NEREYE GİDİYORUZ(9)

Barış içinde bir arada yaşamanın 5 ilkesi 1954 yılında Çin, Hindistan ve Birmanya tarafından ortaklaşa ileri sürülmüştü. Bu 5 ilke: egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı, birbirine saldırmama, eşitlik ve karşılıklı yarar ve barış içine bir arada yaşama.

Sömürgeciliğe karşı halkların kendi kaderlerini belirleme haklarını benimseyen Asya ve Afrika’dan 24 ülke ilk kez Endonezya’nın Bandung kentinde bir araya 1955 yılında gelmişler. 

Konferansın amacı: Bağımsızlığına yeni kavuşan Asya ve Afrika ülkelerinin ABD ve SSCB gibi iki büyük nükleer güç karşısında varlıklarını korumak, birlik ve dayanışmalarını sağlamak.

Nehru’nun( Jawaharlal Nehru 15. Ağustos 1947’de kurulan Hindistan Devleti’nin ilk başbakanı) 7 Eylül 1946’da yaptığı konuşmasından: “Dünya Savaşları insanlık için telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğurmuştur. Yeni bir dünya savaşına yol açacak gruplaşmalardan uzak durulmalıdır. Sömürgecilik, insanlık tarihi açısından kabul edilemez bir durumdur. Halkların eşitlik ilkesinin büyük devletler tarafından saygıyla karşılanması ve buna bağlı olarak yeni kurulan devletlerin dünya milletleri içerisinde hak ettiği yeri almaları sağlanmalıdır.

Dünya barışının sağlanabilmesi için uluslararası işbirliğine ve politikalarına ihtiyaç vardır. Sömürgeci, emperyalizm ve bloklaşmanın olmadığı bir dünya kurulmalıdır. Yeni siyasi anlayış barış içinde bir arada yaşama ilkesine dayandırılmalıdır.”

Bu düşünceleri kimden alıyor insanlık o yıllarda? Atatürk’ten. Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduktan sonra ilk yaptığı işlerden biri “barış içinde bir dünya” yaratmaktı. Bunun için 9 Şubat 1934’te Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında Balkan Paktı’nı kuruyor. Ve bu paktın amacı, Balkan ülkelerinin sınırlarını tehdit eden güçlere karşı birlik içinde olmaktı. Çünkü Balkan ülkelerini ele geçirmeye, etkisi altına almaya çalışan Almanya, İtalya ve Sovyetlerin girişimleri vardı. 1960 yılında resmen dağılmıştır.

Bağdat Paktı(CENTO) ise 1955 yılında Türkiye, İran Irak, Pakistan ve Birleşik Krallık tarafından Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da nüfuz kurmasını önlemeye yönelik olarak kuruluyor. Bu savunma örgütü de en son 27 Mayıs 1960 tarihine kadar üyelerin birer birer çekilmesiyle sona eriyor. ABD de bu pakta gözlemci olarak katılıyormuş.

27 Mayıs 1960 bizim açımızda ordunun yönetime el koyma günüdür. Herhalde NATO da kurulduğundan Türkiye açısından bu paktlara gerek kalmamıştır herhalde!

Bu Üçüncü Dünya ülkeleri politikalarına en yakın durmaya çalışan 3 Avrupalı siyasetçi var. Birincisi, Fransa devlet başkanı Charles de Gaulle, İkincisi, Federal Almanya başbakanı Willy Brant ve Almanya Başbakanı Angela Merkel. Görevleri zamanında NATO’un şirket gibi davranmasına yakın durmamaya, barış içinde bir dünyayı yaratmaya çalışmışlardır.

Türkiye açısından çok vahim bir dönem yaşanmaktadır 1960’lardan beri. 1968-1980 döneminde gençlik ve halk 100 parçaya bölünmüş, dinci ve ırkçı partiler yaratılmış ve gençlik silahlandırılmış ve savaştırılmıştır. Aynı silahlarla hem sağdan hem soldan katliamlar yaptırılmış ve 5000 vatan evladı yok edilmiştir.

12 Eylül Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’e sormuşlar: Neden 1978’lerde yönetime el koymadınız, diye. Ne demiş?! Biz olayların ve ortamın olgunlaşmasını bekledik. Ve 11 Eylül 1980’de Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ABD’den geri dönüyor; 12 Eylül sabahı yönetime el konuyor!..

Olayların olgunlaşmasının arkasında ne var? Emperyalizm ekonomisi. Ve 1980 sonrası tüm kamu ekonomi kurumları özelleştirilmeye başlanıyor dünyada. Kamu ekonomisi İngiltere’de 2 trilyon dolardan yok seviyesine, Fransa’da 2 Trilyon dolar hacimden 500 milyar dolarlık varlığa düşürülüyor. Bizde ise 2002’ye kadar önemli kamu kurumları kalmıştı ama son bu 20 yılda bitirilmiş oluyorlar.

1980 yılında yapılan darbenin amacı NATO’CU şirketin dünya ekonomik egemenliğine Türkiye’yi de maşa olarak kullanmaktı. Kullanıyorlar.

Nasıl kullanıyorlar? Halkımızın ekonomik, kültürel, sosyal ve bilimsel gelişmesini önleyerek! 1980 yılından beri halkımızın gelişmesi yerinde sayıyor. Bunların nasıl yolunu buldular? 1980 yılında aldıkları kararlarla. Ne demişti 12 Martın Genel Kurmay Başkanı: Bu ülke halkının sosyal ve kültürel gelişmesi ekonomiyi geçmiştir; bu tersine çevrilmeli, ekonomi önde gitmeli, sosyal ve kültürel gelişme arkadan gelmeli. Bu düşünce o gün yürürlüğe geçirilmek üzere gerekli kararlar alındı ve kamunun öğrencilere verilen bursları bile donduruldu, eğitim anti sosyal olmaya başladı. 12 Eylülle birlikte ise dinci eğitimin ağırlığı yürürlüğe kondu ve AKP döneminde doruğa çıkmaya başladı.

Diğer taraftan toplumun sosyal ve psikolojik yaşamını bozmak üzere terör örgütleri devreye sokuldu. Ermeni Asala terör örgütü 10 yıl kadar görev yaptıktan sonra geri çekildi ve yerine PKK terör örgütü görevlendirildi 1984 yılının Ağustos ayında. O yıldan beri eksiksiz ve tam donanımlı olarak görevlerini yapıyor, yaptırılıyor. Ve 1984 yılından 2023 yılı 15 Ağustosuna kadar 70 bin PKK’lı ölmüş. Buna karşılık aynı dönemde 15 bin askerimiz şehit olurken 30 bin askerimiz yaralanmış. Bunların tamamı Türkiye çocukları!

Peki, bu PKK ve diğer terör örgütleri arkasında ve destekçisi kim? NATO’nun emperyalist devletleri…      


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.