İnsanlığın içinde bulunduğu krizlerin asıl nedenlerinden biri inançların insan hayatları üzerindeki ağır etkileri ve bilimsellikten uzak yaşamlar… Şeriat tabanlı yaşam ile laik tabanlı yaşamın sanki birbirine karşı olduğunu düşünen insanlar, zaman içinde birbirinden uzaklaşarak yabancılaşıyorlar; her iki taraf da birbirine öteki olarak bakıyor. Hâlbuki iki taraf da aynı hedefe yönelik hareket ediyor. İkisi de sınıflı toplumların koruyucu sistemleri.. Yalnız, dinlerde yazılı kurallar olabiliyor ama laik sistemlerde toplu bir belge yok.
Dinler, ilk çağlardaki ekonomik, sosyal ve kültürel vahşet ve bataktan çıkmak için oluşturulmuş sistemler. Belki o zamanki vahşi toplumlara biraz düzen getirebilmişlerse de daha iyi bir insanlığın önünü açacak düzenler kurmamışlar veya kendilerini yenileyememişlerdir. Bugün hâlâ cinsel, fiziksel, ekonomik, siyasal ve kültürel şiddet varsa nedeni dinlerin ve insanlığın gerçek bilimle buluşamamasıdır.
Egemen güçler her zaman ve her yerde insanların üzerinden güç sahipliklerini sürdürmek için savaş çıkartıyorlar, silah üretiyorlar, tüm tarihi ve kültürel varlıkları yıkıyorlar(insanların bilgi bankalarını yok etmek için), bilimsel bilgiden yoksun bırakmak için dinsel bilgilerle donatmak ve köleci düzeni güçlendirmeye çalışıyorlar.
Burjuvazinin ilk palazlandığı zamanlarda ortaya attığı laikliğin temel nedeni; feodal beylerin din adamlarıyla işbirliği içinde olması ve başka bir sınıfın gelişmesine izin vermemeleriydi. Dinler ne İslam’da, ne Hristiyanlık’ta, ne de Musevi’likte sınıflı topluma karşı değillerdi, köleciliği içselleştirmişlerdi, ve hâlâ bu konuda bir açılım sağlamış değiller.
Peki, laik sistem sınıflı topluma karşı çıkmış mı? Hayır. Laik sistem kapitalizme hayır diyor mu, işçi sömürüsüne hayır diyor mu, çevrenin çıkar ve zenginlik için yok edilmesine hayır diyor mu? Demiyor. Çünkü laik sistemi ortaya atan düşünce sahiplerinin amacı da “üzüm yemek değildi bağcıyı dövmekti”, bağcının emeklerini sömürmekti…
Laik sistemin(devlet yönetiminin çağdaş-seküler olması, din kurallarından uzaklaşması) zamanlaması ve amacı çok uyumlu olmadığından bugün hâlâ büyük bunalımlar yaşıyor insanlık. Zamanlama olarak toplum gereken bilimsel bilgiye sahip değildi ve sermaye(burjuva) laikliği kendi çıkarları için kullandı, kullanmaya devam ediyor. Bu bağlamda laiklik sermayenin çıkarları için kullandığı tarla gibidir. Dolayısıyla sınıflı toplumu temsil ettiğinden dini de, emeği de ve bilimsel bilgiyi de sömürüyor. Dinde her zaman hurafeler ve sömürü ön plana çıktığı gibi bilimde de yozlaşma ön plana çıkmaya başlamış, insanlık dolandırılmaya devam ediliyor.
Şimdi, artık din düzeni ve laik düzen sitemlerinden kurtulup bilim düzenine ulaşmak gerekir; insanlığın geldiği bilimsel seviye din çatışmalarına, içine katılan hurafelere, içindeki çağdışılığa ve çelişkilere gerek görmeyecek noktadadır. Gerçekte bilim yoksa din de yoktur; din ancak bilimle ayakta durabilir. Din bilimden koptuğu veya ulaşamadığı/ulaşmadığı için çöküntü içinde olmuştur.
Doğayı temsil eden gerçek bilim sınıflı toplumu yok edebilir, insanlığa barış, özgürlük, eşitlik ve adalet getirebilir, dinde reformları sağlayabilir. Bunun için herkes iyi bir matematikçi, fizikçi, kimyacı, biyoloji ve astronomi uzmanı olmalıdır önce…
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
