Özgür Özel ilk değil, CHP’nin tarihi tüm güçlerinin yumuşaması ya da aslını teyid etme şaheserleriyle doludur
Doğan Özgüden
(Artı Gerçek, 11 Mayıs 2024 )
Gazetecilik mesleğinin örnek simalarından Celal Başlangıç dün sürgünün bulunduğu Köln’de sonsuzluğa uğurlandı. Celal’in doğup büyüdüğü, 1975’ten 2016’ya tam 41 yıl halklarımızın özgürlük ve demokratik hakları için mücadele ettiği yerde binlerce kilometre uzaktaki dünyanın acısını, daha önce bizim sürgün kuşağımızdan Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya gibi onlarca yıldır yoldaşımızı ve dostumuzu kaybettiğimizde de yaşamıştık.
Köln’deki tören töreninde Avrupa Sürgünler Meclisi sözcüsü Enver Toksoy arkadaşımız. sürgünler olarak Celal’in kaybı karşısında ortak duygularımızı çok güzel ifade etti:
” Yıllarca basın özgürlüğü için mücadele eden Celal Başlangıç’ı Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde sürgünde kaybetmenin acısını kaybetmesi. Faşizmin en karanlık döneminde, Kürdistan’da , zulmün ve zorbalığın kol gezdiği, muhalif seslerin susturulduğu, öldürüldüğü, zindanlara atıldığı zamanda Boyun eğmemiş, onurlu tutulmayla risk ve cesaret olarak gerçek haberden vazgeçmemiş, ezberleri bozarak, kalemini iyiden , doğrudan, adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden yana kullanmıştır. Türkiye halkları, devrimcileri ve sürgünler onu dik durmayla, iz bırakan mücadeleyle hatırlayamayacak. Avrupa Sürgünler Meclisi onun baş eğmez mücadelesini sürgünde yaşatacaktır. Güle güle sevgili Celal.”
Celal’in tam da Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde vefat ettiği haber, İnci ile birlikte, bizim yarım asırlık aşkın sürgün yaşamımız üzerine yeni bir kitap yayın hazırlığına başladığımız gün geldi… psikolojik olarak yayınlanmış olan Sürgün Yazıları’ nın 7. cildini de dün tamamlayarak sürgünümüzün 53. desteğinde basılmak üzere matbaaya ilettik.
Bu yeni kitabımızda, Artı Gerçek’teki son bir yıllık sıra yazıları m’da yanımda yapılmış söyleniler ve daha önce yayınlanmış olan kitaplarımızın belge yazıları yer alıyor .
Bittabi, kitapta yer alan son yazımı bir hafta önce Artı Gerçek’te yayımlanmış olan “Gerçek gazeteci Celal Başlangıç’ın ardından”.
53 YILLIK SÜRGÜNÜMÜZÜN İLK GÜNÜ: 11 MAYIS
Bugün, 11 Mayıs 202 4 , İnci’nin ve benim yaşamımızı, yazgımızı kökten uzatıyor, yarım yüzyılı kapsayan bir sürgünümüzün başlangıcının 5 3 . yaşta…
Ant’ın sıkıyönetimce kapatılmasından sonra ismimizden radyoda, gazetelerde ve duvar ilanlarında arananla tekrar listede tekrar duyurulması , anti-militarist yayınlarımızdan dolayı zaten askeriyenin sürekli altında tehdit tespiti için 11 Mayıs 1971 sabahı sahte bir aile pasaportuyla Ankara’dan Lufthansa’dan binerek Türkiye’den koptu …
Belçika ilk duraktı… Orada ilk ilişkiler kurulduktan sonra aynı sahte pasaportla Fransa, Almanya, Hollanda ve Skandinav ülkelerine serbest direniş yürüyüşünü sağlamak için Ant’ın o yaştaki yazarları ve okurlarıyla birlikte geçiyorduk.
Türkiye’de yaptığımız yayınlardan dolayı hakkımızda saklanan yıl hapis istenen davalardan ve ölüm tehditlerinden dolayı Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmak zorundayken, 15 Mayıs’ta Antwerp Garı’nda satın alma Avrupa baskısı Türk gazeteleri bizim için yeni bir terör anonsları sürdürüyor.
12 Mart Cuntası sıkıyönetim terörünü en az ABD ve NATO üyesi ülkelerin yönetimleri nezdinde klasik “komünizm tehlikesine karşı mücadele” gibi gösteren göz boyamak için İstanbul askeri savcılığını bir “TKP davası” açmakla görevlendirmişti. Savcılık da bir araya getirilmesi Türkiye Komünist Partisi’ni Türkiye’de örgütleme girişiminde iddiasıyla yurt dışından TKP genel sekreteri Zeki Baştımar (Yakup Demir) , Türkiye’den Şadi Alkılıç, Çetin Özek, Şiar Yalçın, Harun Karadeniz, Nihat Sargın, Erdöl Boratap, Masis Kürkçügil ve Süleyman Balkan ile birlikte benim hakkımda da kovuşturma açmıştı.
Yine Cunta’nın emriyle Milliyet gazetesinde “Solda ve sağda vuruşanlar” başlıklı bir yazı dizisi yayınlandı Metin Toker de , 16 Mayıs 1971 tarihli çok sayıda devrimci devrimcinin tanıtımını yaparken Doğan Özgüden’in yönetimindeki Karıncaların “bilhassa Kürtçü” olduğunu vurguluyordu.
İki hafta sonra da Fransa’daki Le Monde gazetesi, 2 Haziran 1971 tarihli özelliği, yakalandığım takdirde, benim hem yayın hem de örgütlenme sorumlusu olarak idam talebiyle yargılanacağını duyuruyordu.
Türkiye’de hapsedilmekten ya da yargısız infaz edilmekten kurtulmuştuk ama, devlet terörü sürgünde de peşimizi bırakmayacaktı.
Yanıtımız, 12 Mart döneminde Demokratik Direniş Hareketi’nin, 12 Eylül dönüşünde ise Demokrasi İçin Birlik’in normalda ve mücadelelerinde sorumluluk üstlenmek, bunların yanı sıra Brüksel’de 1974’ten beri çeşitli dillerde yayın yapan İnfo-Türk’ü ve çok uluslu ekonomik-kültürel Güneş Atölyeleri’ni yaşamak oldu.
Sürgündeki mücadelelerimize ilişkin özel ve dağıtım yazışmaları, fotoğraflar, film ve videolar, ses kayıtları, afiş, bildiri gibi belgeler büyük bölümü esasen 2013 yılından bu yana Amsterdam’daki Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü (IISG) ‘de, gazete kupürleri arşivimiz Belçika Demokrat Ermeniler Derneği’nde , şahsi kitaplarımızın büyük bölümü Brüksel’deki Belçika Kraliyet Kütüphanesi’nde bulunuyor.
Gerek Türkiye’de, paketler ürgünde yayınladığımız kitap ve broşürler ile haber bültenlerinin dijitallerine İnfo-Türk Sitesi’nde erişilebiliyor.
Tüm bu çalışmaları yaparken farkettik ki, 11 Mayıs 1971’de sürgüne çıkışımızdan bugüne kadar çeşitli dillerde yazdık ve yayınladığımız kitap, dergi, broşür, haber bülteni ve bildirilerin sayfa sayısı 15 Bin’i aşıyor.
Benim iki ciltlik “Vatansız” Gazeteci anılarımdan sonra, sürgüne gittiğim ilk günden beri yazıldığın, hem yurt dışında hem de Türkiye’de yayınlanmış olan tüm yazılarım, benimle ve İnci’yle yapılmış olan söyleşiler Sürgün Yazılarıadlı kitaplarımın ilk 6 cildinde yer almıştı.
Sürgünümüzün gününde 5 3 . yıldönümünde okurlarımıza Sürgün Yazıları’nın 340 sayfalık 7 . paketini sunuyoruz .
CHP’NİN YUMUŞAMA VARYASYONLARI ÜZERİNE
CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel’in “Taksim’i yeniden fethedeceğiz” diye meydan okuduktan sonra 1 Mayıs sabahı hiçbir direniş göstermeden Bozdoğan Kemeri’nin önünden ricat Edişinin ertesi günü AKP genel merkezi Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret ediyor, beşuş çehrelerle yapılıyor Görüşmeden sonra Türk siyasal yaşamında “yumuşama” çığırı açması kafaları iyiden iyiye karışmış bulunuyor.
Ali Duran Topuz, Artı Gerçek’te 9 Mayıs 2024 tarihli yazısında teşhis çok iyi koydu: “Siyasette muhalefeti yumuşatarak yeme yöntemini”…
Aynı gün Baskın Oran da, yine Artı Gerçek’teki yazısında, haklı olarak soruyordu: ” Özel-Erdoğan buluşmasından sonra sertleşmeye devam etti, hattâ arttı. Bu ‘yumuşama’ nedir, henüz anlayamıyormuşum.”
Hele hele Özel’in MHP lideri Devlet Bahçeli’yle Manisa’nın ünlü Mesir macununu da ikram ederek başlattığı yumuşatma tam evlere şenlikti…
Daha büyük festivalde, Özel’in yumuşatma sürecini sürdürmek üzere Erdoğan’la görüşme açıklamasından sonra CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun galeyana ayrılması “Bu düzenin kurucusu sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir” diyekremesi oldu.
Yıllarca tek başına yönetilen CHP’nin lider olarak, Kürtlerin iradesini temsil eden Yeşil Sol Parti’yi dışlayıp, sağın tüm özelliklerini temsil eden beş partiyle Millet İttifakı kuran, o da yetmezmiş gibi, cumhurbaşkanı olma hırsını tatmin etmek için ikinci turda, sağcı ortaklarının dahisi haber olmaksızın, aşırı sağcı Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’a bakanlıklar verme vaadinde kalacağı kadar yumuşayan aynı Kılıçdaroğlu değil miydi?
Kaldı ki, CHP’nin geçmişi, zaman zaman sertleşmeler gösterse de, genellikle “yumuşama”larla dolu değil midir?
Benim 40’lı kuşağımın hatırladığı ilk yumuşamalar, CHP’nin daha 40’lı yıllarda ABD emperyalizmine Türkiye’yi askeri, siyasi, ideolojik ve ekonomik açıdan peşkeş çekerken onun Türkiye’deki aşırı sağcı, uşaklarını tatmin etmek için İstanbul’da Tan gazetesini, İzmir’de Zincirli Hürriyet gazetesini tarümar etmemesi, Bayar ve Menderes’in Demokrat Parti’ne iktidar yoluken sol partileri ve sendikaları yasaklaması, imam hatip yetiştirme kursları sağlarken köy okullarını faizle doldurması, Sabahattin Ali’yi aşağıça katlettirmesiydi…
50’li yıllarda ana muhalefet partisi olmasına rağmen yine de ABD emperyalizmine yaranmak için Kore’ye 4500 kişilik tugay geçmesini, ardından NATO’ya girilmesini, Nazım Hikmet’in vatandaşlıktan atılmasını, ünlü 1951 Komünist tevkifatını yumuşatmak kadar yumuşamış olan CHP değil miydi?
60’lı yıllarda işçi sınıfının kurduğu Türkiye İşçi Partisi’nin büyümesini engelleme konusunda, Meclis’te ve ülke sathında Demirel’in AP’siyle işbirliği yapması, üst düzey sol yürüyüş dejenere etmek için “Ortanın Solu” adı altında göz boyacılığına çalışması da CHP’nin yumuşakça operasyonlarındandı….
Ya 12 Mart darbesinden sonra militaristlerin emriyle hükümete başbakan ve bakanlar veren, dahası Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerine Millet Meclisi’nde ve Cumhuriyet Senatosu’nda tam kadro karşı çıkmayacak kadar yumuşayan yine CHP değildi mi?
Hele Karaoğlan Ecevit’in 70’lerde MSP ile ya da transfer milletvekilleriyle hükümet kurabilmek için yaptığı spektaküler yumuşamalar, hattâ siyasi ikbalinin son dönemde faşist MHP ile hükümetin hükümetin kurulması kadar var olması, Kürt direnişini ezmek için Abdullah Öcalan’ı Afrika’da tutuklattırıp zindana koyması…
Aynı CHP’nin 90’lı yıllarda 3’e bölünecek kadar yumuşatacak kadar yumuşatması Erdoğan’a İstanbul belediye başkanlığını altın tabakta hediye etmesi, 2000’li yıllarda da CHP lideri Deniz Baykal’ın iyiden iyiye yumuşatmayı iyice güçlendirerek aynı Erdoğan’ın Meclis’e girmesi , ardından da başbakanlık koltuğuna oturmasını sağlar…
Ya koltuğu bugün kaybetmenin hıncıyla “müzakere edilmez, mücadele edilir” nutukları arasında Kılıçdaroğlu’nun çakma darbe girişiminden sonra Erdoğan’ın “Yenikapı Ruhu” operasyonunda yumuş yumuş yer alması, Güney Kürdistan’da ve Kafkasya’daki tüm operasyonlara gönülden destek vermesi. ..
Unutulmaz… Unutulmaz…
Diyeceğim o ki, başında kim olursa olsun, yumuşama CHP’nin fıtratındadır…

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
