Duvarda iki resim.
Birinde bir fotoğrafçının deklanşöründen, bir çift yeni ayakkabıya kavuşan sekizinde bir oğlan çocuğun yüzüne yansıyan “sevinç ve mutluluk” ışıltısı, diğerinde bebeğini sırtına sarıp tarlasına giden yoksul bir Anadolu kadınının yoksulluğun ve ezilmişliğin izlerini taşıyan mahzun yüz ifadesi. İkisi de anlamlı, ikisi de bir anneler günü hikâyesi. İki resmi de görüp empati (duygudaşlık) yapmam diyebilene, aşk olsun, denebilecek cinsten etkileyici iki tablo.
Hepimizin çevresinde eşini, işini kaybetmiş ama yuvasını dağıtmadan çocukları ile birlikte ayakta durmaya çalışan onlarca, yüzlerce kadın var. Bunların sayısı gün geçtikçe de artıyor. Yakından tanıdığım, bir kızı ile bir oğlunu sigortasız sendikasız ev işlerinden aldığı üç beş kuruş parayla topluma katmaya çabalayan bir anne ile on yedi yaşında iki kızını büyütüp okutmaya ve toplumsal sorumluluk vermeye çalışan iki kadın benim örneklerimden ikisi. İkisi de aileyi dağıtmadan yaşama ayak diriyor, hem müthiş bir gayretle üzerlerine titriyorlar.
Fakat Türkiye bir başka kadın manzarası ile de karşı karşıya. Göç ve savaş nedeniyle ülkelerinden koparılan ve çocuklarının açlıktan ölmemesi için dilendirilen, çöp toplayarak aile bütçesine katkı sağlamaya zorlanan Suriyeli, Afganistanlı, Iraklı, Özbekistanlı, Pakistanlı, hatta Türkiyeli kadınlar… Fuhuş çetelerinin pasaportlarına el koyarak vücutları satışa çıkan kadınlar. Yine bir tarafta, bir çocuk doğuramadım, diye içi ezilen ve “Annelik Duygusu” tadamamış kadınlarımız. Daha acısı, çocuğunun şehit diye neyin uğruna toprağa düştüğünü bilemeyen Anadolu’nun çilekeş anası. Yine bir tarafta tüketimin zirvesinde, ihtirasını tatmin edemeyen mutsuz anneler. Hepinizin “Anneler Günü” kutlu olsun.
Haziran
Pazar günü, Birleşik Haziran Hareketi’nin, İstanbul Kartal’da halkla buluşma etkinliği vardı. Buluşmaya İlkay Akaya, Cahit Berkay, Kardeş Türküleri gibi müzik grupları da destek verdi. Yapılan etkinlik gördüğüm kadarıyla istenilen sayıda insanı buluşturamadıysa da nitelik olarak hayli farklı bir siyasi hat çizdiği gördüm.
Siyasal İslamcı sermayenin faşizmi aratmayacak şekilde işçi sınıfına ve halka saldırısı, sınıf ve demokrasi mücadelesi veren yığınları ve siyasi hareketleri, Haziran Hareketiyle ortak mücadele vermeye zorladığı görülüyor. Burada belki Haziran Hareketinin duruşunda da bir gerçeklik ve toparlayıcılık rolü olabilir ama temel birleşme noktası, sermayenin ayırımsız tüm işçi sınıfına, köylülere, küçük üreticilere, küçük burjuvaziye, devrimcilere, ilerici gençliğe, sosyalistlere, aydınlara, laiklere, Atatürkçülere, Kürtlere ve sosyal demokratlara yönelttiği tehlikedir.
Etkinliğe Emek Partisi’nden, HDP ve CHP ile çok sayıda demokratik kitle örgütünden temsili düzeyde katılım vardı. HDP ve CHP yönetimleri tarafından yapılan konuşmalarda, İslamcı sermayenin AKP üzerinden hayata geçirmek istediği gerici, karanlık ve şeriatçı planları ile dokunulmazlıklara karşı durabilmek için yeni bir Gezi Hareketine ihtiyaç, olduğu belirtildi.
“Haziran Türkiye’sini Kuralım” etkinliğinde öne çıkan slogan ve dövizlerse şöyleydi: “Ülkeyi Tacizcilere, Tecavüzcülere, Kadın Katillerine Bırakmayacağız.” “Omuz Omuza Tüm Askeri Üsleri Kapatacağız.” “Omuz Omuza Saray İktidarını Yıkacağız.” “Gençliğin Haziran’ı AKP’Yİ Yıkacak.” “Omuz Omuza Katilleri, Tecavüzcüleri Yargılayacağız.” “Yok, Öyle Efkâr filan, İkinci Bir Emre Kadar Gülümseyeceğiz. Cümle Zulmün Karşısında Böyle Böyle Düzelecek Bu İşler.” “Denizlerin Yolu Hazirandan geçer.”
1Mayıs öncesi canlı bomba katliamları ile insanları evlere hapseden sermaye, farkında olmadan, işçi sınıfının öncülüğünde yığınları birleşmeye zorluyor. İçerde ve dışarıda yaşanan savaş ile hayatı çekilmez hale getiren İktidara karşı safları sıklaştırıyor
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
