Libya Sosyalist Halk Cemahiriyesi 2 Mart 1977’de kuruluyor Muammer Kaddafi tarafından.

Bakanlar kurulunun yerini Genel Halk Kongresi alıyor. Genel Sekreter Muammer Kaddafi, bakanlar da sekreter olarak çalışıyor… Bizde de Cumhurbaşkanı Genel Sekreter, bakanlar da sekreter konumunda…

Libya hükümeti cemahiriyesinin herhangi bir partisi olmayan yerel halk konseyleri ve komünlerin(Temel Halk Kongreleri olarak adlandırılan) aracılığıyla halk tarafından doğrudan demokrasi olduğu iddiası var.

1970’lerin sonlarına kadar Libya’nın ekonomisi karışıktı ve petrol üretimiyle dağıtımı, bankacılık ve sigorta alanları dışında özel teşebbüsün büyük rolü vardı. Ancak 1978’de yayınlanan Muammer Kaddafi’nin Yeşil Kitabı’nın ikinci cildine göre “özel perakende ticaret, kira ve ücretler kaldırılması gereken sömürü biçimleriydi. Bunun yerine “işçi özyönetim komiteleri ve kâr dağıtım ortaklıkları, kamu ve özel işletmelerde” faaliyet gösterecekti.

Birden fazla konut sahibi olmayı yasaklayan bir mülkiyet yasası kabul edildi ve Libyalı işçiler çok sayıda şirketin kontrolünü ele geçirerek onları devlet işletmelerine dönüştürdüler. Perakende ve toptan ticaret operasyonlarının yerini devlete ait halk süpermarketleri aldı. Burada Libyalılar terazide ihtiyaç duydukları her şeyi düşük fiyatla alabiliyorlardı.

Bu durum eğitimli Libyalıların ülkeyi terk etmelerine ve yetişmiş insan kaybına neden oldu. Bu dönemde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını ve daha fazla kadının üniversite eğitimi alması başarısı gösterildi. Böylece kadınların % 24’ü çalışır hale gelmişti.

Yine bu dönemde(1984’te) başlatılan Büyük İnsan Yapımı Nehir Projesi ile köylerin ve kentlerin yeni ve yüksek seviyede su almaları sağlanmıştır. 2006-2007 yıllarında Trablus ve Sirte ve Bingazi şehirlerine Sahra Ötesi su boru hattı döşenmiştir. (Not: buraya kadar  tr. Wikipedia org’dan alıntı yapılmıştır)

Demek ki, 2011 yılında Libya Halk Sosyalist Cemahiriyesi emperyalist ülkelerle uyumlu olmadığı için işgal ve yok edilmiştir.

1970’lerin Libya’sı  bu kadar özgüven, ekonomik yeterlilik ve bilimsel eğitim vermeye çalışırken, 2000’lerin Türkiye yönetimi, Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’sini, halkını ve ülkesini nereye doğru  götürüyor?

Bunu oyuncağa çevirilen Anayasa üzerinden değerlendirmeyi sürdürelim: Madde 75:

16 Nisan 2017 tarihinde değiştirilen maddede vekil sayısı 550’den 600’e çıkarıldı. Çünkü AKP’ye göre vekil başına düşen seçmen sayısı AB ülkelerinde 40.497 iken, Türkiye’de 103.544; vekil başına düşen nüfus sayısı AB ülkelerinde 53.761 iken, Türkiye’de 143.166’dır.

Böylece vekiller toplumla daha iyi ilişki kuracaktır. Böylece İstanbul’un 88 yerine 97 vekili olacaktır.

Fakat burada da sorunlar var. Tüm milletvekilleri adaylarının parti meclisleri-parti başkanları belirliyor ve delegelere, parti üyelerine hiçbir yetki ve hiçbir sorumluluk bırakılmıyor. Yani partiler parti patronları tarafından yönetiliyor. Seçimlerde başarı sağlanmayınca da partililer çalışmadı, çalışmıyor deniyor..  Böylece devlet yönetimiyle halkın bağları tamamen kesilmiş oluyor. 

Hani söz, yetki, karar, iktidar ve sorumluluk halkındı?

Biz bu duruma nasıl demokrasi diyebiliriz?

TBMM konusunda iki önerim var: Birincisi, TBMM ikiye ayrılmalı; meclis ve senato olarak. İkincisi, Başbakanların veya Cumhurbaşkanlarının “kanun hükmünde kararname” çıkarma hakları kaldırılsın ve bu hak meclise verilsin. Çünkü meclis 24 saat içinde kolayca toplanabilir ve acil sorunları çözebilir. 


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.