Prof. Dr. Albert Einstein’in Mustafa Kemal Atatürk’e mektubu:
Kaynak: Ercan Gökyurt’un Albert Einstein adlı kitabı, sayfa 51.
“Ekselansları Atatürk,
OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı, ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler yeni ülkelerde yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.
Bu bilim adamları hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.
Bu başvuruya destek vermek maksadıyla hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği cüretini buluyorum. Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,
Prof. Albert Einstein.”
Bu mektuba olumlu yanıt verilmemiş ama daha sonra 40 değil ama mektuptan önce 50 olmak üzere toplam 190 bilim insanı Türkiye tarafından kabul edilmiş ve görev verilmiştir. Bunu sağlayanın Mustafa Kemal Atatürk olduğu, Dolmabahçe Sarayı’nda İran Şahı Şerefine verilen yemeğe bu bilim insanlarının da davet edilmesiyle ortaya çıkmaktadır.
Sanıyorum bu 40 kişilik bilim insanı için Einstein’in yazdığı mektubu Atatürk görmemiş. Çünkü olumsuz düşünceli mektubu İsmet İnönü yazmış.
Aynı kitabın arka kapağındaki görüşleri:
“Öğretmene mümkün olduğu kadar az zor kullanma hakkı vereceksiniz ve öğrencilerin hocasına duyacağı saygının tek kaynağı onun insanlık ve düşünce değerleri olacak… Çünkü başarı kazanan bir insan başkalarından büyük bir pay alır ve bu pay onların gördüğü hizmetin karşılığını kat kat aşar. Bir insanın değeri verdiğiyle ölçülür, aldığıyla değil!
İnsanlık bilim ve teknoloji alanında üstün başarılar kazanan birçok bilginler yetiştirdiği halde, bizi yıpratan çeşitli politik kavgalara ve ekonomik gerginliklere uygun çözüm yolları bulamadık uzun zamanlar. Herhalde, bireyler ve uluslar arasında beliren ekonomik çıkar çatışmaları, dünyanın bugünkü tehlikeli durumunu doğurmuştur.
Benim politik ülküm, demokratik ülküdür. Herkes saygı görmeli ama hiç kimseye tapılmamalıdır.
Duyabileceğimiz en güzel şey hayatın esrarlı yanıdır. Sanatın ve bilimin beşiğinde bu ana duygu vardır. Onu bilmeyen, dünya karşısında şaşkınlık ve hayranlık duymayan kimse ne de olsa ölü ve gözü kapalı gibidir.
Evrensel hayat “sevgi”dir. Sevgi, yerçekimidir. Sevgi, güçtür. Sevgi, Tanrıdır ve Tanrı sevgidir. Sevgi, yaşamın özüdür.
“Kendimin diğer insanlardan daha zeki olduğunu düşünmüyorum. Onlardan tek farkım, hayal gücümü daha etkin kullanmam.”
“Eğitim, öğrenilen bilgiler unutulduktan sonra geriye kalan şeydir.”
“Evrenin en anlaşılmaz tarafı, anlaşılabilir olmasıdır.”
16 Temmuz 2024 Birgün
Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu
Emperyalizm 2024
“Washington’daki NATO zirvesinden çıkan sonuçlardan biri, Rusya ile ilişkileri sürdüren Çin’in “belirleyici yardakçı” olarak nitelendirerek mindere çekilme çabasıydı. Çin’in böylesine endişe uyandırmasının nedeni, “ekonomik büyümenin” yanı sıra, devletin de piyasanın da güçlü yönlerine dayanan “Çin’e özgü sosyalizm” anlayışı.
NATO’nun Washington’da gerçekleştirilen 75.kuruluş yılı zirvesine savaş kışkırtıcı mesajlar damgasını vurdu. “Toplantının sonuç bildirgesinde İsrail’in Gazze’de yürüttüğü katliama ilişkin tepki yer almazken, Rusya ile bağlarını koparmayan başta Çin olmak üzere İran ve Kuzey Kore’ye tehditkâr bir dil kullanıldı.”
ABD’nin gerileyen ekonomik, teknolojik ve siyasi hegemonyasının, askeri mücadeleyi öne çıkararak yeniden tesis edilmesi için “bir nükleer savaş tehlikesinin” dâhi göze alınması dikkat çekiyor. Zirvede Almanya’dan Kazakistan’a kadar gidecek uzun menzilli füzeler yerleştirilme kararı alındı. Putin ise nükleer savaşa hazır olduklarını, tereddüt etmeyeceklerini açıkladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise NATO zirvesi sonrası “NATO ve Rusya arasında doğrudan çatışma ihtimali endişe verici” yolunda demeç verdi. Ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün de(ŞİÖ) BRİCS’in de NATO’ya alternatif olduğunu söyledi.”
Yani sonuç; NATO bir barış/savunma örgütü değil, bir emperyalist yayılmanın savaş örgütüdür. Derhal lav edilmelidir.
NATO olmasaydı insanlık daha çok, belki tam barış içinde yaşayacaktı. Görülmüştür ki İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan tüm savaşların başlayan/başlatan tarafı NATO ülkeleri olmuştur. Kore, Vietnam, Irak, Suriye, Libya ve Afrika savaşlarının kaynakları NATO ülkeleridir ve bu savaşları kendi ekonomik çıkarları için başlatmışlar ve yapmışlardır. Demek ki, NATO olmasaydı bugün Dünya cennet olabilirdi!.. Onun için “Türkiye maliyeti ne olursa olsun NATO’dan ayrılmalıdır.”
Türkiye’nin kişiliğini ve kimliğini Gazi Mustafa Kemal Atatürk belirlemiştir. “Özgürlük ve bağımsızlık karakterimdir, Yurtta barış Dünya’da barış.”
Türkiye fiziki olarak Dünya’nın merkezindedir. Dünya’ya barışı, huzuru ve güvenliği sağlayacak tek merkezdir. Eğer Türkiye, Atatürk felsefesini sürdürebilseydi; bilimsel, ekonomik, kültürel ve sosyal olarak da lider olacaktı.
Böylece Atatürk ve Albert Einstein bilim, sanat ve sevgi hedeflerine ulaşmış olacaklardı. Böylece insanlık “evren bilimin” yüzde 2’sini öğrenmeyle kalmayacak, yüzde 10’nunu öğrenmeye doğru ilerleyecekti, Dünya ekolojik yıkım yoluna girmeyecekti.. Hayat ekonomi değil bilimdir.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
