Diken.com
Yapay zeka “Turing Testi”ni geçti: Artık insandan ayırt edilemiyor.
Bilim insanları yapay zeka robotlarının “Turing Testi’ni geçtiğini ve artık ayırt edilemez hale geçtiğini gözlemledi.
ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi’ndeki bilim insanlarınca yürütülen bir çalışmaya göre robotlar insanlardan ayırt edilemiyor. Araştırmacılar, İngiliz bilimci Alan Turing’in geliştirdiği testi, yapay zeka robotlarının üzerinde denedi.
Katılımcılara, bir robot ve bir insanla beş dakikalık, eş zamanlı, çevrimiçi sohbet etme talimatı verildi. Ancak bir insanla mı, bir robotla mı sohbet ettiği söylenmedi.
Hem insan hem de yapay zeka robotlarına, sohbet ettiği kişiye insan olduğuna ikna etme görevi verildi: Sonuçta iki yapay zeka geçer not aldı.
Nosta Lab’ın kurucusu John Nosta şunları söyledi: “TuringTesti makine zekasını ölçmek için tasarlanmışken, istemeden daha rahatsız edici bir şey ortaya çıkardı: Duygusal taklide karşı hassasiyetimiz. Bu yapay zeka testinin başarısızlığı değil. Yapay empatinin zaferi. Başka bir deyişle bu bir Turing Testi değildi. Bu bir sosyal kimya testiydi. Zekanın değil duygusal akılcılığın bir ölçüsüydü. Ve yapay zeka bunu başardı.”
17 Nisan 2025 Cumhuriyet Gazetesi
KÖY ENSTİTÜLERİNİN 85. YILI KUTLU OLSUN
Çağdaşlaşma için devrim niteliğinde olan Köy Enstitülerinin kuruluşunun yıldönümü çok sayıda kentte kutlanacak.
ADD’den “Kemalizmin namus sesinin bir sis çanı gibi yurdumuzun semalarına aşarak milletimizle birlikte yeniden Atatürk Cumhuriyetine ulaşmak için var gücümüzle çalışacağız” açıklaması yapıldı.
Köy Enstitülerinin 85. Yılı çeşitli etkinliklerle kutlanacak. 17 Nisan 1940 yılında Türkiye’nin çağdaşlaşma hedeflerine ulaşmak için devrim niteliğinde bir adım atıldı ve 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’nun Büyük Atatürk’ün 1936’da askerliğini çavuş ve onbaşı olarak yapmış gençlerle başlattığı köy eğitmenleri atılımının devamı olan Köy Enstitüleri, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç önderliğinde ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940’da açıldı. Yurdun her bölgesinde 21 Enstitü hizmete sokuldu. “İş için, iş eğitimi” ilkesi uygulandı.
Enstitüler, Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Dursun Akcam gibi ülkemizin yüz akı yazarlar, düşünürler, aydınlar armağan ettiler.
ADD: Söz veriyoruz
Atatürkçü Düşünce Derneği’nden yapılan basın açıklamasında, “Bütün dünyada örnek bir eğitim sistemi olarak kabul edilen ilk günden itibaren “Kız ve erkek öğrenciler bir arada okuması ahlaksızlıktır, Köy Enstitülerinde verilen eğitim dinimize aykırıdır, Köy Enstitüleri komünist, dinsiz, yetiştiren fuhuş yuvalarıdır” diye ortalığı ayağa kaldıran; aslında halkı cahil bırakmak ve biat kültürüne tutsak ederek sömürmek isteyen, örnekleri bugün de görülen dinci, gerici-cahil zihniyet tarafından ve ağalarca hep karalandı. Yok edilmek istendi ve maalesef yok edildi.
Kemalizmin namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuzun semalarını aşarak milletimizle birlikte yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşmak için var gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz” dendi.
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Kocabaş’ın makalesinden:
Öğretmene verilen görev:
Köy Enstitüleri sadece öğretmen değil, aynı zamanda toplumsal değişim ve dönüşümü gerçekleştirmeyi hedefleyen eğitim kurumlarıdır. Köy Eğitmenler ve Köy Enstitüleri Yasası’nın içeriği incelenirse her iki yasanın da yeni bir anlayışla “köye öğretmen” hedeflediğini görebiliriz.
Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç, İnönü’nün Köy Enstitülerinin önce 40’a sonra 60’a çıkarmamız için yaptığı öneriyi uygulamamız başlıca hatamız olmuştur, demiştir.”
Köy Enstitüleri ve eğitim sorunu sadece Adnan Menderes sorunu değildir. Konuyu daha geniş ve tarihsel olarak irdelemekte fayda vardır. 80 yıllık gelişmeyi her 10 yılda bir ele alırsak gözümüze, beynimize çarpan konular çok diye düşünüyorum.
- 1949 Fulbright Anlaşması: 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan, Türkiye ve ABD hükumetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında anlaşmanın 5. Maddesi aşağıdaki gibi: Komisyonun 4 üyesi T.C. ve 4 üyesi ABD vatandaşı olmak üzere 8 üyeden oluşacaktır. Türkiye’deki ABD diplomatik heyetinin başı komisyonun fahri başkanı olacaktır. Komisyonda oylar evet ve hayır olarak eşit olması halinde heyet başkanının oyu ek oyla fazlalık ve geçerlilik kazanacaktır.
- Bu komisyon hâlâ çalışmaktadır. Adı Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonudur.
- 1950’li yıllarda halk desteğini almak için özellikle laiklik konusunda tavizler verilmiş, ve tavizler Cumhuriyetin temel ilkelerinin ve Atatürk ilkelerinin ve devrimlerinin sarsılmasına neden olmuştur. Aynı zamanda İmam Hatip okullarının ülke genelinde açılmasını sağlamış ve ilerleyen dönemde çıkarlarını korumak için tarikatların bu okullarda hakimiyet kurmasına ses çıkarılmamıştır. Aynı zamanda dönemin en güçlü Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri ABD’den eğitimciler davet ederek eğitim konularında planlama yapmak üzere raporlar hazırlatmıştır. Köy Enstitüleri ve Halkevleri kapatılarak halkın eğitimi zayıflatılmıştır.
- 1960’lı yıllarda 1961 Anayasası yarattığı özgürlük, barış, demokrasi, kültür ve bilimsel ortam sayesinde halkımız güzel bir on yıl yaşadı. Halkımız, bilim, adalet, sosyal ve kültürel gelişme ile tanıştı; bizler o yılların öğrencileri olarak çok güzel eğitimler aldık. Siyaset, işçi, memur ve öğrenci özgürlüğü güzel günlere pencereler açtı.
- 1970’li yıllar ise bunalım ve yıkım yılları oldu. 12 Mart 1971’de Gen. Kur. Başkanı Memduh Tağmaç şöyle bir söz söyledi: “Bu güne kadar sosyal ve kültürel gelişme ekonominin önünde gidiyordu, bundan sonra ekonomi önde gidecek, sosyal ve kültürel gelişme arkadan gelecek.” İşte bu söz hemen uygulamaya geçti ve bana lise öğretmenim şöyle söyledi: “Biliyor musun, sizden sonra sizin gibi öğrenci gelmedi.” Böylece eğitim güzel insan yetiştirmekten vazgeçti, ekonominin emrine girdi. Ve 12 Eylül 1980 darbesine neden oluşturmak için 5 bin genç kardeşimizi yok ettiler.
- 1980-1990’lı yıllar ise kamusal ekonominin yok edilmeye, her kamu kurumunun özelleştirmeye başlandığı yıllar oldu. Çalışanlar artık kamu çalışanı olmaktan çıktı ve sermaye çalışanı haline geldiler. Ücretler de böylece asgari ücret endeksli olmaya başladı. Bunun için önce Turgut Özal başbakan oldu sonra Tansu Çiller… Bu dönemde özel okul, dershane ve vakıf yükseköğretim kurumları devlet tarafından desteklenerek yaygınlık kazanmış, kâr getiren kurumlar olarak bakılmaya başlanmıştır eğitime.
- 2000’li yıllar ise özelleştirmenin doruk yaptığı, tüm kamu iktisadi kuruluşlarının özeleştirildiği, eğitimin dinselleştirilmeye başlandığı yıllar olarak sürüyor. Bu gelişmeleri tüm halk olarak görüyor ve yaşıyoruz. Bilimsel eğitim ise ayaklar altına alındı, bilimsel eğitim alan vatandaşlarımızın saygınlığı iyice azaltıldı… Sonra diyorlar ki neden ekonomi bu kadar çökme yaptı, neden hukuksal sorunlar bu kadar yükseldi?
Sonuçta eğitime güzel insan yetiştirme alanı olarak bakmaktan vazgeçilmiş, ekonomi-kapıkulu insanlar yetiştiren alan olarak bakılmaya başlanmıştır. Yapay zeka da kapıya dayandı…

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
