Gelecek Pazar, anayasa referandumu dolayısıyla bir “Evet”- “Hayır” tercihi yapacağız. AKP+ MHP ortaklığının önümüze koyduğu bu iki tercih bizde ne kadar bir farkındalık yarattı, bilgimizi ve bilincimizi hangi aşamaya taşıdı? Yapacağımız “tarihi tercihi” sınıfsal kimliğimiz ve kişiliğimiz belirleyecek? Referandumun sonucunu ise ileriki birkaç sene içinde yaşayıp görecek ve kararımızın doğruluğunu test edeceğiz.
Şimdi kimlik ve kişilik üzerinde kısaca duralım:
Kimlik, bir bireyin esas olarak dışa yansıtılan veçhesi, tarafı, tutumudur. Kişilikse bir bireyin iç dünyası ile ilgili psikolojik veçhesi, tarafıdır. Kimlik, daha önceden planlanmış bir tür davranış ya da rol olduğundan alternatiflerinden biri tercih edilebilir. Kişilikse bireyin özel ve ayırt edici davranışlarını içerir, kişiyi başkalarından ayırır. Varlık kimliği ile tanımlanır ve vasıflandırılır. Kimliğin toplumsal olması ve bir tanım oluşturması, bizi kimlik olgusunun iki temel ayağı olduğu sonucuna götürür. Kimliği tanımlanan, kimlik edinendir. Kimlik edinene kimliğini kazandıran, ona kimlik verense toplumdur. Örneğin bireyler kimlik edineni, toplum kimlik vereni oluşturur ve bu durumda toplum ve birey bileşkesi Toplumsal Kimliği meydana getirir. Toplumsa iki ayrı sınıftan, burjuva sınıfında ve işçi sınıfından oluşmuştur. Dolayısıyla her iki sınıfın kendilerine dair sınıfsal kimlik ve kişilikleri vardır ve bunların birbirlerine karşı sınıfsal bir duruşları vardır.
“Burjuvazi sınıfsal duruşuyla işçi sınıfını daha çok ve uzun süreli sömürebilmek amacı ile kendine biat etmesine çalıştığı açıktır. İşçi sınıfı bilinci ise kendi koşullarına uygun emek süreci, eğitim durumu, etnisite, toplumsal cinsiyet ve köksüzlük gibi faktörlerin etkisi altında gelişmektedir. Kendini bir toplumsal sınıfa ait hissetmek ile başlayan işçi sınıfı bilinci, alternatif eşitlikçi bir toplumsal sistemin oluşturulması için mücadele etmeye doğru gelişim gösteren bir süreçtir.”
İşçi sınıfının referandum tercihine yönelik olarak örnek Yıldırım Koç’tan (26.06.2011. Aydınlık) kısa bir alıntı yapalım: “Sermayenin yerlisiyle, yabancısıyla, işçi sınıfına saldırıları, baskıları sınıfı zayıflatan etmenlerdir. İşsizlik artıyorsa, ekonomik kriz varsa, işten çıkarmalar yaygınlaşıyorsa sorunlar artıyor demektir. Ancak bu saldırılar, işçi sınıfının yeni bir atağının zeminini de oluşturabilir. Kapitalizmin saldırısı yeterli önderlik, örgütlülük, deneyim ve bilinç varsa, sınıfın kapitalizme karşı mücadelesini yükseltebilir. Hükümetlerin saldırısı, çıkarılan kanunlar, yönetmelikler, kanun hükmünde kararlarla hakları kısıtlayabilirler. Ancak bu saldırı da püskürtülebilir. Bu saldırıyı püskürtecek güç bugün yoksa yarın elde edilir, gereken yapılır. Bazı sendikaların yönetimleri, işverenlerin, hükümetlerin emrine girmiş, yolsuzluklara batmış olabilir. Ancak sermayenin, emperyalizmin ve hükümetlerin saldırısını geriletmenin yolu işçi sınıfının “Sınıf Kimliklerini” ve “aidiyetlerini” öne çıkarmalarıdır. 89 Bahar Eylemleri, 90 Madenci Grevi ve Tekel Direnişi, sınıf kimliğinin öne çıkarılmasıyla yaşanmıştı. İşçilerde sınıf aidiyet, sınıf kimliği ön planda olarak yenilgi yaşanmışsa, yetersizliklerin, yanlışların ve deneyimsizliklerin sonucudur. Bunlar aşılabilir, ancak, eğer işçiler arasında sınıf kimliği ön planda değilse “ağacın kurdu kendindendir.”
“Eğer işçiler, etnik ve inanç kimliklerini ön plana çıkarırlarsa öyle bir bölünürler ki birbirlerinin yüzüne bakacak halleri kalmadığı gibi birbirlerine karşı kin ve nefretle dolarlar. Bu bölünme öyle siyasal bir bölünmeye de benzemez. Türkiye bunu 1975- 1980 arasında yaşamış(DİSK’e karşı HAK İŞ ve MİSK kurdurulmuş, işçiler arasında çatışmalar yaşanmıştı). Etnik kimlik ve inanç aidiyeti ağır basar ve tahrik edilirse o dönemi bile aratır. Osmanlı’da da Müslüman, Ermeni, Rum ve Yahudilerden oluşan işçi sınıfının önemli bir bölümü kendi etnik ve inanç kimliğini ön planda tutarak kendi burjuvazisinin ve emperyalistlerin kuyruğuna takılmış, Osmanlıya karşı mücadele etmiş ve en büyük zararı da kendileri görmüştü.”
Aynı oyun bugün de gündemdedir. Emperyalistler ve işbirlikçileri, aynı etnik ve inanç kimliklerini işçi sınıfımızın önüne koymaya devam ediyorlar. Aman dikkat diyoruz.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
