Türkiye ABD’ye nasıl teslim oldu? 1948 yılında ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası yıkıma uğrayan Avrupa devletlerine Marshall yardımları adı altında savaşta kazandığı silah satış parası birikimiyle krediler açmış. Böylece donma noktasına gelen ticari, sınai yaşam ve gelişmelerin önünü açmıştı. Bunun üzerine savaşta büyük sıkıntılar yaşayan Türkiye’de ekonomik destek istemiş. Fakat ağır sanayi dâhil yatırımlar için istemde bulunan Türkiye’nin planı ABD yetkililerince reddedilmiş ve bunun üzerine hafif sanayi projeleri hazırlanmış ve almışız.
ABD sanayi ve diğer ekonomik yönlendirmelerin yanında Avrupa Gümrük Birliğine giriş ve diğer yönlendirmelerin yanında eğitim ve kültür felsefesini de yaymaya ve uygulanması için çalışmaya da başlamış. Bunun için Fulbright Eğitim Programını uygulattırmıştır.
(Dergipark.Org.tr.)
“Bunun için Eylül 1948’de ABD Senatosunda Amerika ve Türkiye arasında kültürel ilişkiler geliştirmek için komisyon kurulacağı belirtilmiş ve Türk dostu olarak bilinen J. William Fulbright “Türkiye’de Demokrasi” başlıklı bir makale yazmış. Türkiye’de ise TBMM üyeleri hızlı bir şekilde benimsemişler, TBMM’ye getirmişlerdir. Böylece “Eğitim Alanında Uluslararası Değişim Programı” 1949 yılında TBMM’ce yasalaştırılmıştır. Ama Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bile bu oluşum ve düzenlemenin bize fayda getirmeyeceğini ifade etmiştir.
Fulbright Komisyonu Beyrut’taki Amerikan Üniversitesine bağlı çalışıyormuş.
Komisyon 9 üyeden oluşuyor; 4’ü Türk, 4’ü ABD’li ve başkanı da ABD elçisi veya temsilcisi.”
Ve 1948 yılında Köy Enstitülerinin ise toplumun “genel kültürünü” bozmaya başladığı gerekçesiyle ve toprak ve sermaye zenginlerine zarar vereceğini düşünenler tarafından kapatılması için çalışmalar başlatılmış ve 1954 yılında kapatılmışlardır.
Şöyle diyor, Türkiye Aile Meclisi Başkanı Adem Çevik: “Fulbright Anlaşmasıyla eğitim mankurtlaştırıldı; eğitim sömürüden kurtarılmalı. Anlaşma maddeleri casusluk ve sömürü içermektedir.
Komisyonun 4 üyesinin ve komisyon fahri başkanının yabancı olması ve ülkelerine her yıl faaliyet raporu vermeleri casusluk değil midir? Yabancı ülke dış işleri bakanının komisyonun her husustaki kararını gözden geçirme yetkisi sömürü değil midir? Bu anlaşmayla, Milli Eğitim Bakanlığı’nda bugün çalışmalarını etkin bir biçimde sürdüren personel politikalarından ders programlarına pek çok konuda stratejik kararlar önerebilen “Milli Eğitimi Geliştirme” adlı komisyon vardır. 1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıdır” diyor.
Çevik açıklamasında son olarak şu ifadelere yer verdi: “Geleceğimizi inşa ve bağımsızlığımız için elbirliğiyle bağımsızlık mücadelesi vermeliyiz. ABD’nin bizimle açıkça savaştığı bugünkü şartlarda en önemli bağımsızlık adımlarından biri de anlaşmayı onaylayan kanunun yürürlükten kaldırılması ve anlaşmanın feshedilmesi gerekir.”
1970’li yıllara gelinceye kadar “köy enstitüleri” felsefesiyle çağdaş ve bilimsel eğitim verilmeye çalışıldı Türkiye’de. Bunda 1930’lu yıllarda Almanya’dan gelen Alman bilim insanlarının da etkisi oldu. 1961-1971 döneminde ise 1961 Anayasasının da çok etkisi olmuştur. Demokratik, laik, bilimsel ve sosyal adaletli bir ruh taşıyan 1961 Anayasası 1962 yılında CHP ve başbakan olan İsmet İnönü’nün partisi adına “ortanın solunda” politika yapacağız demesiyle ve Türkiye İşçi Partisi’nin de kurulmasıyla özgürlükten, bağımsızlıktan, sosyalist soldan bilimden yana gençliğin yetişmesinin önünü açtı. Ve geldik 1971’e Sosyalist solun, demokratik solun toplumu bilinçlendirmesinden korkan sermaye ve batıya bağımlı devlet yönetimi ve askerlerin önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetimine el koydu. Ama burada yazmadan geçemeyeceğim; askeri yönetim içinde hem sağdan hem de soldan yana komutanlar olduğunu öğrendim 15 yıl kadar önce yazarı 19671’de tutuklanıp Kartal Cezaevinde yatan emekli bir tuğgeneralin yazdığı anılar kitabından.
“1971 yılı 12 Martında yönetime el koyanlar içindeki Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Ocak ayında ABD’ye gidiyor; giderken solcu olduğu halde geldiğinde sağcı oluveriyor. Ve askeri yönetim içindeki solcu grup 9 Mart 1971’de yönetime el koymaya karar verdiği halde başarılı olamıyorlar. Sağcı Gen. Kur. Başkanı Memduh Tağmaç grubu yönetime el koyuyor ve şöyle diyor: “Bu ülke halkının sosyal ve kültürel gelişmesi ekonomiyi geçmiştir; bundan sonra ise ekonomi önde gitmeli, sosyal ve kültürel gelişme arkadan gelmelidir.” İşte o günden beri bu ülke halkının ekonomik gelişmesi hep öne alınmış, sosyal ve kültürel gelişmesi arkadan getirilmiştir.
Bugün akşam eve geldiğimize ne diyoruz her akşam? Bugün kaç lira kazandım, kaç lira borcum var, kaç liralık mevduatım-varlığım oldu?
Neden hiç, bugün sosyal, kültürel ve bilimsel olarak ne öğrendim diye sormuyoruz?
Bugün ise ne var? ÇEDES var. AKP 22yıldır iktidar ve hâlâ 2001 ekonomik krizi(Irak Savaşı’na hayır diyen Bülent Ecevit’in istifasıyla geldi!) var. O günkü Türkiye planları adım adım ülkemiz ve halkımız aleyhine yürürlükte..
Ne yapıyor AKP? Halkını dinsel olarak yönetim ve denetim altına alıyor, emekçilerin ve emeklilerin gelirlerini azaltarak, bir avuç zenginin varlığını Türkiye varlığının yüzde 36’sına sahipken yüzde 54’e kadar çıkartıyor. Fakirlerini daha fakir, açlarını daha aç hale getiriyor…!
ÇEDES neydi? Okullarda biri mecburi, üçü seçmeli din dersi olacak. Diyanetle Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES Projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görevlendirilen imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kuran Kursu hocaları, MEB okullarındaki öğrencilere ders verecek/veriyor.
Yani bilim insanları daha az ders verecek, din bilgili olanlar daha çok ders verecek. Yani toplumun dünya ile ilişkisi kesilecek; gözleri kör, kulakları sağır edilecek ve dilleri ise bağlanacak. Yani hayvan olarak gelinen dünyada hep hayvan olarak kalınacak, asla insan olunamayacak!
Bu eğitim programlarını Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu mu hazırlıyor? Evet, çünkü gelecekte yapay zekâlı robotlar gelecek ve sadece robotlar çalışacak tüm dünyada… zenginler için. Kapitalizm ve emperyalizmin planı bu…!

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
