Halk oylamasına birkaç gün kaldı. Ne kadar zor bir dönemden geçtiğimizi yaşattı siyaset ve iktidar. 2017 yılı başı itibariyle yaptığımız araştırma ve değerlendirmelerde işsizliğin hat safhaya çıkıp resmi olarak 3 milyon 700 binlere kadar çıktığını, tüketici kredilerinin 420 milyar liraya, Türkiye ekonomisinin yurt dışı borcunun 425 milyar dolara, kayıt dışı çalışanların 3 milyon 300 bine, asgari ücretle çalışanların 6 milyon 500 bine, taşeron işçilerinin 3 milyona çıktığını öğreniyoruz.
Bu sonuçlara göre takibe giden alacakların-borçların süratle arttığını, dış dünyanın kredi musluklarını kapattığını ve böylece devlet ve özel sektörün kredi bulmakta zorlandıklarını, ekonomik büyümenin üretimden değil tüketimden beslendiğini de öğreniyoruz.
İşsizlerin ise yüzde 24’ü ilkokul, yüzde 22’si ortaokul, yüzde 12’si genel lise, yüzde 11’i meslek lisesi ve yüzde 25’i üniversite mezunu olduğunu görünce üretimden ne kadar kopulduğunu anlamamız kolaylaşıyor. İşsizliğin en yoğun olduğu bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi, en azı da Doğu Karadeniz. Eğer çalışma yaşında olup ta çalışmadan yaşayanlarının tamamını düşünürsek işsizliğin yüzde 40‘lara vardığını görürüz.
Peki, bu işsizlik nasıl çözülebilir? Öyle çok yatırıma da gerek olmadan çözülebilir kanaatimce… Varılacak ilk karar, var olan olanakları çağdaş ve doğru bir şekilde paylaşmak. Maddi bir paylaşmadan bahsetmiyorum, sadece çalışma zamanını paylaşmak ve çoğaltmak yeterli. Zira bizim ülkemizde çalışma zamanı 100-150 yıl önceki şartlardadır. O günler kağnı arabası vardı, bugün sürücüsüz araçlar var(!)
Biliyoruz ki, bugünkü gelişmiş ülkelerde günlük ve haftalık çalışma bir hayli azaltılmış; haftalık 35 saatlere kadar düşürülmüştür. Bizde ise haftalık çalışma resmen 45 saat olsa da çalışanlar 60 saat, hatta otel, lokanta, kahvehane, satış mağazalarında ve taşıma araçlarında 70-80 saate kadar çıkan çalışma zamanları var. Bu işletmeler dâhil tüm işletmeler için günlük çalışma 6 saate kadar düşürülebilir… Bu başarıldığı takdirde isteyen işletmeler ile hizmet sektörleri günlük çalışmayı 2 belki 3 vardiyaya çıkarır, şehirlerarası çalışan taşıma araçları da 2’şer sürücü istihdam eder.
Ekonomik hayatın normalleşmesi için ikinci yapılacak iş kayıt dışının en azlara indirilmesidir. Kayıt dışının olması fertlerin devlete, topluma ve insana saygısını yok etmekte, kimliğini ve kişiliğini bozmaktadır. Ayrıca, dürüstlere, vergisini tam ve zamanında ödeyenlere büyük haksızlıklara, büyük haksız rekabetlere neden olmaktadır… Kayıt dışının diğer bir zararı da ilişkileri kalitesizleştirdiği gibi kolay kazanma yolu açtığından araştırma-geliştirmeye, bilimsel ve teknolojik gelişmeye büyük zararlar vermektedir.
Kayıt dışı işçi çalıştırmanın önüne geçmek için de, işletmeler kurulurken, kuruluş projesi hazırlattırmalı ve çalışacak zaman ve çalışacak personel sayıları belirlenmelidir.
Sonuçta herkese iş, aş ve eşe ulaşma olanağı doğacaktır; kadınlara şiddet ve öldürme dâhil tüm saldırganlıklar en aza inecektir, diğer adi suçların tamamında büyük azalmalar olacaktır. Çünkü toplumsal ve insani moral yükselecek, ruhsal ve psikolojik travmalar azalacak, sağlıklı bir topluma kavuşulacaktır.
Kayıt dışı ve asgari ücretli sayısı arttıkça ekonomideki normal döngü büyük sorunlar yaşamış, üretim azaldıkça ekonomi yabancılaşmış, yabancılaştıkça üretim azalmış, işsizlik artmış vegelir dağılımı bozulmuştur. Sonuçta, son 15 yılda nüfusun yüzde 1’inin servet payı yüzde 38,5ten yüzde 60’a çıkmıştır. Diğer bir bozulma da finans sektörünün yüzde 50’den fazlasının ve reel ekonominin yüzde 80’inin yabancılaşmasıdır.
Artık yolun sonu yaklaşmıştır ve Türkiye halkı 100 yıl önceki konumuna geri düşmüştür. Bir toplu iğne üretemeyen yapıya hızla koşmaktadır. Toplum üretimden, eğitimden ve bilimden hızla koparılmıştır, kendi yurdunda serf veya köle pozisyonundadır. Onu ne Türkiye Varlık Fonu, nede Şehir Hastaneleri, yollar ve köprüler gibi projeler kurtaramaz! Hatta batırır!
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
