Türkiye’de eğitim sisteminin yıllardır siyasi iktidarın siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirildiği bilinmektedir. Özellikle son yıllarda daha da belirginleşen, eğitim biliminin temel ilkelerine ve laik-bilimsel eğitim anlayışına meydan okurcasına hayata geçirilen eğitimde dinselleştirme ve ticarileştirme uygulamaları üzerinden eğitim sistemi çürümeye terk edilmiştir.
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kamuda başlatılan ve darbecilere yönelik olduğu açıklanan kapsamlı “açığa alma” uygulamaları giderek yaygınlaştı ve , darbe girişimi ile hiç ilgisi olmayanlara doğru genişletildiği her gün kamuoyuna yansıyor.Darbe girişimi soruşturması kapsamında kamuda açığa alınanların sayısı 70 bini aşarken, Milli Eğitim Bakanlığı’nda 33 binin üzerinde eğitim çalışanı açığa alındığı dile getiriliyor
Konuyla ilgili olarak KESK’e Bağlı Eğitim-Sen Zonguldak Şube Başkanı Orhan Yılmaz, AKP İktidarının uygulamalarına yönelik tepkilerini dile getirdi.Yılmaz aynı zamanda 15 Temmuz Askeri Darbe girişimi sonrası nasıl olmalıya da öneriler getirdi.
Eğitim-Sen Zonguldak Şube Başkanı Orhan Yılmaz yaptığı değerlendirmede özetle şu görüşleri dile getirdi, “Kısa süre içinde bu kadar geniş bir kitlenin açığa alınması, darbe girişimi öncesinde “siyasi fişleme” üzerinden kapsamlı bir hazırlık yapıldığını göstermektedir. Diğer taraftan açığa almalarda , sosyal medya eleştirisi ya da banka işlemleri gibi darbeci olmakla ilişkilendirilemeyecek sendika üyelerimizin de olduğu çok sayıda eğitimci açığa alınmıştır.
Bu süreçte barış için imzacı kimi akademisyenler de darbe süreciyle ilgili olmamalarına rağmen, rektörlerin durumdan vazife çıkaran yaklaşımları nedeniyle Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde 21 ve Gazi Üniversitesi’nde 3 akademisyen üyemiz açığa alınmıştır.
Hangi siyasi görüşten ya da düşünceden olursa olsun, kamuda yürütülen darbe soruşturmalarının hukuk kuralları içinde titizlikle yapılmasına dikkat edilmeli, darbe girişimi ile somut bağlantısı olmayan kamu personelinin en kısa sürede görevlerine başlamaları sağlanmalıdır.
Siyasi iktidar 15 Temmuz darbe girişimini kendisi için fırsata çevirerek, kamu personelinin istihdam biçimini serbest piyasa koşullarına uygun olarak güvencesizlik temelinde yeniden düzenlemek için düğmeye basmıştır. Yıllardır gündemde olan 657 sayılı yasa değişiklikleri ve anayasada yapılacak düzenleme ile birlikte, kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesine göz dikilmiş, sözleşmeli istihdam ve “sözlü sınav”ın ön plana çıkarıldığı, hükümetin memuru olmayanların kolayca kapı önüne konulabileceği bir sistem üzerinde çalışılmaktadır.
“Dayatmacı, dışlayışa son verilmelidir”
Türkiye’de eğitim sisteminin yıllardır siyasi iktidarın siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirildiği bilinmektedir. Özellikle son yıllarda daha da belirginleşen, eğitim biliminin temel ilkelerine ve laik-bilimsel eğitim anlayışına meydan okurcasına hayata geçirilen eğitimde dinselleştirme ve ticarileştirme uygulamaları üzerinden eğitim sistemi çürümeye terk edilmiştir.
Türkiye’de darbe zemini gerçekten ortadan kaldırılmak isteniyorsa yapılması gereken, başta eğitim alanı olmak üzere, kamuda her türlü vesayete ve dışlayıcı yaklaşımlara son verilerek, demokratikleşme adımlarının atılması gerekmektedir. Bunun için öncelikle eğitimde bugüne kadar benimsenen dayatmacı, dışlayışı ve kendileri gibi düşünmeyen birey ve kurumların görüşlerini yok sayan anlayışa son verilmesi gerektiği açıktır. Eğitim Sen, eğitimde yaşanan çürümenin ve çöküşün durdurulması için eğitim sisteminin gerçek anlamda laik, bilimsel ve demokratik bir içerikte, eğitimin tüm bileşenlerinin katkılarıyla yeniden düzenlenmesini savunmakta ve bu konuda üzerine düşen her sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Eğitim Sen olarak önerilerimiz;
-15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kamuda başlatılan açığa alma ve soruşturmalar fırsata dönüştürülmemeli, hukuk kuralları içinde yapılmalı ve darbe girişimi ile somut bağlantısı olmayan kamu personeli en kısa sürede görevine başlatılmalıdır.
-Eğitimin niteliği, öğretmenin niteliği ile doğru orantılıdır. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin mevcut çalışma koşulları ile öğrencilere ve genel olarak eğitim sistemine hiçbir faydasının olmadığı geçmiş uygulamalarla somut bir şekilde görülmüştür. MEB, eğitimde esnek, güvencesiz ve performansa dayalı çalışma uygulamalarını yaygınlaştırmaktan başka bir sonuç vermeyecek olan sözleşmeli öğretmen uygulamasından derhal vazgeçmelidir.
-Hükümet sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına geri dönüşün gerekçesi olarak, “kalkınmada öncelikli yerler” olarak ifade edilen bölge ve illerde öğretmenlerin uzun süre çalışmak istemediğini göstermektedir. Bu sorun çeşitli teşvik politikaları (yüksek hizmet puanı, ek ücret vb.) ile çözülebilir iken, MEB’in bu durumu sözleşmeli öğretmenliğe gerekçe yapması doğru değildir.Bölgede görev yapan öğretmenlerin sürekli batıya tayin istemlerinin temel nedeninin, yeniden başlatılan çatışmalı süreçten duyulan endişe olduğu gerçeğini görmeden atılacak hiçbir adım öğretmen açıklarını kapatmak için yeterli olmayacaktır.
-Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzenliliği ve halka daha nitelikli olarak sunulması için her türlü güvencesiz istihdam uygulamalarından derhal vazgeçilmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.
-Kamuda siyasi kadrolaşma uygulamalarına son verilmeli, kamu istihdamında torpil ile eş anlamlı hale gelen mülakat yerine, liyakat ilkesi benimsenmelidir. Kamu istihdamında hiç kimse siyasi düşünce, inanç ve etnik kimliği nedeniyle ayrımcı uygulamaya tabi tutulmamalıdır.
-Eğitim politikalarının belirlenmesi ve uygulanması sürecinde bugüne kadar benimsenen tekçi, dayatmacı ve dışlayıcı anlayıştan vazgeçilmeli, eğitim sistemi kamusal, bilimsel, demokratik ve laik eğitim hakkını gözeten bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
