Tarih tekerrürden (tekrar) ibaret değildir. Burjuvazi her ne kadar, tarih tekerrürden ibarettir diye öğretse de tarihin tekerrürden ibaret olmadığınıdiyalektik açıdandeğerlendiren herkes, hiçbir tarihsel olayın birbirinin aynısı olmayıp hepsinin oluş şartlarıyla sonuçlarının birbirinden farklı olduğunu bilir ve anlar.
Türkiye referanduma kilitlendi. Tarihte, referandumlar hemen her ülkede yapılmıştır ama hepsinin sonuçları dediğimiz gibi diyalektik açıdan incelendiğinde farklı sonuçlar vermiş, kimi ülkelerde demokrasinin önünü açarken kimi ülkelerde faşizmi getirmiş, demokrasiyi rafa kaldırmıştır. Bunun önemli örneklerinden biri Almanya’dır. “1870’lerde 22 krallık ve 3 özerk bölgeden oluşan Almanya, Prusya Kralı I. Wilhelm’in başkanlığında birleşerek ulusal birliğini sağlar ve 1871*Anayasasına göre imparator silahlı kuvvetleri elinde bulundururken başbakansadece imparatora karşı sorumludur, meclise hesap vermek zorunda değildir ve imparator her an başbakanı görevden alabilirdi. Yasalar, konfederasyon meclisi onaylarsa yürürlüğe girerdi.
Krallıklar içinde en gerici ve şovenist Prusya Krallığıdır, birlik sağlanınca, Prusya’nın gerici anlayışı bütün eyaletlere dağılır. Alman ulusu bir şiddet ve şovenizm anlayışıyla başka uluslara karşı kin ve aşağı görme duygusuyla yoğrulan aşırı ulusçulukla yetiştiriliyor, okullar, gerici basın ve edebiyat, şiddeti, güç politikasını ve Alman üstünlüğünü dile getirmekten yorulmuyordu. Almanların bütün dünya üzerinde egemen olmakla görevlendirilen “Seçilmiş Bir Ulusu” meydana getirdiklerini zihinlerine sokuyorlardı. Başta Slavlar olmak üzere bütün ulusların Almanların üstün ırkına boyun eğmek zorunda olduklarını ileri sürerken buna sebep Almansanayisinin hızlı gelişimiydi. Almansanayisinin hızlı gelişimi, işçi sınıfını geliştiriyor vesosyalizmi güçlendiriyordu. Bu durum hükümetikuşkuya düşürdü. Mecliste sosyalistlere karşı, İstisna Yasası adıyla bir yasa oylanır ve sosyalist hareketolağanüstü koşullara zorlanır, amaç onu bütünüyle yasaklamaktı. Bütün sendikalar ve hatta partinin ideolojik etkisi altındaki işçi spor dernekleri kapatıldı, sosyalistdergi ve gazeteleryasaklandı. Edebiyat baskı altına alındı, kitaplar toplatıldı, kitle halinde tutuklamalar yapıldı. İnsanlar bağımsız mahkemelerde yargılanmadan sürgünlere gönderildi.”(Yakın Çağlar Tarihi, Yordam Kitap,3.Basım).
Peki, Almanya’ya faşizm nasıl geldi, kimler getirdi, sorumlusu bir tek Hitler miydi?
İkinci dünya savaşı öncesi dünyanın en büyük kimya devi Alman IG Farben, devlet içinde devlettir. Hitler ve nasyonal parti üzerinde çok etkilidir. Almanya’nın altı büyük kimya şirketi 1925 yılında AG adıyla birleşir. Bu şirket Yahudi soykırımında kullanılan zehirli gaz Zyklon B gazını üretir. Hitleri ABD şirketleriHenry Ford, Standart Oil of New Jersey, General Elektrik, General Motors, ITT, Opel gibi şirketler parasal açıdan destekler. Rockefeller, halkla ilişkiler uzmanı Ivy Lee’yi Hitler’e yardıma görevlendirir. Geçen sayıda,Almanya’da 12 milyon işçinin zorla çalıştırıldığı “köle işçiler” den bahsetmiştik.
Alman Faşizmini referans veren anlayış, Alman faşizmi hortlatan banka, holding ve şirket sahiplerinin milliyetçi saldırganlığını referans verip gözlerimizi korkutuyorlar.
Dünya geçmişte bunları yaşarken “evetçiler” milliyetçiliği yükseltmek için Hollanda ve Almanya ile kriz yarattılar. Almanya’yı faşistlikle suçladılar. Memur Sen Zonguldak İl Temsilcisi Kamuran Aşkar, Eitim Bir Sen etkinliğinde sırtını devlete dayamış, “mutlu sendikacılık” rolü oynuyor ve “Bugün burada en mutlu benim” diyor. “16 Nisanda da Memur Sen olarak sonuna kadar “evet” diyoruz, diyor. (Susma Gazetesi, 22.03.17).Doğru söylemiş. Çalışanlar adına hangi hakları arayıp da neleri elde ettiğini sormayan, sınıf arkadaşları gazdan gözünü açamaz ve karakollarda sabahlarken, sıcacık yatağında uyuyan sendikacılar tabanına elbette “evet”mesajları gönderecektir. Tarih uzun değil, “evet” diyenler, tarihin buna nasıl yanıt vereceğini üç beş sene içinde göreceklerdir.
Sözü, “Bu devirde padişahlık, kula kulluk olmaz, Cumhurbaşkanına istediği anda kararnameyle asgari ücreti, maaşları düşürme, kıdem tazminatını, ikramiyeleri kaldırma ve emeklilik yaşını yükseltme, yetkisi verilemez. Anamızın ak sütü gibi helal haklarımızı bir kişinin iki dudağı arasına bırakamayız” diyenlerin sözü ile bağlayalım.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
