Nereye Gidiyoruz (8)
İçinde bulunduğumuz olumsuzluklar karşısında mutlaka bir şeyler yapmalıyız. Seyirci olarak, başkalarından bekleyerek veya kadere bırakarak güzel günler yaşayamayız…
Bu ülke ve halk Türkiye vatandaşlarına karşı tüm olanaklarını eksiksiz olarak sunmuştur, sunmaya çalışmıştır. Bu ülkenin binlerce yıllık tarihi ve eserleri var bizlere bıraktığı. Bu ülke, Dünyanın merkezi konumunda; doğuya gidenler batıya gidenler, kuzeye ve güneye gidenler geçit olarak kullanmışlar veya bu toprakları vatan kabul ederek tüm olanaklarından faydalanmışlardır. Yani bu ülkenin halkının her adımı çok dikkatli ve düşünülerek atılmalıdır. Hiç kimse keyfe keder sorumsuzca, çevreye zarar vererek bir eylemde ve söylemde bulunamaz, bulunmamalıdır..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 10 yıl tüm Batı Akdeniz Bölgesi’nde savaştıktan sonra ve 10 Kasım 1938’e kadar 3000 kitap okumuş ve bizlere 3 öğüt vermiştir. 1- Özgürlük ve bağımsızlık karakterimdir. 2- Yurtta barış dünyada barış. 3- Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Özlü sözleri daha çok ama diğerlerini daha sonra tartışırız… Ben de son sözüne bir ekleme yapmak istiyorum: Hayatta en hakiki mürşit ve insanı mutlu eden, hiç yükü olmayan, öğrendikçe insanları kuş gibi uçuran bilimdir.
İşte bu felsefeyle 15 yılda ekonomik, sosyolojik ve kültürel devrimler yaparak halkını Avrupa ülkelerinin üzerine çıkarmıştır.
Bunların yanında şu düşünceleri de ekleyebiliriz. 1- Kapitalizm cennet gibi dünyayı cehenneme çevirmiştir. 2- Kapitalizm okul gibi Dünyayı hapishaneye çevirmiştir. 3- Kapitalizm melek gibi dünyaya gelen insanları şeytana çevirmektedir.
Biliyoruz ki Birinci Dünya Savaşı’nda 10 milyon, İkinci Dünya Savaşı’nda 65 milyondan fazla insan kaybettik. Neden kaybettik? Daha fazla ve daha kolay zengin olmak için. Ama ne oldu? İnsanlığın binlerce yılda ürettiği tüm varlıklar çöp oldu, atık oldu. En üretken, en bilgili çocukları yok edildi bu yolda, vahşi ve hayvan yönetenlerce ve kapitalistlerce.. Ve 1970’li yıllara gelinceye kadar Avrupa devletleri, Ortadoğu, Rusya, Çin, Japonya, Kuzey Afrika ve Uzakdoğu büyük yıkımlarını yenilemeye ve toparlanmaya çalıştılar. Ve 1980 yılında Batı Avrupa emperyalistleri ve ABD bunca yıkıma ve derse rağmen, ekonomik varlıklarını özelleştirerek zenginliklerini doruğa çıkarmak için yola çıktılar ve 40 yılda dünya ekonomik varlıklarını ele geçirmede yüksek başarılar sağladılar.
Peki, bu arada ne oldu? 1990 yılında Sovyetler Birliği dağıldı, Çin 1949 yılında Mao Zedong tarafından sosyalist felsefe ile kuruldu ama 1974 yılında Deng Şioa PİNG’İN önerisiyle liberalizme geri döndü ve bugünkü haline geldi. Hindistan da kurucu başkanı Mahatma Gandi sayesinde 1947 yılında özgürlük ve bağımsızlığına kavuştu.
Sosyalist felsefeyi bir tarafa bırakarak( çünkü sadece Kuzey Kore’de ve Küba’da uygulanmaya çalışılıyor) içinde bulunduğumuz dünyanın siyasal durumunu karşılaştırmaya çalışalım; üçüncü dünya ve emperyalist dünya olarak.
Emperyalist dünya: Bu dünyada hangi ülkeler var? NATO ülkeleri. NATO 1949 yılında kuruluyor, İngilizlerin dünya egemenliğini ABD’ye bırakmasıyla. Bugün Türkiye dâhil 21 ortağı var. Biliyoruz ki Finlandiya ve İsveç 2023 yılında üye oldular.
Peki, Sovyetler 1990 yılında dağıldığına göre NATO neden 34 yıldır var ve neden dağılmıyor? Çünkü NATO savunma amaçlı kurulmuş savaş örgütü değil emperyalist ülkelerin güçlerini artırmak ve dünya egemenliğini kazanmak var. Bu vahşeti, Vietnam, 2 kez Irak, Libya, Suriye, Yemen, Afganistan ve bugün Birinci ve 2.nci Filistin savaşlarında gördük, görüyoruz. Afganistan’a Asya egemenliği için gittiler ve Afganistan’ı 1000 yıl geriye ittiler, tüm diğer ülkelerin 100 yıl geriye gitmeleri için ortam hazırladılar. Sonra diyorlar ki bu Ortadoğu ülkelerinin gelişme, özgürlük ve bağımsızlık yetenekleri yoktur.
Son NATO stratejisi kavramında da ifadesini açıkça bulduğu gibi “bir ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğüne dayalı bağımsızlığı kavramının artık modası geçmiş olduğu, emperyalizmin istediği her ülkeyi “serseri devlet” ilan edip oraya saldırabileceği, ülkelerin bırakalım siyasi rejimlerini, toplumsal yaşam tarzlarının bile artık içişleri sayılamayacağı, güçsüzün güçlüye tabi olacağı ve dünyanın emperyalizm lehine yeniden düzenleneceğine ilişkin kurallar uluslararası hukukun normal işleyişi olarak algılanmaya başlıyor”.
İşte, tüm bu çelişkiler yaşanırken Türkiye kendi kimliğini, kişiliğini, yerinin verdiği görevleri ortaya koyamadı. Irak savaşlarına karşı koyamadı, Suriye Savaşı’na isteyerek evet dedi, ve Alman Fransız, ABD, İngiliz (NATO) gemileri dayandılar Suriye kıyılarına. Libya Savaş’ına önce hayır dedi sonra kuzu kuzu destek verdi NATO savaş gemilerine… Bu ne biçim Müslümanlık? Bu ne biçim komşuluk? Hani 400 yıl aynı çatı altında yaşamıştık?
Bu şartlar kuruluş felsefemize aykırı olduğu için, dünya barışına aykırı olduğu için, insanlığın tamamı kardeş olduğu için, cennet gibi dünya dünyayı cehenneme çevirenlerden kurtulmak için medeniyetsiz ve emperyalist NATO savaş ve saldırı örgütünden istifa etmemiz gerekmektedir. Devamını gelecek yazıda yazmaya çalışacağım.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
