“İnsanlığın varoluşundan beri tüm canlılar suya erişim için mücadele etmek zorunda kalmışlar.”
Dünya su raporuna göre günümüzde 2 milyar insanın temiz suya erişimi yok.
Her gün çoğunluğu çocuk ve yaşlılardan oluşan 30 bine yakın insan suyla ilgili önlenebilir bir hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Artan nüfus, kentleşme, kişi başına tüketilen su miktarının artması nedeniyle suya olan talep arzı geçmekte.
Su rezervleri tükenmek üzere ve mevcut su kaynakları kirlenmekte.”(Dr.Filiz Kartal)
Aynı bölgede yaşayan farklı toplulukların suya erişimlerinde de adaletsizlikler vardır. Marjinal ve savunmasız grupların suya erişimleri bilinçli bir şekilde engellenmektedir.
Şu an dünyada suyun insanlara ulaşabilmesi için temel olarak üç yöntem uygulanmaktadır.
Birincisi; su en temel insan hakkıdır ve devlet, suya erişim için gerekli ekonomik, sosyal ve siyasal şartları yaratacak politikalar ve stratejiler geliştirmekle yükümlüdür.
İkincisi, Suya erişim, dağıtım ve organizasyon tek başına kamunun altından kalkabileceği işler değildir. Bu nedenle kamu-özel sektör iş birliği gereklidir.
Üçüncüsü, su bir ihtiyaçtır ve tüm ihtiyaçların karşılanmasında olduğu gibi serbest ekonomi kuralları uygulanmalıdır.
Dünyada olduğu gibi Türkiye de de su rezervleri her geçen gün azalmakta ve bu durum sermayenin iştahını kabartmaktadır.
O yüzdendir ki, ülkemizde de ne yazık ki, suya erişim çok uluslu şirketler ve onların yerli işbirlikçisi şirketler eliyle yapılmaktadır.
Dünya sularının henüz yüzde 5 i özelleştirilmiş olmasına karşın su endüstrisinin yıllık karı 1 trilyon doları geçmiştir. Bu rakam ilaç sektörünün karından daha fazla petrol sanayinin karının yüzde 40 ına denk gelmektedir.
Kimi zaman bu küresel soruna yönelik zirveler yapılıyor.
Ancak Dünya Su Zirvesinin dünyanın en büyük su arz ve dağıtım şirketlerinin girişimiyle kurulan Dünya Su Konseyi tarafından düzenlendiği gerçeği bu alandaki büyük soygunu göz önüne seriyor.
Suyun özelleştirilmesi, su fiyatlarının artması demektir.
Bu durumda hiçbir fiyatlandırma ya da özelleştirme politikası dünyanın ve ulus devletlerin yoksul kesimleri açısından adil olamaz.
Oysa hükümetler, bütün vatandaşların sağlık koşullarına uygun ve yeterli miktarda suyu halka sunmak için gerekli harcamaları yapmak zorundadır.
Bu genel değerlendirmeden sonra gelelim yaşadığımız coğrafyaya!
Bodrum Kent Konseyi Su Çalışma Grubu bu sorun üzerinde ciddi araştırmalar ve projeler yapmakta ve kamuoyunu bilgilendirmekte.
Kamu ve yerel yönetimler nezdinde görüşmeler, toplantılar yaparak sorunun çözümüne katkı sunmaya çalışmakta.
Bilindiği üzere Bodrum’un kıt su kaynaklarının önemli bir bölümü isale hatlarında kullanılan yetersiz boruların patlaması nedeniyle de boşa gitmekte, bu arızların giderilmesi aşamasında da vatandaşlar su sıkıntısı çekmekte, kendi imkanlarıyla su temini yoluna gitmekteler.
Geçtiğimiz günlerde bir kez daha Muski Genel Müdürünü televizyon programına konuk ederek hem kendi sorularımı hem izleyicilerden gelen yüzlerce soruyu kendisine ilettim.
Takdir edersiniz ki 496 sorunun tamamını yayın sırasında okuyabilmem mümkün olamazdı ama program sonunda hepsini kendisine ilettim.
Şimdi kamuoyunda tartışılan konu; Muğla Büyükşehir Belediyesi mi yoksa Devlet Su İşleri mi suçlu? Ya da Bodrum Belediyesinin bu konuda eksiği nedir?
Aslında sorunun cevabını en yalın biçimde Akbelen direnişçisi, halk önderi Necla Işık vermişti.
Kent Tv. de bir programa bağlandığında çok anlamlı mesajlar vermiş sonunda da şöyle söylemişti.
“Bodrum’lular size sesleniyorum. Bugün keyif çattığınız milyon dolarlık villalarınızda konforlu yaşıyorsunuz ama bize destek vermezseniz yarın içecek su bulamayacaksınız.”
Herkes biliyor ki, tüm yarımadaya yetecek su kadar bir yılda bölgedeki termik santraller su tüketiyorlar.
Farklı su kaynakları yaratma, bunu en ekonomik ve sağlıklı koşullarda halka ulaştırma konusunda alternatif çalışmalar yapılabilir.
Bodrum Belediyesi daha duyarlı davranabilir, Muski; personeline daha uygun ücret ödeyerek arızaları daha kısa sürede onarabilir, DSİ; bir uzlaşı ortamı sağlayarak isale hatlarını yeniden çelik borularla yenileyebilir.
İyi güzel de, önemli olan suyun evlerimizdeki musluktan düzenli ve temiz akması ise bu kıt kaynaklar bu artan nüfusa yetmiyor.
O zaman suyun çok önemli bir bölümünü kullanarak hem bizleri susuz bırakan hem de yöre halkını evinden, köyünden, doğasından, geçmişinden koparmaya çalışan enerji baronlarının bu soygun düzenine son vermek daha kalıcı bir çözüm değil mi dir? Aksi halde bu iktidar yarın su şirketlerine kar garantili olarak bütün su kaynaklarımızı ihale edebilir!

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
