Geçen haftaki yazımda ABD ve Çin devlet başkanlarının son söylemleri ve ekonomiye-ekonomilerine bakışlarını Sayın Korkut Boratav’ın yazısından alıntılayarak aktarmaya çalışmıştım. Son paragrafta ise Başkan Donald Trump’a kendi ülkesi açısından söyledikleri ve çalışan-çalışacak kesimlerinin işsiz kaldıklarını ve yoksulluğa düştüklerini söylemine bende katılıyorum demiştim. Bunu gittiğim San Francisco’da gözlemlediğimi ifade etmiştim. Biliyorsunuz Trump’a en çok muhalefet California’da görülmüştü.

Çin devlet başkanı Şi Jinping’in Davos’ta ne diyor? “Dünyanın sorunlarını ekonomik küreselleşmeye bağlamak doğru olmaz. Beğenmeseniz de küresel ekonomi büyük bir okyanustur. Sermayenin, teknolojilerin, malların, endüstrilerin ve insanların ülkeler arasındaki akımını kesmek; okyanusların sularını göllere, ırmaklara akıtmak gibidir. Tarihsel eğime ters düşer. Ancak, küresel gelişme düzensizdir ve bu nedenle insanların(ben insanlığın diyorum) beklentilerini karşılamıyor. Bu güçlükleri, yeniliklerin sürüklediği, dengeli, hakkaniyetli, kapsayıcı bir gelişme modeli oluşturarak aşmalıyız” diyor. Ve şöyle devam ediyor: “İmzacı ülkelerin iklim değişikliği üzerindeki Paris Şartına uyma yükümlülüğü var ve korumacılıktan ve ticaret savaşlarından kimse kârlı çıkmaz. Küresel büyümede durgunluk, finansal krizin izleri, gelişmişlik düzeyinde artan farklılaşmalar, soğuk savaş perspektiflerinin devamı, güce dayalı politikalarda ısrar nedeniyle silahlı çatışmalar, terör gibi yepyeni güvenlik riskleri, göçmen krizleri…”

Konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Küçük-büyük, güçlü-zayıf tüm ülkelerin bağımsızlıklarını, haysiyetlerini gözeten eşit hükümranlık ve karşılıklı bağımlılık içinde çok kutupluluk… Biz halkın haklarına, çıkarlarına öncelik verdik; insan haklarını koruma ve geliştirmeye gayret ettik. Çin 1,3 milyar insanının temel ihtiyaçlarını karşıladı; 700 milyon insanını yoksulluktan kurtardı ve böylece küresel düzlemde insan haklarına önemli katkı sağladı. Uluslararası finans krizi çıktığından buyana küresel büyümenin yüzde 30’unu Çin sağladı. Çin önümüzdeki 5 yıl içinde 600 milyar dolar yabancı sermaye çekecek; dışarıya 750 milyar dolar yatırım yapacak.”

Gördüğümüz gibi Çin, Deng Hisio Ping’in politika değişikliğinde sonra(1976) hızla değişime ve dönüşüme uğramış. 2015 yılına göre nüfusu 1 milyar 370 milyon, milli geliri 10 trilyon 287 milyar dolar ve kişi başı geliri 7 bin 800 dolara ulaşmış. Bununla birlikte Çin’in büyümesinin altında net sermaye girişleri yatmakta; büyümenin kaynağını dış borçlanma yaratmakta, 2008 krizinden buyana borçluluk yüzde 255 artarak 25 triyon dolara ulaşmakta ve bu harcamaların inşaat, altyapı ve tüketime gittiği görülmektedir. Bu borçlanma milli gelire göre yüzde 250’dir. Bugünkü şartlarda ödeme olanakları çok zor görünmektedir. Dış kaynağa sürekli mahkûm bir yapı söz konusudur. Şİ Jinping küreselleşmeye bel bağlamış ama onu ve dünyayı küresel emperyalizm çürütmekte, yok etmektedir.

İnsanlığın temel sorunu emperyalizmdir. Ekonomik ve yaşam asla şiddete gereksinim duymamalı, emekler silah gibi varlığa harcanmamalı, silahların yıkımından doğacak gelirlere bel bağlamamalı, hemcinslerini ve eserlerini yok etmemelidir.

Artık sermaye biriktirmeye gereksinim yoktur. Dünya milli gelirinin(70 trilyon dolar) iki katı(152 trilyon dolar) sermaye birikimi oluşmuştur ve bu miktar yeter de artar bile! Bilimsel bilgi ile birlikte, şimdi artık işbirliğine ve işbölümüne gereksinim vardır. Hatta doğayı ve yaşamı kurtarmak için, büyümeye değil kaliteli ve uzun ömürlü maddelerle ekonomik küçülme bile sağlanabilir.

İşte, asıl ekonomi bilimi, en kaliteli üretimle, en verimli çalışma ve en az tüketimle ihtiyaçların karşılanması sistemidir; doğaya ve insanlığa en az yükle en yüksek verimi ve kaliteyi sağlamaktır.

Hayat ve ekonomi birleşik kaplar içinde yaşar ve gelişir; bir yerdeki tıkanma tüm hayatı ve ekonomiyi yok etmese bile hasta eder, belki de öldürür.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.