Toplumsal ilerleme sürekli mücadele tarihiyle dolu.Halklar, karanlığa karşı aydınlığı, baskıya karşı özgürlüğü, yok sayılmaya karşı var olmayı, inancı, kültürünü, geleneğini hep bir zenginlik içinde eleyerek, ayrıştırarak bu günlere geldi.
Bu gelişme ve ilerleme senin, benim irademden bağımsız, hatta örgütlerden, liderlerden bağımsız olarak gelişti.Ama nedense insanoğlu yani biz bu gelişmeyi kendi tekelimize sokmak, bunu ‘biz’ başardık demek için birbirimizi katlettik, öldürdük, yok saydık. Ve bunu tekrarladıkça daha gaddar, daha acımasız, daha ben merkezli, daha otoriter olduk.Buna politik dilde, bu durumunun en barbarı, ne katı ve bencili, durumda kullanılan faşist – tutucu-muhafazakar-ortadoks takılarını aldık.
İşte tüm bunları tek başımıza değil yer yer yanımıza orduları, polisleri,jandarmayı alırken, yer yerde halkı alarak, halkı da bu kategoriye alıştırarak yukarıda saydığımız o karanlık duruma, o muhafazakar duruma, o faşist durumun bayrağını sallar duruma getirdik.Yani bu kızdığımız halkı bu duruma ‘Biz’ getirdik.
O biz ki; İyi ile Kötüyü, dürüst ile namussuzu, çalan ile çalmayanı, inanan ile inanmayanı, sömüren ile sömürüleni, yoksul ile zengini, emek ile sermaye arasındaki farkı görmezden geldi.
O ‘Biz’ sadece kazananlarda değil, kaybedenleri öyle sardı ki; kendisinin kim olduğunu, nerede durduğunu, nere ye koştuğunu unutturdu.Aile büyüğümüz ağabeyimin güzel bir sözünü hep hatırlatırım.
O içimizdeki ‘biz’ öyle oldu ki, gökyüzünde gördüğü her parlak yıldızı kutup yıldızı (Yön veren, sürekli pusulamız olan yıldız”ı sanarak onun peşinden koşarak yoruldu, kırıldı,yok sayıldı ve her geçen gün daha da hırçınlaşarak, bencilleşerek,geleceğini kaybetme korkusuyla kime hizmet ettiğini, kim olduğunu unuttu.
Ama unutulmaması gereken şey insanoğlu dünyaya geldiğinden buyana karanlığa karşı aydınlığı, bilimi, insanlığın daha iyi bir yaşam için mücadelenin kodlarını unutmadan bugünlere geldi. Tarihsel geleneğimiz, toplumsal geleneğimiz bize bunu çok iyi gösteriyor, yeter ki görmek isteyin.
Marks o nedenle; “İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler.”der .Ve yine Marks; “Görünen, gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı.”der.
İçimizdeki ‘biz den’den kurtulmadan daha özgür bir geleceği kuramayız.
Seçim aslında 14 Mayıs’ta bitmişti
Seçimi ülkenin farklı noktalarında takip eden AGİT heyetinin seçim değerlendirmelerinde ‘eşitsizlik ortamı’ vurgusu yapıldı. Her iki adayın ‘ötekileştirici dil’ kullandığına dikkat çeki len açıklamada Erdoğan’ın ‘haksız bir avantaj’ sağladığı belirtildi.
13. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu Ankara’daki Kırkkonaklar Anadolu Lisesi’nde takip eden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) seçime dair yayımladığı değerlendirmesinde “eşitsizlik ortamı” vurgusu yaptı. Değerlendirmede, ‘hem devletin hem de özel medyanın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan yana tutum aldığı’ kaydedildi.
Buna rağmen 2.Tur seçimin daha net ve kesinleşmemiş sonuçları açıklanmadan CHP’de sosyalmedya üzerinden ‘İstifa’ diyerek başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere yöneticilerin istifası istendi.
Bağımsız gözlemcilerin gündemde tuttuğu konuları daha da derinleştirip bu bir haksız ,hukuksuz seçim ‘bende olsam’ aynısı olacaktan çıkıp, tam tersi AKP’nin ekmeğine yağ süren mecraya doğru hatta AKP Lideri Erdoğan’ın söylemleriyle neredeyse üst üste düşmeye başladı.
Bunun bir siyasi kimlikle, parti üyeliğiyle ilgili değil yukarı da anlatmaya çalıştığım, ‘Biz’i ne hale getirildiğiyle ilgili.
Ragıp Duran’ın, İnfo-Türk’te yazısında belirttiği gibi “Muhalefet bloğu, Erdoğan rejiminden daha devletçi, daha milliyetçi, daha dindar ve Kürtlerin daha büyük düşmanı olduğunu göstermek için bir kampanya yürüttü. Muhalefetin siyasi taklitçiliği başarısız oldu, çünkü seçmenler orijinali kopyaya tercih etme eğilimindedir.”Böylesi bir itirazdan çok, kişileri ve yerel deki yöneticileri ilk günden hedef alan bir topyekun kuşatmaya gidildi.Şunu anlamak mümkün, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bürokrasiden gelen bir liderliğinin de verdiği durumla, devletin tüm unsurlarını da içine alacak bunu siyasal bir zeminle geleceğe taşıyacağı 6’lı masanın, milyonlarca insanın büyük bir oyunu alarak CHP tarihinden en yüksek oya erişti.Bu durumu yani koalisyon durumu eleştirmek politik bir durum, buna hak verilebilir.Ama başarısız oldu diyenlerin neden sorusu orta da yok, “daha sosyal demokrat, daha özgürlükçü, Emek ve Demokrasi Güçlerine daha dönük, Alevilerin, Kürtlerin,göçmenlerin,LGBT’lilerin geleceklerini daha güvence altına almada yetersiz di falan o nedenle başarısız” diyende yok.Eee ne o zaman neyi savunduğunuzu ister seniz yeniden bir gözden geçirelim.
Sağlıcakla Kalın

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Kemal Kılıçdaroğlu en başta kendi partisi içindeki muhafazakar, ulusalcı (milliyetçi) ve devletçi kadroların telkinleriyle politika oluşturdu sonra da en sağdaki siyasi partilerle uzlaşmaya giderek çalıştı. Yani tercih edilen milliyetçilik söylemi onun işi olmamalıydı. Muhafazakarlık ve dinsellik onun alanı değildi, o yüzden oy getirmedi. Bence söylemlerini modern yaşamdan, kitlesel yapılar olan işçi sınıfının haklarından ve halkın üretim gücünü arttıracak tarımsal kalkınmadan kullansaydı siyaset dili iyi sonuç verebilirdi. Parti örgütünü Kozlu’da göremedik, cılız ve disiplinsiz bir örgüt vardı. İşçi sınıfına sürekliliği olan bir siyaset çizgisi takip etmeliydi, söylem kısa soluklu olunca etkisiz kalıyor. AKP politika araç üretmede daha başarılı gözüküyor. Marks’ın, içimizdeki “ben” duygusu “hepimiz” duygusuna ne zaman dönüşür, dediğin gibi onu şartlar belirleyecek. Bilim ve teknolojik gelişmeler, diyalektiğin dediği gibi toplumları olduğu yerde hareketsiz bırakmaz. Ya ileri adım attırır ya geri. Toplum ileri adım atmıyor da olduğu yerde patinaj yapıyorsa, yaşadığı iç çelişkiler ona geri adım attırır. Bizim toplumun insanına gericilik pek de yakışıyor. Madencilerimiz de dahil.
BeğenBeğen