03.02.2025 Cumhuriyet Gazetesi – Ergin Yıldızoğlu

Dijital kapitalizm demokrasiye karşı

Teknoloji-finans kompleksi ekonomik ve kültürel bir oligarşi yaratıyor. Sosyal medya platformları, algoritmalar, Batı’da süreç olarak faşizmi besliyor. Devletlerin izleme, disiplin ve rejimin teknolojisi araçları daha da etkinleşiyor; totaliter rejimin teknolojisi oluşuyor. Muhalefeti bastırma, çatlak sesleri susturma konusunda dün faşist milislerin üstlendiği işleri bugün faşizmin trol orduları yerine getiriyor.

Bilgi çağında dijitalleşmenin, internetin, sosyal medyanın bilgi üretimini, bilgiye ulaşımı, demokratikleşmesi beklenirken tam tersi oluyor.

Günümüzde herkes doğru veya yanlış bilgi yayabilir duruma geldi. Örneğin, ABD’de Donald Trump ve destekçileri, alternatif gerçeklikler yaratarak ana akım medyayı yalan haber iddialarıyla itibarsızlaştırıyor. Türkiye’de ise siyasal İslam, Cumhuriyet tarihiyle kavga ediyor, eğitim sistemini yıkıyor, cehaleti yüceltiyor, “üst akıl” fantezileri, “Gezi komploları” üretiyor.

Komplo teorileri, alternatif gerçeklikler milyonlarca kişi tarafından benimsendikçe, toplumda ortak gerçeklik algısı kayboluyor.

Bu sadece ABD’ye özgü bir gelişme değil. Avrupa’da da sağ popülist-faşist liderler, sosyal medyayı kullanarak liberal demokrasiyi hedef olan milliyetçi, otoriter anlatılar yayıyorlar. Bir ortak gerçeklik algısının kaybolması geleneksel medya ve demokratik kurumlara olan güveni azaltıyor. Seçmenler yanlış bilgiye maruz kaldıkça, bilinçli kararlar veremiyorlar, demokratik hesap verebilirlik azalıyor.

Tarihçi Lavrence Britt’e göre, şoven milliyetçilik, insan haklarına karşı hor görü, belirli grupların (ırksal, etnik, dini, cinsel veya siyasi) günah keçisi ilan edilmesi, militarizm, iç ihtiyaçlar yerine askeri güce önem vermek, halkı kontrol etmek, baskıcı politikaları meşrulaştırmak için kullanmak(aynı Türkiye gibi). Halkı kontrol etmek, baskıcı politikaları meşrulaştırmak için korkuyu kullanmak. Dini, siyasi eylemler ve politikaları meşrulaştırmak için kullanmak. Büyük sermayenin gücünü ve çıkarlarını korumak. İşçi haklarını kısıtlamak ve örgütlenmesini engellemek, bağımsız düşünceye karşı düşmanlık. Suç ve ceza takıntısı, sert ceza politikaları ve kitlesel, keyfi tutuklamalar.”

8.2.2025 Cumhuriyet Gazetesi Mehmet Ali Güler

“Haydut devlet, emperyalist ABD’nin hedef aldığı ülkeleri şeytanlaştırmak amacıyla kullandığı kavramdır. ABD’nin resmi belgelerinde İran, Kuzey Kore(Kore Demokratik Cumhuriyeti) ve Venezüella (daha önce Irak, Libya, Suriye) haydut devletler kategorisindedirler. Çünkü bu devletler ABD çıkarlarına direnmektedirler. (Rusya ve Çin ise büyük ve güçlü olduklarından av konumuna düşmemişler)

Asıl haydut devletler ise; ABD ve İsrail’dir.

ABD işine gelmediği tüm ülkelere; Rusya Çin, İran, Meksika, Kanada, Venezüella gibi ülkelere yaptırım uyguluyor. Avrupa Birliği ülkelerine ise baskı kurmaya hazırlanıyor.”

Tüm istediği; tüm dünyanın diğer ülkelerinin onun emrinde olması ve onun çıkarlarına uygun ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunmasıdır.

Bu politikanın temelini İngiltere atmıştı ve İkinci Dünya Savaşına kadar bunu sürdürdü ve 1946’dan sonra bunun tüm yetki ve sorumluluğunu ABD’ye yükledi ama yine temel yönetim hâlâ İngiltere denetiminde…

Benim bu konuda anlamadığım düşünce şu: ABD’de tüm dünyadan göç eden insanlar var ve buna rağmen tüm dünya insanlığına tutsak politikasına nasıl izin veriliyor, nasıl göz yumuluyor?

Sanıyorum sorunun kaynağı NATO! Eğer NATO, Sovyetler Birliği 1990’da fesih olmasaydı; NATO’nun varlığı emperyalizm için gerekliydi ama o günden bu yana varlık nedeni İngiltere’nin, ABD’nin maşası görevini sürdürüyor ve diğer üyeler de bu maşalık görevinden rant sağlıyorlar. Ancak bu tutumları tüm dünyanın diğer halkları tarafında tiksintiyle karşılanıyor. Ve Çin’in ekonomik yükselişi ve ABD’nin efeliği karşısında kapıkulu seviyesine düştüklerinin ve onun için demokrasiden, insan haklarından uzaklaşarak 40 yıldır aşırı sağa teslim olduklarının bilincinde midirler, sorgulanmalıdır.

       Yapay zekâ ve robotik hayata gelince; insanoğlu büyük tehlike ve baskı altına girmiş bulunuyor. Teknolojik gelişmeler, ekonomik ve silahlı egemenlik insanoğlunu yüksek derecede tehdit eder hale geldi. Bir taraftan yapay zekânın gelişmesinin insanoğluna çok büyük faydaları olduğu, olacağı ileri sürülürken diğer taraftan insanoğlu sürekli olarak ekonomik, sosyal ve bilimsel hayattan mahrum bırakılıyor, uzaklaştırılıyor. Çünkü diyorlar; yapay zekâ, robotlar varken ve çoğalırken insanların bilgi ve emeklerine ihtiyaç kalmıyor, kalmayacak!

Peki, bu durumda insanoğlu ne yapacak? Evinde oturacak, kolayca yiyecek, kolayca içecek, gezecek ve eğlenecek. Nereye kadar? Neden egemenler bu yükü sırtlarında taşısınlar, her gün bu kesimi düşünsünler? Bu bilinmiyor..!

Hâlbuki neydi? İnsanlar akıllı varlıklardır ve insanlık hayvanlıktan ancak evrenbilimin öğrenilmesiyle kurtulur. Ne kadar öğrenirlerse o kadar insan olurlar. Yani bugünkü siyasal sistem insanlığı bitirme amacına yönelmiş durumda..  

Ne diyorduk? Dünya cennetken kapitalizm cehenneme çevirmiştir, dünya evrenbilimin okuluyken kapitalizm hapishaneye çevirmiştir, insanlar dünyaya melek olarak geldiği halde sınıflı toplum şeytana çevirmiştir.

O zaman hemen yarın aslımıza geri dönmeliyiz! 

Bunun da yolu sosyalizmden geçiyor; örneğimiz KÜBA. 


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.