4 Aralık Dünya Madenciler Günü nedeniyle Genel Maden İşçileri Sendikası’nın (GMİS) düzenlediği etkinlik 5 Aralık 2016 tarihinde GMİS Şemsi Denizer Salonu’nda gerçekleştirildi.

 

img_5312GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, açılış konuşmasında Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım Zonguldak’a gelecek. Türkiye’nin tıpkı 1920’lerde olduğu gibi TTK’ya, Zonguldak’a ihtiyacı var. Madenciler ve Zonguldak halkı bunu biliyor. TTK’nın özelleştirilmesi, Maden Makinaları Fabrikası’nın yerinin tartışılması, limanın kapatılması gibi söylemler ile maden işçileri tahrik edilmesin”

 

img_5298Büyük ilgi gören etkinliğe Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdür V. Ercan Gebeş, Çaycuma Belediye Başkanı Mustafa Semerci, Kilimli Belediye Başkanı Ali Aslankılıç, Gökçebey Belediye Başkanı Vedat Öztürk, Karapınar Belediye Başkanı Ahmet Aydın, Perşembe Belediye Başkanı İsmail İnam, Amelebirliği Başkanı Osman Balamir, Belediye-İş Sendikası Şube Başkanı Tahsin Atayan, CHP İl Başkanı Ahmet Altun ve il yönetimi, CHP Merkez İlçe Başkanı Ebru Uzun ve ilçe yönetimi, CHP İl Kadın Kolları Başkanı Merve Kır, Tüm İşçi Emeklileri Derneği Genel Teşkilat Sekreteri Mustafa Sarıoğlu, Türkiye İşçi Emeklileri Derneği Zonguldak Şube Yöneticisi Ali Demir, Emek Partisi İl Başkanı Ateş Türeli, SES Şube Başkanı Esat Aşkar, Zonguldak Belediye Meclisi Üyeleri, Tez-Koop-İş Şube Başkanı Sedat Ölmez, Eğitim Sen Şube Yöneticisi İsmet Akyol, Kültür Sanat Sen Şube Yöneticisi Onur Aslan, Çaycumalılar Derneği Başkanı Savaş Çiloğlu, Yeniceliler Derneği Başkanı Yaşar Karaman, Saadet Partisi İl Başkanı Sadık Kar ile il ve ilçe yöneticileri,  ESM Yöneticisi Nevzat Kaynar, Zonguldak Derneği Başkanı Necati Başar, Beycumalılar Derneği Başkanı Hasan Yaman, Bartınlılar Derneği Başkanı Ahmet Ardıç, GMİS eski Genel Başkanları Ramazan Denizer, Ramis Muslu, Eyüp Alabaş ile eski genel merkez ve şubeler yöneticileri, GMİS Karadon, Kozlu, Üzülmez, Armutçuk, Merkez, Amasra, MTA Şubelerinin başkan ve tüm yöneticileri,  ZGC Başkanı Derya Akbıyık, mahalle ve köy muhtarları, maden işçileri ile vatandaşlar katıldı.

img_5329GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu, Genel Mali Sekreteri Adnan TIska, Genel Teşkilat ve Eğitim Sekreteri Satılmış Uludağ, ev sahibi olarak etkinliğe katılanlarla yakından ilgilendiler.

Sunumunu GMİS Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu’nun yaptığı etkinlik saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.

GMİS ve Zonguldak’ta madencilik tarihini özetleyen Belgesel Gösteriminin ardından konuşmalara geçildi.

Ahmet Demirci;“Türkiye zorda, Zonguldak’a ihtiyacı var”

GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, açılış konuşmasında şunları söyledi;

” Türkiye’nin ve Zonguldak’ın çok zor günlerden geçtiği bir dönemde görev yapıyoruz.

img_5332Komşularımızdaki savaş doğrudan ve dolaylı olarak tüm dünyayı etkiliyor.Sorun Suriye, Irak, Türkiye, İran’ın sorunu gibi görünse de ABD, Avrupa Birliği, İngiltere, Rusya başta olmak üzere herkes işin içinde ve fırsat bulan herkes bir hamle yapıyor.PKK, PYD, IŞİD ve diğerleri üzerinden başlayan savaşta herkes yerini alıyor.İletişim çağının getirdiği imkanlarla hepimiz, herşeyi takip ediyoruz.Böyle bir ortamda, tarihinin en kötü dönemini yaşayan Zonguldak’ta sorunlara çözüm üretmeye, Hükümetin, Türkiye’nin gündemine girmeye çalışıyoruz.Saat başı ülke gündeminin değiştiği bir ortamda tabii ki bu kolay olmuyor ve sorunları çözmek için Zonguldak olarak, bölge insanı olarak birlikte mücadele etme mecburiyetimiz var.

İstikrarlı bir Türkiye istenmiyor

Kriz dönemleri fırsatları da beraberinde getirir. Bu genel bir doğrudur.Ortadoğu’da, bizim coğrafyamızda bilinçli olarak yaratılan bir kriz var. Çünkü bu bölge dünyanın enerji bölgesi ve herkes pay kapmak için kurulu düzeni bozmak ve söz sahibi olmak istiyor.Bu coğrafyada güçlü ve istikrarlı bir Türkiye istenmiyor.Emperyalist devletler yerli işbirlikçilerini de devreye sokarak istikrarsızlık yaratıyorlar.Kimin nereden saldıracağı belli olmuyor. Olağanüstü Hal ile yönetiliyoruz.

Siyaset farklı söylemler içinde.  Türkiye, parlamenter demokrasi ve Başkanlık tartışması içine çekiliyor.

Vatandaş ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor.Türkiye ve dünya ekonomik krizle baş etmeye çalışıyor.

Sınırlarımızda savaş var.Değerli konuklar, bu tablo bize Birinci Dünya Savaşı dönemini hatırlatıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan Anadolu’nun paylaşılmak istendiği dönemi hatırlayalım.

Tüm emperyalistlerin göz koyduğu Anadolu zor bir dönemi yaşıyordu.Bugün Türkiye’de iç savaş senaryosu yazanların hesabı Türkiye’yi ve bölgeyi tamamen istikrarsızlaştırmaktır.Onlar enerjinin peşindeler.

Hedef enerji

Zonguldak bir enerji bölgesi. Biz bu enerji savaşları konusunu 168 yıllık üretim tarihimizden biliyoruz.

Sanayi Devrimi ile birlikte 1848’den 1920’ye İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar ve diğer devletlerin şirketleri Zonguldak’a neden geldiler ise bugün aynı niyetle Ortadoğu’dalar.

Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladıkları gibi, bugün de bölgede daha küçük devletler yaratarak daha kolay yönetmenin hesabını yapıyorlar.Demokrasi ve yurttaşlık bilinciyle bütünleşen, kendi zenginliklerine sahip çıkan ulus devletler istenmiyor.

TTK ‘ya işçi alınmalı

TTK’da 8 bin kişi çalışıyor. Üretim 1 milyon tonun altında.TTK Genel Müdürlüğü 2010 yılından bu yana işçi alınmasını istiyor.En son 2014 yılında 4 bin 600 işçi istediler, Hükümet almadı.Bugün norm kadroya göre 6 bin işçi açığı var.Arkadaşlarımız emekli oluyor. Çalışma şartları zorlaşıyor, risk artıyor.

Bu iş zor iş, ama çalışmak isteyen onbinlerce insan var.Kurum göz göre göre zarar ettiriliyor.

TTK’nın üretim kapasitesi yıllık 5 milyon ton. Kapasitesinin beşte biri ile çalıştırılan her işletme zarar eder.Türkiye’nin taşkömürü için her yıl dışarıya 4-5 milyar dolar ödeyecek lüksü yok.Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok. Fazla yatırıma gerek de yok.Kazma, kürek, baret ve ferdi koruyucu ile en kısa zamanda üretimi artırabilecek tek kurum TTK’dır.Bu kömür santral kömürü değildir. TTK’nın boşluğunu dolduracak özel sektör yoktur.Bu gerçekleri Ankara’da her kapıyı çalarak anlatıyoruz.

Enerji Bakanına, Başbakana, Cumhurbaşkanına anlatmak izin şartları zorluyoruz.

İstihdam yaratılarak, gençlerimizin Zonguldak’tan göç etmesinin engellenmesini ve şehrin yok olmasının önlenmesini istiyoruz.Türkiye’nin sanayisine can vermiş, Emeğin Başkenti sıfatını kazanmış bir il olarak bu en doğal hakkımızdır.

Her türlü fedakarlığı yapıyoruz

Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım Zonguldak’a gelecek. Kendilerine bu gerçekleri anlatmak ve çözüm önerilerimizi sunmak istiyoruz. Zonguldak adına sorumluluk taşıyan herkesin de anlatması gerektiğini önemle belirtiyoruz.Türkiye’nin tıpkı 1920’lerde olduğu gibi TTK’ya, Zonguldak’a ihtiyacı var. Madenciler ve Zonguldak halkı bunu biliyor. TTK’nın özelleştirilmesi, Maden Makinaları Fabrikası’nın yerinin tartışılması, limanın kapatılması gibi söylemler ile maden işçileri tahrik edilmesin.

Maden Makinaları Fabrikası ve Liman, TTK’daki üretim zincirinin ayrılmaz parçalarıdır.

TTK’nın hiçbir varlığının heba edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.Özelleştirme girişimlerine karşı her şart altında mücadele edeceğimizi bir kez daha vurguluyor, hepinize sevgi ve saygılarımızı sunuyorum.”

Erdoğan Kaymakçı;“Yeraltı kaynaklarının kamu yararı gözetilerek planlanması gerekiyor”

Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Erdoğan Kaymakçı, Türkiye’nin yeraltı kaynaklarını kamu yararı gözeterek planlaması gerektiğini söyledi.

Kaymakçı şunları söyledi; “Alın terleri ile yeraltı zenginliklerini insanlığın hizmetine sunarak hayatın devamını sağlayan maden emekçilerini saygıyla selamlıyorum. “Madenciliğin kaderinde vardır, fıtratı budur” söylemiyle sorumlulukların yerine getirilmediği, kazaların normalleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte yaşamları çalınan madencileri saygıyla anarken 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü de kutluyorum… Madencilik, emeklerinin, canlarından ucuz olduklarını hissettikleri, genç yaşta her an ölüm korkusu ve aile geçindirme kaygısıyla çalışanların mesleğidir. 4 Aralık günü yerin yüzlerce metre altında canları pahasına çalışan emekçilerin, ölesiye kürek sallayanların, bir tutam gün ışığına muhtaç olanların günüdür. Aynı zamanda ramazan aylarında nasıl iftar açtıklarını gösteren birkaç fotoğraf ve haber dışında tamamen unutulan ancak sektörde yaşanan bir faciayla/kazayla yeniden gündeme gelebilen, bunun haricinde ise hatırlanmayan, sorunlarına çözüm getirilmeyen insanların günüdür 4 Aralık. Boşa çıkan umutların ve hüzne dönüşen sevinçlerin arasında onuruyla yaşamaya çalışan insanların mesleğidir madencilik.

Soma’dan Ermenek’e, Zonguldak’tan Elbistan’a, Kemalpaşa’dan Dursunbey’e Gediz’den Şirvan’a yaşadığımız toplu ölümlere yol açan faciaların yaralarını sarmaya çalışırken gün geçmiyor yeni acılar yaşıyoruz. İhmaller o hale geldi ki, daha 3 gün önce Aladağ’da bir öğrenci yurdunda yaşları 11 ile 14 yaş arasında 11 çocuğumuzu ve 1 eğiticiyi basit ama hayat kurtaracak teknik malzemelerin eksikliği ve elektrik tesisatının bakımsızlığı gibi nedenlerle kaybettik. Bunu kim nasıl izah edebilir. Ancak 6,5 milyara yakın bütçesiyle 12 Bakanlığın bütçesini geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığı’na 6,5 milyon liraya modern bir bina yapılırken çocuklarımız tarikatların gecekondu yurtlarında trajik bir şekilde can veriyor. Neden? Devletin yurt ihtiyaçlarını cemaatler ile karşıladığı bir düzenden bahsediyoruz. Bunu sorgulamamız gerekmiyor mu?

Madencilik tarihin en eski iş kollarından birisidir. Ve tarih boyunca uygarlıkların gelişmesinde çok önemli rol oynayan sektörlerden biri olmuştur. Gelişen ülkelerin ekonomilerinde büyük pay sahibi olan madencilik sektörü, ülkemiz için de büyük öneme sahiptir. Bu bakımdan, madencilik sektörü dün olduğu gibi bugün de uluslar için vazgeçilmez konumunu sürdürmektedir. Zor ve meşakkatli bir meslek olan madencilik alın teri demektir.

Madencilik sektörü ne yazık ki, toplu ölümlü iş kazalarıyla gündeme geliyor.Bu gerçekten sektöre yapılan büyük bir haksızlıktır.

Madencilik sektörünün içerisinde bu tür kazalar yok.Gelişmiş ülkeler bunu önlemiş.Ancak gelişmiş ülkelerde bu sektördeki zorluk düzeyi ve ölüm oranları en aza indirilmiş durumda.

Hangi sektör olursa olsun oluşan kazaların yüzde 98’i iş güvenliği açısından sorunlar giderildiğinde önlenebilir kazalardır.Madencilik hayatı kolaylaştıran bir sektördür. Gelişmiş ülkeler bu sektöre gereken önemi vererek bugünkü seviyelerini yakalamışlardır.

Madencilik toplumların kalkınmasına yön veren sektörlerden birisidir. Madenciliğin sadece kazalarla değil, iş gücü ve toplumsal kalkınmaya verdiği katkıyla ele alınması gerekmektedir. Yeter ki bakış açısı değişsin.

Batı ülkelerinde en son kazaların ne zaman meydana geldiği bile neredeyse unutulmuş durumda. Ancak Türkiye iş kazalarında dünyada en ön sıralarda geliyor. Ölümlü iş kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa’da ise ilk sırada olan Türkiye’de bu kazaların meydana geldiği sektörlerin ilk sırasında ise madencilik geliyor.

Zonguldak TTK ile ülkemizin kalkınmasına yön vermiş, lokomotifi olmuş bir kenttir. 1980’li yıllara kadar ülkemizin bir numaralı ağır sanayi bölgesi iken bu yıllardan itibaren uygulanan neoliberal politikalarla bugün içinde bulunduğumuz zorluklarla karşı karşıyadır. TTK AKP Hükümetleri döneminde o kadar küçültülmüştür ki içinde bulunduğumuz süreçte işçi açıklarından dolayı 5 milyon tonluk üretim hedeflerini gerçekleştirmek bir yana yeraltı açıklıklarını ayakta tutacak işçi dahi mevcut değildir. Bu nedenle sürekli olarak hem üretim azalmakta hem de Kurumun zararı artmaktadır. Son birkaç yıldır, hem TTK Yönetimi, hem Sendika hem de meslek odaları olarak üretimin artırılması için mevcut işçi açıklarının giderilmesi konularında defalarca talepte bulunulmasına karşılık bir sonuç alınamamıştır. Taşkömürü ithalatına yıllık yaklaşık 4 milyar dolardan fazla kaynak ayrılmasına rağmen yerli üretimin önemini kavramayan veya kavramak istemeyen zihniyet yüzünden TTK’da üretime yönelik istihdamın önü açılmamaktadır.

TTK, bugün tarihindeki en az çalışan işçi sayısıyla, yine tarihinin en az üretimini gerçekleştiren bir kurum durumuna düşürülmüştür. TTK’nın 2015 yılı üretimi 1 milyon tonun bile altına inmiştir. Çates’in özeleştirilmesi de kurumun gelecekte Pazar sıkıntısı yaşayabileceğinin bir işaretidir. Böyle devam etmesi durumunda birkaç yıl içinde TTK’nın devreden çıkarılması kaçınılmaz son olacaktır. Belki de istenen budur. Tüm bu sorunlar ulusal bir madencilik politikamızın olmamasından kaynaklanmaktadır.

Gerçek sahibi halkımız olan ve tükenme, yenilenemez özelliklerinden dolayı gelecek nesillerin de söz sahibi olduğu yeraltı kaynaklarımızın kamu yararı gözetilerek planlanması ve üretilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.”

Mehmet Torun;”Türkiye’nin Taşkömürü politikası yok”

Maden Mühendisleri Odası eski Genel Başkanı Mehmet Torun, Türkiye’nin taşkömürü politikasının olmadığını söyledi.

Torun şunları söyledi;

“Dünya toplam birincil enerji arzı, 2003 yılında 10.579 milyon ton petrol eşdeğeri olmuştur. Söz konusu arzın kaynaklara dağılımında %34,4 ile petrol ilk sırada yer almaktadır. Daha sonra, % 24,4 ile kömür ve % 21,2 ile doğalgaz sıralanmaktadır.

1973 yılından 2003 yılına kadar geçen 30 yıllık dönemde, dünya birincil enerji arzında petrolün payı %10,6 düşerken doğalgazın payı %5 ve nükleerin payı ise % 5,6 artmıştır. Kömürün payında ise kayda değer bir farklılık bulunmamaktadır. Toplam arz içerisinde 1973 yılında % 24,8 olan kömürün payı 2003 yılında %24,4 olmuştur (IEA 2005)

2004 yılı sonu itibariyle dünya toplam kanıtlanmış kömür rezervi 909 milyar ton olup, dünya kömür üretim büyüklüğü dikkate alındığında kömür rezervlerinin 164 yıl ömrü bulunmaktadır (BP 2005). Bu süre, petrol için 40 yıl, doğalgaz için ise 67 yıldır.

Kömür rezervleri dünya üzerinde 70’den fazla ülkede bulunmaktadır. En büyük rezerv miktarı 247 milyar ton ile ABD’ye aittir. Bu ülkeyi, 157 milyar ton ile Rusya ve 114,5 milyar ton ile Çin izlemektedir.

Ülkemizde koklaşabilir taşkömürü üretilen tek bölge Zonguldak taşkömürü havzasıdır. Sadece ülkemizde değil Zonguldak merkez alınarak 2.000 km çapındaki coğrafyada benzer özellikleri olan taşkömürü rezervi bulunmamaktadır. Bu durum, önemli bir avantajdır.

1970 li yıllarda satılabilir kömür miktarı 5 milyon ton/yıla kadar çıkmış çalışan işçi sayısı da ciddi anlamda artmıştır. Bunda havzaya yapılan yatırımların ve alınan dış kredilerin etkisi vardır. Bu durumun Zonguldak kentine yansıması olumlu olmuş ve kent, göç alan bir şehir haline gelmiştir.  O yıllarda diğer illerle sosyal yaşam, kültürel gelişmişlik ve pek çok açıdan mukayese edildiğinde oldukça önde olduğu da istatistiklerden görülmektedir.

24 Ocak 1980 sonrası gündeme gelen ve özelleştirme adı verilen kavram, kamu kesiminin sahip olduğu ticari ve sanayi kuruluşlarının mülkiyet, yönetim ve denetimlerinin değişik şekil ve usullerde yerli ve yabancı, özel veya tüzel kişi veya şirketlere devredilmesi, kiraya verilmesi ve benzeri her türlü yasal ve kurumsal serbestleşmenin sağlanması için yapılan düzenleme ve yürürlüğe koyulmasıdır.

Özelleştirme en genel ifadesi ile kamu mülkiyetinde olan işletmelerin özel kesime devredilmesidir.

Özellikle 1980’lerin başından itibaren KİT’ler genel bütçeden düşük paylar almaya başlamış,bu pay azaldıkça yenileme yatırımları yapılamamış ve zararlar artmıştır. Uzun süre yeni yatırımlar yapılamaması nedeniyle hantallaşan ve gittikçe zararları daha çok artan TTK, küçültme politikalarının her geçen gün daha fazla hedefi haline gelmiştir.  Teknolojik gelişmelerin havzada uygulanamayışı, işçi sayısındaki sürekli azalma bunlara bağlı olarak düşen üretim kentin nüfusunda da ciddi azalmaya yol açmıştır.

TTK da boşalan işçilik kadrolarının nadiren de olsa bir miktar artırılması esnasında üretim kısmi olarak artmış olsa da işçi alımları ve üretim artışları cüzi miktarda olmuştur.

TTK kömür satışlarının yaklaşık yüzde 60 oranındaki kısmının Çatalağzı Termik Santrali’ne yapıldığı dikkate alındığında, santralin ithal kömüre yönelmesi ile kurum satışlarının 500 bin tonlara gerilemesi son derece muhtemeldir. Bu durumda TTK’nın, bu düzeyde bir satış büyüklüğüyle ayakta kalabilmesi ise uzun dönemde pek mümkün görünmemektedir. Çatalağzı Termik Santrali’nin, Havza’dan üretilen kömürler yerine ithal kömür yakması, muhtemelen Zonguldak Havzası’na vurulmuş ciddi bir darbe olacaktır.

Havza üretimi hızla gerilerken, diğer taraftan soruna ilişkin somut bir plan ya da gelişme veya arama ya da üretime yönelik ciddi bir proje de ortaya konulmamaktadır. Ne TTK ne de havzanın geneline ilişkin her hangi bir stratejik plan oluşturulamamıştır.

AKP iktidarı 2003 yılından beri yerli kaynak kullanımına önem vereceğini söylemektedir. Ancak, uygulama tam tersi olmaktadır. 2003 yılında elektrik üretiminde yerli kömürün payı % 33 lerde iken 2015 yılında bu oran % 16 lara düşmüştür. Kurulu güçte yerli kömürün payı hızla düşerken ithal doğal gaz ve ithal kömürün payı aynı hızda artmıştır. Doğal gazın payı 2002 yılında yüzde 30 düzeyindeyken 2014 yılı sonunda yüzde 37’ye çıkmıştır. İthal kömürün payı ise yüzde 1 bile değilken yüzde 10’lara yaklaşmıştır.

Sektörde uygulanan taşeronlaşma ve özelleştirmeyle, emek cephesi de ciddi anlamda zarar görmüş ve bu sektörde çalışan emekçilerin durumu gittikçe kötüleşmiştir. İşsizlik artmış, iş güvenceleri ellerinden alınmış; ücretlerde, sosyal haklarda reel anlamda ciddi kayıplar söz konusu olmuştur.

Yine hesapsız kitapsız yapılan planlamalarla, elektrik üretecek sektörlere hammadde sağlayan kömür ocaklarında, maden sektöründe yaşanan iş kazaları, iş cinayetlerine dönüşmüş; hatta iş cinayetleri, Soma’da yaşandığı gibi, katliamlara dönüşmüştür.

Sonuç olarak, Zonguldak bir kömür kentidir. 160 yıllık bir üretim kültürü birikimi ile ülkemizin bugüne gelmesinde önemli bir paya sahiptir. Kentin dünü,bugünü gibi geleceği de kömürün kaderine bağlıdır. Geçmiş yıllarda bu birikimin yok sayılarak -kömür üretiminden vazgeçilsin. Somon balığı üretilsin – bazı  düşünce fantezileri gündeme gelse de bu kadar önemli bir rezervin üretiminden vazgeçmek için çok farklı düşüncelere sahip olmak gerekir.

Bugün uygulanan politikalar ise yine küçültme, daraltma ve kapatma uygulamalarıdır. Bu yanlış uygulamalara karşı çözüm, mühendislik bilimi ve tekniği ışığında havzaya yatırım yapmak ve verimli bir şekilde üretim yapılmasının koşullarını oluşturmaktır.

Bu birikim ve mücadele gücü mevcuttur, yeter ki kente ve ülkeye sahip çıkacak irade harekete geçirilebilsin. Bunun en yakın örneği 1991 büyük yürüyüşüdür. Bu mücadeleye omuz veren herkesi ve havzada yaşamını yitiren maden emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyorum.”

Etkinliğin ardından etkinliğe katılan belediye başkanları Kaymakçı ve Torun’a plaket, madenci heykeli ve baret takdim ettiler.

 


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.