Ahilik ilk İslam devleti döneminde ortaya çıkan fütüvvet örgütlenmesinin Anadolu’daki uzantısıdır. Fütüvvet örgütü göçebe Arapların feta (yiğitlik )ülküsünü kent ortamında yaşatmaya çalışıyorlar, kendilerine fıtyan (yiğitler) adını veriyorlardı. Aralarındaki anlaşmazlıkları şeriat mahkemelerinde değil, musalaha adını verdikleri kendi kurullarında çözümlerlerdi. Fıytan yaygınlaştığı dönemde sufilikle kaynaştı. Ulemaya göre ise fütüvvet çoğunlukla serseri takımının sapıklıklarıydı.1183’de fütüvvet şalvarı giyerek fütüvvet örgütüne katılan Abbasi Halifesi Nasır fütüvvet birliklerinin önderliğini üstlendi. Böylece bir yanda da yüksek çevrelerin katıldığı bir saray fütüvveti gelişti.
Türkleşen Anadolu’da fütüvvet üyeleri kendilerini “Ahi” diye adlandırdıkları için Anadolu’nun fütüvvet biçimine “Ahilik” denilmiştir. Bu arada saray fütüvvetinin de Anadolu ya girdiği bilinmektedir.
İzzeddin Keykavus halifeden fütüvvet şalvarı almıştır.Alaeddin Keykubad 1214 te halifenin danışmanı ünlü sufi Suhreverdi eliyle Konya da fütüvvet şalvarı giymiştir.Sultanlar halife nasır geleneğinde bir saray fütüvveti geliştirmeye çalışmışlardır.Ancak Anadolu da fütüvvet halk arasında yaygınlaştıktan sonra gerçek kimliğini kazanmıştır.
Ahilikte bir kişi birliğe girince önce ağır kol işi yapmak zorundaydı.Böylelikle ustasının yani Ahinin yanına çırak olarak girmiş olurdu.Yiğit ancak bir ile altı yıl arasında çalıştıktan sonra Ahi yani usta olabilir ve bir iş yeri açabilirdi.Böylece zanaatkar sayısı ve zanaat denetim altında kalıyordu.
Zanaat öğrenmek isteyen genç kendine yol gösterecek ve zanaat öğretecek bir yol atası ve de bir yol kardeşi seçerdi. Ortak kasa tüm birlik üyelerinin ödedikleri bilirli kesintilerden oluşur ve gerektiğinde üyeler borç verilirdi.
Dolayısıyla Ahilik tam bir lonca örgütlenmesi görünümündeydi. Ahiliğe yalnızca zanaatkarlar değil tacirlerde dahildi. Rum ve Ermenilere de loncalarına katılma olanağı verildi Ahi birlikleri kentlerde ekonomik ve siyasal açıdan özerk örgütler oldular. Onların fiili denetimi altında çok sayıda kent bir çeşit özyönetim elde etti. Ahiti birlikleri XIII yüzyılda siyaset yapmaya çıkan her gücün hesaba katması gereken bir güçtü. XIV. yüzyılın ilk yarısı Anadolu Ahiliğinin yükseliş dönemidir. Moğol baskısıyla merkezi yönetim zayıflayınca, Ahiler kentlerde siyasal güç olarak daha da önem kazandılar. İş yaşamına zarar verdiğinden Ahiler geneliyle toplumsal ve siyasal kargaşalardan rahatsızlık duydular. Bu nedenle Baba İshak ayaklanması sırasında Sivas Ahileri Sultandan yana tutum aldı ve kenti Babailere karşı savundular. Ahiler kısa zamanda devletteki anarşinin feodal sınıftan ve göçerlerden kaynaklandığı görüşüne vardılar.
Bu nedenle hem feodal aristokrasiye hem Türkmenlere karşı oldular. Öte yanda geneliyle Mevleviliğe de karşı çıktılar. Mevlevi tarikatının kalesi Konya da Ahi Ahmed tarikata ve sultana rağmen Mevlana’nın bir gözdesinin bir tekkeye pir olmasını engelledi.
Ancak Ahilerin Mevlevilerle ilişkilerinde de bir tutarlılık yoktur.Mevlevilik Ahi toprakları içinde kimi zaman onay kimi zaman muhalefet görmüştür.Ahi önderi olan Mevlevilerde vardır.Zanaatkarların ve tacirin Mevlevileri sevmemesinin temelinde kentli halkı yoğun biçimde ezen ve sömüren feodal sınıfa karşı takındıkları uzlaşmacı tutum yatıyordu.Ahiler zanaatçı ve tacir olarak feodal toprak sahipleri ile topraksız Türkmen göçleri ve köylülük arasında bir ara sınıf oluşturuyorlardı.Kent pazarında ya da vakıf çarşısında iş gören yerleşik Ahilerle Türkmen obaları ve köylülük arasındaki farklılık açıktır.Öte yanda iki sınıfın da baş düşmanı feodallerdir.Bu nedenle Ahiler Moğol otoritesinin çöküşü sırasında Türkmenlerle yakınlaştılar.
Ancak bu uzun süreli bir durum olmadı.Merkezi iktidarın yeniden kurulmasıyla Ahiliğin hareket alanı da daraldı.Bunun sonucunda mistik eğilimli üyeler Ahi Evran’ın biyografisinin de tanıklık ettiği gibi Bektaşilere katıldılar.
Özellikle Osmanlı devleti’nin güçlenmesiyle Ahilik Bektaşi tarikatına sığındı önemli bir bölümü onun içinde eridi.Nejat bir doğan Anadolu’nun gizli kültürü Alevilik adlı kitabında bu gerçeği şöyle anlatıyor
Ahilik ilk dönemlerinde dinde yönü ağır basan Alevilikten daha yaygın ve daha güçlü idi.
Bu güç sonraları Hacı Bektaş’ın kişilik kazanmasıyla Anadolu Alevilerine geçerek Ahilik gerçeği kabullenerek bu kol içinde yerini alacaktı.Bir başka tanımla iki kol birleşecek baskılara birlikte direneceklerdi.Ahiliğin Seyfi(kılıçlı) denilen bir kolu da bulunmaktaydı. Bunlara Osmanlı devletinin kuruluş döneminde Alpler denilmekteydi.Aşık paşazade bunlara Gazi yanı Rum adını verir.Ahiliğe ilişkin yapıtların en önemlisi Seyid Mehmed Bin Seyid Alaeddin in tümüyle Alevi yapıdaki Fütüvvetname-i Kebir’ idir. XVI. Yüzyıl başlarında Balım sultan döneminde yazılmıştır.
Genellikle Fütüvvetname denen loncalara özgü tüzüklerin hemen tümü Fütüvvetname-i Kebirden alınmıştır. Ancak Yavuz Selim sonrasında bunlardaki Alevi özün silinmişolmasına dikkat çeker. Sünnilik etkinliğini arttırınca durum Fütüvvetnamelere de yansımıştır. Debbağlar saraçlar kunduracılar gibi deri işiyle uğraşanların oluşturduğu loncalar gurubu debbağ olduğuna inanılan Kırşehir li veli Ahi Evran’ı pir sayıyordu. Debbağların Kırşehir deki Ahi Evran tekkesi nde sıkı bir merkezi örgütü vardı. Tekkenin başında Ahi Evran’ın soyundan bir Ahi baba bulunuyordu.
Anadolu Rumeli ve kırım esnafı ona bağlıydı.Daha sonra Ahi Evran tüm lonca örgütünün piri oldu.Hacı Bektaşın yakın dostu olan Ahi Evran Hacı Bektaş gibi ezilenlerin yanında yer almıştı. Ancak Hacı Bektaş bir köylü devrimcisiyken Ahi Evran’ın eylemi daha çok kentlerde gelişmiştir. Ahilik esnafın zanaatkarın, Bektaşilik ise köylünün göçerin temsilcisi olmuştur. Dolayısıyla Anadolu Ahiliği tutarlı bir anti feodal yöneliş içermemiştir. Hatta tersine zaman zaman devlet gücünün yeniden oluşturulması için uğraşmıştır.
(*) R.Yörükoğlu: Okunacak En Büyük Kitap İnsandır. Tarihte ve Günümüzde Alevilik Alev Yayınları Saf 173)
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
