Kentin DNA’sı sürekli değişti,değiştirildi.İşte o DNA sı sürekli oynanan ve kulağa hoş gelen ilişkiler sistemidir ki;İş adamını iş adamı olarak geliştirip, ticaret erbabı yapmıyor, gazeteciyi gazetecilik görevlerinin dışına itiyor, siyasetçiyi halka hizmetten ranta hizmete itiyor, kısaca toplum düzgün,güvenli bir limana sürüklenmiyor.
Bugünler işte o düzgün olmayan, at izinin it izine sadece darbelerle, siyasetteki iktidar mücadelesiyle değil, yerel ilişkilerde, kimin eli kimin cebinde ki davranış bütünü kantarın topuzunun da kaçmasına neden oluyor.
Hep söylerim her haberin, her yorumun, her bilginin tezgahta alıcısı vardır. Önemli olan olayın patladığı zaman kimin hangi tezgahta yer aldığıdır.
Dedikoduyu, akçeli işlerin yazılmasını, senin konuşmaya korktuğun konuların, birileri eliyle yazılması önce hoşuna gidiyor.Hatta yazana gaz da vererek “aferin işte böyle cesaretli yazmalısın”deyip insanların yaşamlarıyla oynayacak kadar küçülebiliyor, karakter zayıflığına kadar kendini getirebiliyorsun.
Sonra olaylar patlayınca, “Ya bu kadarda olmaz ki”, “Belden aşağı, mahrem konularda yazılmazki”deyip teryağı gibi suyun üstüne kendini atabiliyorsun.
İşte bu tutum kentin DNA’sının ne derece bozulduğunu gösteriyor.
Bugünlerin en güncel konusu Pusula Yayın Grubu Sahibi Ali Rıza Tığ’ın Demir Ailesinin fertlerinden Harun Demir tarafından darp edilmesi. Konu gündeme öyle düştü ki; Hani “Eğer mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır” Sözünün de ne kadar işkembeden atıldığını bir kez daha gördük.
Aslında kimsenin Vatan falan derdi yok.
Demek ki, ne iktidarın, nede muhalefetin “Evet” yada “Hayır”ı bu kavgadan daha önemli değil.Çünkü nereye gitsek aynı konu.Hani derlerya Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olur.Harun Demir ile Ali Rıza Tığ’ın kavgası öyle oldu.
İşte bu kentin DNA’sı öyle bozuldu ki; Ali Rıza’nın yazılarını dün alkışlayanlar şimdi olaydan sonra, “Ya Ali Rıza’da belden aşağı vurdu”, “Tamam yaz yaz da insanları bu kadarda ilişkilerini dışa vuracak şekilde yazma vs.” Demirler için ise, “ İş adamına yakıştı mı?”, “Demir Ailesi bu konuda karnesi zayıf” vb.
İki aileyide tanıyorum.İki aileninde birbiriyle bir biçimde ilişkileri dün vardı, belki yarında olacak.Ama olan bugün taraflarla ilgili işkembeden atıp tutanlara olacak.
Kantarın topu kaçtı mı? Kaçtı. Bana sorarsanız kaba bir benzetmeyle konuyu noktala yalım. Bugün iktidar FETÖ, üst akıl, derken ona karşı tüm dil ve propaganda aslında kime hangi ülkeye yönelik olduğunu biliyoruz. Bugün Ali Rıza Tığ üzerinden yürüyen AKP içindeki kavganın sadece dışa vurmuş bir simgesi.
Kavgayı edenlere ve basına yansıyan kısmına değil, nedenlere, niye oluyor bu kavgaya bakmak lazım. Geçmişte Mehmet Ali Kınay’ın maçlarını izlemek için sabahın dörtlerinde TV karşısına geçerdik ülkece ve iki boksörün birbirlerini yumruklamasını izlerdik, ama çoğunluk çocuklarının boksör olmasını istemezdi.Kıssadan hisse
Gazeteci Örgütlerinin durumu vahim
Gazetecilere yönelik değişik zamanlarda farklı kaba saldırı, şiddet olayları oldu.Bundan sonrada olmayacağının garantisi yok.İşin tersliği örgütleri öyle bir hal aldı ki; İş kişisel ilişkilerin göbeğine kadar girdi,bağımlılık ilişkileri güçlendi.
Kişisel çatışma ön plana çıktı.İş öyle olunca mesleki deformasyonda arkasından geldi.
Kente gazetecilerin neredeyse toplamını bağrında toplayan iki örgüt ZGC ve KGD sadece bugün Ali Rıza ile ilgili değil dün Mustafa Özdemir’e yada Ömer Taşlı’ya yada bir başka gazeteciye yönelik saldırılarda da bezer tutumları aldılar.Sesiz kaldılar.Neden o gün örgütleri elinde tutunlar yarın kendi başına gelmeyecekmiş gibi davrandı.Kimi korktu, kimi kavganın taraflarıyla olan ilişkilerden dolayı meslek etiğini bir kenara bıraktı duygusallığın kurbanı oldu.İş böyle olunca bugün kapıyı açacak kimse yok, kalabalıktan içeriye giremeyecek kadar kalabalığında içi boşaldı.
Yeniden görev tanımının zamanı gelmedi mi hala?
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
