Bir Mayısa sayılı günler kaldığı bugünlerde Siyasal İslamcı Burjuvazi, işçi sınıfı, öğrenci gençlik ve diğer emekçi yığınlar üzerinde AKP İktidarının kendi deyimiyle terör şiddeti uyguluyor. Şiddete sebepse, IŞİD ve PKK terörü nedeniyle can güvenliğinin sağlanamayacağını öne sürüyor. Gerçi terör bahane etmese de Gezi’nin hırsıyla, siz Taksim’i zaten unutun, diyor. Cemaatlere gelince, polise birinci ağızdan emir vererek onları kanatları altına alıyor.
Bugün ülkede iki koldan, Kürt ulusal hareketi ve emek- sermaye çelişkisi üzerinden işçi sınıfıyla bir savaşım sürdürülürken şimdi de bir üçüncüsü, Suriye’den Kilis’e yollanan roketlerle bir Suriye cephesi açılmaya çalışılıyor. İnşallah doğru değildir de biz yanılıyoruzdur.
Bugünkü gerici, şoven burjuvazinin temsilcisi AKP İktidarının işçi sınıfına ve yığınlara uyguladığı şiddetin gücünü nereden ve kimden aldığı, sorusu yanıtını bekliyor. Bu gücü başta kendini iktidar yapan emperyalist güçlerden alırken ikincisini kendi halkından ve işçi sınıfının bölünmüşlüğünden alıyor. İşte bu bölünmüşlük, sınıfın kendisine bilinç taşıma ve sermayenin arkasının boşaltılmasında sınıf partilerine son derece güçlük çıkartıyor. Bu nedenle, işçi sınıfı hareketi önderleri, sınıf örgütleri, sınıfın bilinç seviyesini yükseltmeye çalışırlarken kitlelerin “Ağaca bakarken ormanı görmelerini” sağlamada hayli zorlanıyorlar. Bu zorlanma 12 Eylülden bu yana sürüyor. Sol, günceli değerlendirmede isabetli analizler yapsa da işçi sınıfı ile kendi arasındaki sıcak temasın nasıl sağlanacağının pratiğini hayata geçiremiyor. Kendini toparlama ile teori ve pratiğin birbirinden ayrılmasına izin vermeden birlikte yürütmede sıkıntı yaşıyor. Sınıfın gerçek evladı halkın çıkarlarının savunucusu, burjuvazinin bütün bağlarından kurtulmuş değil midir? Gerçek sosyalistler, faşizme ve savaşa karşı mücadelede işçi sınıfı saflarında değil midir? Bütün antifaşist parti ve emekçi halkın örgütleri, demokrat küçük burjuvazi ve aydınlar sınıfın birleştirici bağı olmak durumunda değiller midir?
Geçen hafta Çekmeköy’de, AKP’li Belediye Başkanının resim sergisi açılışında yaptığı bir konuşma, beni yetmişli yıllara, solun örgütlendiği yıllara götürdü. Belediye başkanı açtıkları kurslarla dört yılda 16500 küsur gence ulaştıklarını söyledi. Demek istedi ki, bu gençler bizim kitle tabanımız, bizden başkasına oy vermezler. Bunu da mahalle anneleri ile başardık, dedi. Her mahallede beş altı kadından oluşturdukları gruplarla girmedikleri ev bırakmadıklarını, her bir insanla birebir sıcak temas kurduklarını söyledi. Bunun için de kadınlara binlerce teşekkür etti. Derler ya Necmettin Erbakan, biz örgütlenmeyi solculardan öğrendik de uyguladık. AKP de öğrendiği bu taktiği 15 yıldır hem iyi uyguladı, hem iyi denetledi. Arkasını boş bırakmadı ve uyguladığı taktiğe bir karşılık yarattı. Kitleleri kendinden vazgeçilmez kıldı. Sıcak temas taktiği sırası herhalde şimdi sosyalistlerde olmalı.
Ancak son günlerde, verdiği ücretleri açlık sınırının altına düşüren sermayeye, başını beş vakit namazdan kaldırmayan işçilerden haberler var. Maltepe’de bir işçi arkadaş, birlikte çalıştığımız dini bütün işçi arkadaşlarım, patrona söz söyletmezken şimdi işçi haklarına sahip çıkmak için benden bilgi ve kitap konusunda yardım istiyorlar, diyor. Ben de şimdi kendilerine nasıl kitaplar versem, onlarda sınıf bilinci yaratabilirim, diye diye düşünüp duruyorum, diyor.
Anlaşılan o ki, işçiler kendi mücadele yöntemlerini öğrenmeyi ihtiyaç haline getirmeye başlamışsa, o zaman tek tek ağaçları değil ormanı görmeye hazırlanıyor, demektir.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
