Her ikisi de birer Suriye kenti olan El Bab ve Münbiç, dünyaya ve Türkiye’ye en çok haber konusu olan iki kent. Buradan gelen savaş haberleri, bir taraftan medyaya taze haber kaynağı yaratırken diğer taraftan iktidardaki politikacıya toplumu oyalama, dikkatleri başka yöne çekme açısından sayısız malzeme veriyor.
Savaş haberleri, Suriyelilerden sonra en çok bizim gençlerin evlerine ateş düşürüyor. Yirmili, otuzlu yaşlarda Suriye topraklarında şehit düşen gençlerin acıları sadece anne, baba, eş ve çocukların, nişanlıların yüreklerini dağlamıyor, bu kadar savaştan sonra duyguları halen körelmemiş, vicdanları sağlam kalabilmiş, yüreklerinde sevgisi olan herkesin, hatta bir parça savaş severlerin bile yüreklerini dağlıyor. Okunan dualar, yakılan ağıtlar, yakın zamanda gelebileceği düşünülen bir sonraki şehidin cenazesinde okunmak üzere ezberlerde tutuluyor.
1984ten beri Güneydoğu’da PKK ile sürdürülen iç savaş, bitme umutlarını yeşertirken ne olduğunu anlamadığımız bir zamanda çamlar Dolmabahçe’de birden devrildi ve sonrasında hayatımıza IŞİD girdi, PYD girdi, ÖSO girdi, Başika girdi. Şimdiyse Rusya ile birlikte ÖSO da yanımıza alarak IŞİD’i Suriye’den çıkarmaya çalışıyoruz. Tabi ki her savaşın mutlaka bir nedeni var, olduk yerde kimse kimseye savaş açmıyor. Dünya jandarması ABD ve AB dışında şayet biri savaşa kaşınmamışsa. İsmet İnönü’nün, 2. Savaşın sonunda Demokratların seçim meydanlarında çocuklara, “Paşam bizi aç bıraktın” diye bağırtmalarına, “Doğru, ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım” demesi herkesin belleğindedir. Sadece Suriye cephesinde şehit düşen genç, 65 yetim bıraktı geride. PKK ve IŞİD’in canlı bombalarıyla ölenler hariç.
Siyasal İslamcı kapitalizm, beş yıldır savaş haberleri, şehit ağıtları, imam helallikleri gibi dini söylemlerle iktidarda kalmayı becerirken, kendini iktidara taşıyan Gülen cemaatini devlet için tehlike ilan etti. Peki, diğer cemaatleri ne yaptı derseniz, onları beslemeye, dolgu malzemesi yapmaya devam ediyor. Şimdilerde Gülencileri bahane ederek ne kadar devrimci, demokrat, hak arayan varsa KHK’lerle işine son veriyor.
Suriye’den oğlunun cenazesi gelen ve aynı zamanda kulağı seste olan ana- babalar, “benim oğlumun günahı neydi de Suriye’den cenazesi geldi, gençler ne amaçla gönderildi, din mi emretti de gönderildiler? Yoksa dinci İslamcı kapitalistlerin ekonomik ve siyasal ikballeri için mi gönderildiler” diye sorması gerekiyor. Din, bir vicdan muhasebesi, geleceğin umudu, gelecekte iyi bir yaşam düşü değil midir? Dinsel inançları, çıkar amaçlı kullanma alışkanlığı bize kiliseden kalan bir mirastır aslında. Asiller, soylular, krallar, rahipler askerlere, yoksul köylü ve işçilere cenneti vaat etmediler mi? Şimdi de kapitalistler, işçilerle aynı camiye gidip işçileri dinle terbiye etmiyorlar mı? İşçi sınıfını din referanslı sendikalarda örgütleyerek şükür dualarıyla sömürmeye devam etmiyorlar mı?
Din mevhumu, her zaman olduğu gibi bugünlerde yine revaçta olacak. Zira gündemde referandum var. AKP’ye gönül vermiş seçmenlere, başkanlık sistemine “evet” derlerken şunu hatırlatmakta fayda var: Bir başka kişi, ailenizi yönetmek üzere yetki istese verir misiniz? Sizi yönetmek üzere çocuğunuza yetki verir misiniz? Ya da çocuğunuz size yetki verir mi? AKP iktidarının insanları 15 yıllık ötekileştirme politikası, başkanlık sisteminin ipuçlarını vermiyor mu? Başkanlık sistemi denilen “Yeni Türkiye” söylemi, şehitler için yakılacak ağıtlar, hayat pahalılığı, örgütsüz toplum, eli kolu yasal zincirlerle bağlı işçi sınıfı demek olacaktır!
İktidarın başardığı güçlerin birliği ile Başbakan, Adalet Bakanı başta olmak üzere parti yetkililerinin söylemlerinden güç alan kaymakamlar, savcılar, eğitim müdürleri sosyal, yandaş basın, medyadan verdikleri dinsel şiddet, nefret, anti laik, cumhuriyete ve Atatürk’e dil uzatan mesajlarıyla sokaktaki insanı tedirgin ediyor. İktidar kitleleri dalgalandırmak için öteleyici, itici ve şiddet içeren dinsel polemikler (sataşmalar) referandum piyasasına sundu bile.
İnsanlar için öz olarak din, bir insanın iç dünyasıdır, gönül zenginliğidir. Kişinin kendi hakkındaki bilinci ve kendine saygı duyuşudur. İnsan insanın dünyasıdır. Din bu dünyanın heyecanı, morali, kutsal tamamlayıcısıdır. Din ezilmişlerin of çekmesi, kalpsiz dünyanın kalbidir. Referandum sürecinde yeni şehit cenazeleri görmemek dileğiyle!
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
