25 Mayıs 2016’da Susma Gazetesinde yayınlanan “ATMA RECEP DİN KARDEŞİYİZ” başlıklı (Erol Çatma’ya ait) yazıya yönelik olarak, cevabımızı (13.07.2016’da) Kdz Ereğli Hakimiyet Gazetesindeki köşe yazımızda “KAFASI KARIŞIKLAR VE ÇAT(IŞ)MA” başlığıyla vermiş olduk. (Bakınız: http://www.ereglihakimiyet.com/yazarlar.asp?id=1770)
Bu cevap yazımızı, Susma Gazetesi ile de paylaştık. Fakat ilettiğimiz yazının uzun olduğu tarafımıza şu ifadelerle belirtildi: “Yazınızı aldım. Teşekkür ederiz. Ancak sizde hak vermelisiniz ki Susma Haftalık yayın yapan bir gazete. Bir hatada yüzü aşkın haberin içinde gazeteye 25-30 arası haber koyuyoruz. Sayfa sayısı ve ilkesel olarak. Erol Çatma’nın yazdığı yazının sayfada yer alan yeri bellidir. Yazdığınız yazı her ne kadar Cevap hakkı gibi olsa da cevap hakkı da aynı yerden aynı sayfada verileceğinden. Yazınızı yeniden redakte ederek, kısaltarak göndermenizi rica ediyoruz”..
Susma’ya ilettiğimiz ilgili metin, cevap hakkının da ötesinde, (konuyla ilgili) Zonguldaklı hemşehrilerimizin kafalarında oluşabilecek sorulara yönelik, cevapları da ihtiva etmektedir.
“UZUN MEHMET” adlı kitabımızda, iddialara yönelik olarak BİRÇOK OSMANLICA BELGEYİ paylaştık. Fakat buna rağmen Erol Çatma’nın şu ifadesi de manidardır:“Yazdıklarının çoğu sözlü tarih, çoğu da sadece iddialarla doldurulmuş bir kitap”.. Ne diyeyim ki…
Erol Çatma “Yıllardan beri uğraşıyorum”, “Benim arşivimde birçok ‘Uzun Mehmet’ belgesi olmasına rağmen ben, Recep Çetin kadar iddialı konuşmuyorum” diye yazmış.. Biz elimizdeki mevcut belgeleri değerlendirerek kitabımıza koyduk. Peki siz, elinizde olduğunu belirttiğiniz (ki nereden temin ettiğinizi belirtmediğiniz) ilgili belgeleri ve kaynaklarını da paylaşmış olsaydınız keşke.. Böylece o belgelerinizden, toplumumuz da ilim-araştırma dünyasındaki kişiler de istifade etmiş olurdu…
***
Erol Çatma “Tartışmayı Necdet Sakaoğlu başlatmıştı. Şayet ‘Necdet Sakaoğlu’ bir karşı iddiada bulunduysa çok dikkatli yazmıştır” deyip ve devamında da “Bu konu Necdet Sakaoğlu’nun ‘Ben yanılmışım’ demesine veya kömürü gerçekten bulanı açıklamasına kadar tartışılmaya devam edecektir” diyerek “her şeyi SAKAOĞLU bilir” demeye getiriyor. Ama Sayın SAKAOĞLU “Uzun Mehmet hayali bir kişidir” diyen bir kişidir.
“Havzada kömürün bulunması, havza tarihi ve değişimi açısından çok önemli olmasına rağmen, (kömürün) KİMİN TARAFINDAN BULUNDUĞU bu kadar çok tartışma yaratacak kadar da ÖNEMLİ DEĞİLDİR” diyen Erol Çatma’nın (Susma Gazetesi’nin de yayınladığı) ilgili yazısının; “Zonguldak’ta UZUN MEHMET ALEYHİNE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK olan” son yazı olması dileğiyle…
***
1890’lara kadar (TARİHİ BİR KENT olan EREĞLİ’ye bağlı) köy olan Zonguldak’ı, bugünkü Zonguldak yapan değer olan (Ereğlili) UZUN MEHMET’e; özellikle Zonguldak’ın (birçok) değerli araştırmacılarının, (yeterince ya da hiç) sahip çıkmadığını belirtmekte beis görmüyorum. Çünkü Zonguldak’ta “Uzun Mehmet gerçek bir kişi değildir, efsanedir” tezini destekleyen çok sayıda araştırmacı-yazar olduğunu, (bizden başka) birçok Zonguldaklı da biliyor.
Temennim o ki; “Uzun Mehmet’e yapılan bu vefasızlığın” “vebalini” “Zonguldak yaşamasın”… Tüm Zonguldaklı hemşehrilerime saygılarımla.. (01.08.2016)-RECEP ÇETİN
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bu tartışmaya bir katkıda bulunmak istiyorum.
UZUN MEHMET
Taş Kömürü Havzası:
“Zonguldak Taş Kömürü Havzası” denildiğinde; Alaplı’dan Kurucaşile’nin Kapısuyu köyüne kadar sınırları çizilen bir havza gelir aklımıza… İki yüz yıla yakın zamandır da, kömür çıkartılır bu havzada, bu topraklarda…
Coğrafi olarak da; Kandilli’nin Alacaağzı, Kireçlik ve Çamlı kömür ocaklarında başlar kömür üretimi, Azdavay’a kadar da devam eder. Kozlu’nun İhsaniye, İncirharmanı, Kılıç ve Kasaptarla’sında… Zonguldak’ın, Çaydamar, Dilaver ve Üzülmez’inde… Kilimli’nin Karadon ve Gelik bölgelerinde Amasra’nın Tarlaağzı’nda, Kurucaşile’nin İdare (Yeniköy) ve Nanepınarı’nda çıkarılmıştır. Bir dönem dünyanın en önemli enerji kaynağı olan kömür, Maden kömürü…
Kömürün Bulunuş Öyküsü:
Küçüklükten beri bildiğimiz ve duyduğumuz ise; bu maden kömürünü ilk kez Karadeniz Ereğli’nin Kestaneci köyünden Uzun Mehmet adında bir gencin bulduğudur.
Askermiş Mehmet, tersane gemilerinde askerlik yapmış, kömürü de, ilk kez kömürle çalışan buharlı gemilerde görmüş, Seragi Bahri’de tanımış. Terhis olurken de, komutanları sıkı sıkı tembihlemiş diğer bahriye erleriyle birlikte kendisine… “Memleketinize gittiğinizde dere-tepe dolaşın, dağlarda- ovalarda arayın bu cevheri, memleket için çok önemli olan kömürü” demişler…
Sonrasında Uzun Mehmet; Neyren deresine değirmene gittiğinde Köseağzı’nda bulmuş kömürü… Maden kömürünü…
Bugün bu hikayeyi; bırakınız maden havzasını, tüm Türkiye bilir. Havzada doğmuş, büyümüş her çocuk için de, aynı zamanda Uzun Mehmet bir idoldür, kahramandır. Daha beşikteyken anlatılmıştır kendisine Uzun Mehmet… Ereğli’nin derebeyi zalim Hacı İsmail Ağa(!) tarafından öldürüldü denmiştir. Her çocuk kızmıştır, Ereğli derebeyi Hacı İsmail Ağaya… Bu çocuklar, bir bulsalardı Hacı İsmail Ağa’yı, paramparça ederlerdi. Yerin dibine sokarlardı Hacı İsmail Ağa’yı… Nasıl öldürürsün sen Uzun Mehmet’i diye…
Hatta Hacı İsmail Ağa’nın torunları bile kızmışlardır dedelerine… Ereğli’de yapılan Uzun Mehmet törenlerinde hep başlarını öne eğmişler, utanmışlar, sıkılmışlar, deyim yerindeyse “yerin dibine” girmişlerdir. Okul sıralarında okurken bile; sekiz kasım’lar gelmesin diye dua eder dururlarmış…!
Günümüzde havzanın caddeleri Uzun Mehmet, anıtları Uzun Mehmet, parkları Uzun Mehmet, mahalleleri Uzun Mehmet, maden kuyuları Uzun Mehmet, atelyeleri Uzun Mehmet’tir. Her taraf Uzun Mehmet’tir. Okulları ve hastaneleri bile Uzun Mehmet.. Hatta vergi dairesi bile Uzun Mehmet’tir.
Kestaneci köylü Uzun Mehmet…
Kestaneci köyünden kalksın gitsin dağ yolundan, Neyren deresine kadar insin, yıksın çuvallarını değirmenin ortasına…
Değirmenci de desin ki;
-Hey Uzun Mehmet Ağa, sana sıra gelmez, sen var git biraz dolaş, oyalan, sonra gelirsin desin…
Ne yapsın Uzun Mehmet Ağa, değirmen de kalabalık, hakikaten değirmencinin dediği gibi. Bu değirmende kendisine sıra çok geç vakit gelir. O da biraz dolaşmaya çıkmış, dere kenarında ilerlemiş, birden gözüne moloz yığınları arasında siyah taşlar ilişmemiş mi(!) Bu siyah taşlar çok farklı imiş, hemen değirmene dönmüş Mehmet… Bulduğu bu taşları kimseye çaktırmadan değirmende yanan ocağa şöyle bir fırlatmış. Bir iki dakika bekledikten sonra, hani, Arşimet yıkanmak için bir hamama gittiğinde, çırıl çıplak olarak “buldum, buldum” diyerek hamamdan fırlamış ya, Uzun Mehmet de aynı Arşimet gibi “buldum, buldum!… feryadıyla ile değirmenin kapısından dışarı fırlamış… Çünkü ocağa attığı siyah taşlar öyle mükemmel surette yanıyormuş ki.
Kömürü böyle bulmuş Uzun Mehmet…
Mehmet… Uzun Mehmet askerden yeni gelmişti. Taşı sıksa suyunu çıkartırdı. Yirmi beş yaşlarındaydı Mehmet, delikanlıydı, güçlü kuvvetliydi. Civan delikanlıydı. İki üç kişi baş edemezdi, Mehmetle… Hilesiz sırtını asla yere getiremezlerdi.
İşte hileyle sırtını yere getirmişler Mehmet’in… Hacı İsmail Ağa’nın adamları zehirlemişler Mehmet’i, Sirkeci’de Leblebici Hanı’nda… Koymuşlar kahvesine zehiri…
Uzun Mehmet’i yazanlar çok…
Hayaldi diyenler de var, ilk maden şehidiydi diyenler de…
Hatta Behçet Kemal Çağlar, 03 Aralık 1945 tarihinde Kozlu’da açılan Uzun Mehmet kuyusunun açılış töreni münasebetiyle yazdığı şiirinde:
Her ışıkta yanan gözün Mehmedim
Mehmedim Mehmedim Uzun Mehmedim
Bak yüzlerce insan seni anıyor
Yurtta kömür diye şevkin yanıyor
En büyük kuyuya adın konuyor
Her ağızda senin sözün Mehmedim
Mehmedim,Mehmedim,Uzun Mehmedim
Kara kömürünle Türkün yüzün ak
Türk eri ölmeden yeraltına bak
Adına şan kattı Sirmen’le Soyak
Yol oldu senin ilk izin Mehmedim
Mehmedim Mehmedim Uzun Mehmedim demiştir.
Uzun Mehmet kaç yaşındaydı:
Uzun Mehmet’in askerlik süresi de farklı farklı, yedi yıl askerlik yaptı diyenler de var, yirmi iki yıl askerlik yaptı diyenler de var. Uzun Mehmet’i 1807 doğumlu diyenler de var, 1808 doğumluydu diyenler de var. İstanbul Haliç’te “tersanede askerlik yaptı”diyenler de var, “Seragi Bahri adlı gemide askerlik yaptı” diyenler de var, hatta ve hatta “Sinop tersanesinde askerlik yaptı” diyenler de var. Gerçi Necdet Sakaoğlu da 1989 yılında Nokta Dergisine yaptığı bir söyleşide böyle bir geminin olmadığını,bunu da, Fahri Çoker adında bir amirale sorduğunu söylemişti. Ancak, şunu ifade edeyim; bu gemi var olmasına var. Bazı kaynaklarda adı “Serağı Bahri Brik” olarak geçen bu geminin 1850 -1852 yıllarına ait buharlı bir gemi olmayıp, yelkenli bir gemi olduğu da ifade ediliyor. Denizciler de, iyi bilirler, yelkenli gemiye “Brik” denildiğini…Haydi neyse…!
Ormanlılı eğitimci Recep Çetin de bir kitap yazmıştı. “Efsane mi, gerçek mi? Uzun Mehmet” adıyla. Recep Çetin’in bu kitabında bir de ne görelim; Uzun Mehmet’in oğlu olarak belirtilen Mustafa 40 yaşında, diğer oğullarından Ahmet 35, bir diğer oğlu Halil ise 30 yaşında…Böyle de olunca; Uzun Mehmet, 1791 doğumlu olan oğlu Mustafa’dan bile küçük oluyor. Salt Mustafa’dan mı, diğer oğulları 1796 doğumlu Ahmet ile 1801 doğumlu Halil’den bile küçük oluyor Mehmet, Uzun Mehmet…
Nereden bu bilgiler… bilginin kaynağı nedir?
“Efsane mi, gerçek mi? Uzun Mehmet” adlı kitaptan… Yazarının ifadesi ile 1830 yılına ait Kestaneci Köyü Nüfus Defterlerinden. II.Mahmut’un yaptırdığı ilk nüfus sayımıdır bu defterler. Önemli kaynaklardır. Bu defterlerde Uzun Mehmet’in oğlu Mustafa 40 yaşında, Ahmet 35, Halil’de 30 yaşında olduğuna göre; başka söze ne hacet. Ne gereği var; 1903’ün Sabah Gazetesine…Ne gereği var; Meslek’ine, Akşam’ına… Ne gereği var; Ahmet’ine, Hikmet’ine, yazarına, çizerine…Ya da Tahir’ine, Mahir’ine… Elinizde, kapı gibi İkinci Mahmut’un yaptırdığı nüfus sayımları varken… Sonradan yazma da değil, hem de o döneme ait defterler…
Peki, Uzun Mehmet kaç yaşında olur?
Bu hesaba göre oğlu Mustafa’dan 25 yaş büyük olsa, 65 yaşında, bilemedin 70 yaşında olur. Yani ak sakallı bir ihtiyar, bir elinde bastonuyla bir dede… Bırakınız 65-70 yaşlarındaki Uzun Mehmet’i, 40 yaşında olan oğlu Mustafa bile dede olur, dede… Anadolu’da bu yaşlarda ‘dede’ olan çok kişi vardır. İnsan babasını, yani 65-70 yaşlarında olan bir ihtiyarı değirmene gönderir mi? Hem de 30-35-40 yaşlarında üç oğlu olmasına rağmen…
Hayırsızmış bu üç oğul. Uzun Mehmet’in oğulları…
Kestaneci köyünden Neyren deresine değirmene göndermişler babaları Uzun Mehmet’i… Orman yoluyla yaya olarak, üç saatlik yola ‘bir ihtiyarı’ göndermişler, değirmende un öğütsün diye…Çok ayıp etmişler…
Eyy… Mustafa…
Eyy… Ahmet…
Eyy… Halil…
Hiç mi utanmadınız 65-70 yaşlarındaki ihtiyar babanızı değirmene göndermeye… Sizde hiç vicdan yok muydu?
İsterdim ki; Uzun Mehmet gerçek olsun, 65-70 yaşlarında değil de, 25-30 yaşlarında olsun. Taşı sıkıp, suyunu çıkartan bir yiğit olsun. Güçlü kuvvetli, iki-üç kişinin baş edemediği civan bir delikanlı, bir pehlivan olsun. Hem de kömürü bulsun (!) Uzun Mehmet…
BeğenBeğen