin, yoksullarının, aydınlarının ve bu düzenden rahatsız olan tüm insanların, insanlığın sorunudur. Zira geri bırakma ve çürütme kapitalizmin ana politikasıdır; aksi takdirde direnen insanlık karşısında tutunamaz. Demek ki sadece uyan Türkiye derken uyan ey insanlık deme zamanı da gelmiştir; çünkü bu gidişte ne insanlık kalacaktır, ne de canlı yaşam!
Yarın tüm dünyada grev var. Devlet dairelerinde, bankalarda, silah üretimi dâhil fabrikalarda, silahlı kuvvetlerde, tarlalarda, fırınlarda, marketlerde grev var. Doğayı ve yaşamı yok eden ekonomik, militarist düzene dur demek için grev var.Özgürlük istiyoruz, barış istiyoruz, demokrasi istiyoruz, bilimsel bir eğitim, öğretim, yaşam istiyoruz diye grev var; tüm dünyada. Kararlıysak eğer…
Tüm dünya askerleri, tüm dünya silah üretim emekçileri evlerine dönsünler; bu ahlaksız düzen o gün biter…İnsanlığın sırtındaki uyduruk ekonomik yüklerin tamamı yok olur gider. Çünkü kalitesiz, sağlıksız ve gereksiz üretim tüm üretimin yüzde 80’i kadardır.
İnsanlar paranın, zenginliğin(metanın), gücün, cahilliğin ve aptallığın esiri değildir. Bu saydıklarım insanların akıllarını ve zekâlarını kör eden insanlık düşmanlarıdır; insanlara hayatlarını sürdürecek ve bilimsel bilgiye ulaştıracak araç ve gereçler yeter.
Tüm insanlar Mahatma Gadhi’yi örnek alabilirler.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
