Her on senede bir ziyaretine alıştığımız darbe, geldi gelmedi, derken nihayet geldi. Hem de akşam erken saatte geldi. Ama bu sefer gelişinde grev çadırlarına misafir olamadı.

Darbeler her gelişinde işçi sınıfını zapturapt altına alırken bu sefer, Fethullah Gülen Hareketinin AKP İktidarını ve Cumhurbaşkanı RT Erdoğan’ı hedef aldığı söylenip yazılıyor. Diğer dini cemaat, tarikat ve vakıflarla derneklerin adının geçmemesine dikkat ediliyor.

Baştan bir gerçeğin altını çizelim: Bir kere darbelerin genel karakteri sınıfsaldır ve işçi sınıfına yöneliktir. Amacı nettir, daha çok sömürü! Şimdi ülke koşullarına baktığımızda darbeyi gerektirecek bir durum ortada görünmüyor. Ya da ben göremiyorum. İşçiler çok geniş demokratik haklara ve yüksek örgütlülük düzeyine sahip olsalar, sermaye işçiler karşısında bir eziklik yaşasa, yani sömürüden az pay alıp yabancı sermayeyle rekabet edemese, o zaman anlaşılır ki sermaye darbeye ihtiyaç duyuyor. Yine işçi sınıfı ve halk, örgütlü olup ülke politik “Grev”lerle dalgalansa o zaman sermaye yine darbeye ihtiyaç duyabilir.

Duruma baktığımızda sömürü en azgın şekilde sürdürülür, demokratik haklar 12 Eylül 1980 darbesinden beri askıda ve günden güne gasp edilirken, ülkede ne bir sınıfsal kalkışma var, ne de iktidar tehlikesi. Medyaya göre darbe, AKP iktidarı ile Cumhurbaşkanı RT Erdoğan’a karşı yapıldı ve başarılı olamadı. O zaman başarılı olan, İktidar ve RT Erdoğan’dır. Darbeye kalkışanların F Gülen çevresinde örgütlenen askerler olduğu söyleniyor. Doğrudur. Doğası gereği darbeyi askerler yapar. Peki, kimsenin sormadığı soruyu biz soralım: Askerin arkasında kim var? Hep Amerika konuşuluyor da bunun Türkiye tarafında kim var? 15 yılda, sermayesi elinden alınan şirketlerin, holdinglerin ve bunların yabancı ortaklarının darbede hiç mi rolleri yok? Komünizmle mücadele adı altında F Gülen çevresinde örgütlenen Siyasal İslamcı Sermayenin kırk yıldır şeriat peşinde koştuğunu bilmeyen var mı? Gülen’in, Turgut Özal tarafından reklâmının yapılmasının ardından Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Tansu Çiller tarafından meşrulaştırıldığını ve Gülen’in Papa ile Vatikan’da görüşmesinden sonra ülkeyi cemaat, tarikat, vakıf ve dini derneklerin ahtapot gibi sardığını bu toplum iyi biliyor. Özellikle devleti yöneten iktidarlar çok daha iyi biliyor. Cemaatlerin elinde çocuklarının nasıl istismarlara uğradığını en iyi veliler bilmiyorlar mı? “Yeni Osmanlıcılık” ideolojisinin halkı laiklikten nasıl uzaklaştırdığı, bunun işçi sınıfı bilincinde kendine meşruiyet alanı açtığı ve AKP’nin siyasal İslam’a oynadığını azıcık düşünen beyinler bilirler.

Şimdi, Türkiye İşçi Sınıfı ve halk 15 Temmuz darbesinin neresinde, bilen var mı?

“İşadamları olarak, insani ilişkilerde, ticarette ve siyasette, dindarlığı referans alarak sorunları çözeceğinizi, düşünüyordunuz. Meselelere yaklaşımınızda liyakat değil dini ritüeller esastı. İyi insan değil, en çok dindarlık taslayanı el üstünde tutan bir anlayışınız vardı. Böyle düşünen insanlar farklı cemaatlerde, tarikatlarda, siyasi hareketlerde yer alsa da esasında hepsinin amacı aynıydı: Hayatı dinle tanzim etmek! Bu cemaatlerden biri de Gülen cemaati idi. Ergenekon, Balyoz ve KCK davaları ve kurdukları kumpaslar, sahte deliller… Karşımızda “Cennete gitmek” için başkasının hakkını gasp eden, sınav sorusu çalan, yerine geçmek istediği kişiye tuzak kuran, kötülük yapan insanlar vardı. Devlette etkin olmak, toplumu, ülkeyi dindarlıkla tanzim etmek için akla hayale gelmeyen kötülükler yaptılar, diyor İslamcı cenahtan gelen Levent Gültekin. (Diken Com Tr, 24.07.16)

Devlette tasfiyelerle boşalan mevkilere, farklı cemaatlerden kişilerin yerleştirilmemesi yüksek sesle söylenirken Yalçın Akdoğan, Haber 7’de, “Süreci kimseye zulmetmeden yönettik. Temizlik sırasında yanlışlık yapıldıysa düzeltilir. Bu noktada diğer cemaatlerin müsterih olmasında fayda var. Bugüne kadar AKP, bütün cemaat ve tarikatların özgür bir ortamda güçlenmesi için elinden geleni yaptı” diyerek öteki cemaatlerin yüreğine su serpiyor ve “Onlar bu sürecin muhatabı değildir, diyor. (Diken Com Tr 28.07.16)

F Gülen’e büyük geçmiş olsun, kendisi şeriata yetişemedi ama Türkiye’de cemaatten bol ne var? Biri gider diğeri gelir. Yeter ki devlete sızma becerileri olsun. İktidarı paylaşacak birileri mutlaka bulunur!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.