Turistik Karaelmas Ekspresi, 13 Nisan 2025 Cuma günü Ankara’dan hareket etti ve 14 Nisan 2025 Cumartesi günü Zonguldak Garı’na ulaştı. Her ne kadar biz trenin gara gelişi ve sonrasını görmeye, izlemeye çalışsak da bunun aylar öncesine dayanan, hatta yıllar süren bir turizm altyapısı çalışmasının sonucu olduğunu biliyoruz.
Özellikle kent ekonomisi, istihdamı, kültür ve sosyal ilişkiler açısından ana rolü üstlenen kömür ve ona bağlı kurum olan TTK’nın daralması ve özelleştirilmesinden doğan boşluğu doldurmak; Batı Karadeniz’in doğal güzelliklerini ve tarihi mirasını açığa çıkarmak amacıyla düşünülen ve planlanan turizm çalışmaları, farklı pencerelerden, bazen görünür bazen görünmez diplomasi ilişkileriyle bugünlere geldi.
BAKKA, Valilik, TSO, Belediye, Üniversite gibi paydaşlar, kendi cephelerinden bu alana katkı sunarken aynı zamanda bu gelişmeden artı kazanç sağlamak için de çaba harcadı.
Kentin doğası, denizi, yeşili bir yana; Kadıoğlu Mozaikleri, Filyos Antik Kenti gibi saklı tarih hazinelerinin ortaya çıkarılması yönünde yapılan, sınırlı kaynakla yürütülen çalışmalar da —biraz da mecburiyetten— ilerledi. Buna ek olarak, kentin “emek kenti” kimliği ve sanayi tesislerini koruma düşüncesi de bilince çıkarılarak, kömürün yer altından yer üstüne, kültürle birlikte taşınmasına yönelik adımlar atıldı.
İşte tüm bu çabaların sonucu olarak gelinen nokta, geçtiğimiz hafta sonu Turistik Karaelmas Ekspresi’nin Zonguldak Garı’na varmasıyla birlikte test edilmiş oldu.
Karşılama töreninde ben de vardım. Madenci Korosu’nun seslendirdiği farklı yörelere ait türküler, bürokrasinin hazır kıta bekleyişi ve trenin gara giriş anıyla birlikte yaşanan o heyecan…
Dediğim gibi, trenin gara gelişi, aylar öncesinden birçok paydaşın birlikte çalışarak oluşturduğu bir hazırlığın ürünüydü. Buraya kadar her şey güzeldi.Ta ki, yıllardır turizm alanında büyük çaba harcayan Engin Zaman’ın Liman arkasından kamuoyuna gönderdiği görüntüler ve turistlerin o bölgede karşılaştığı tabloyu görene kadar… Tüm güzellikler bir anda anlamını yitirdi.
Çünkü turistlerin gezi güzergâhı olan Fener’den Liman arkasına inen tünelin ardından karşılarına çıkan manzara, aslında henüz turizme hazır olmadığımızı; insan kaynağı ve altyapı açısından ciddi eksiklerimiz olduğunu yüzümüze çarptı.
Biliyorum, birçok kişi “O kadar güzelliğin içinde o da olur” diyerek Engin Zaman’a tepki gösterebilir. Ama haksızlık etmemeliler. Eğer Engin olmasaydı, kimse o güzergâhın gerçek halini görmeyecek ve sanki her şey kusursuzmuş gibi davranılacaktı.
Tıpkı Liman arkasına asılan Jeopark–UNESCO tabelası gibi, bu meselenin de sadece bir “afiş”ten ibaret olmadığını artık kavramalıyız. Günü kurtarma çabasıyla, bazı bürokratların “çok çalışıyoruz” imajına sığınırsak; ne turizm olur ne de turist gelir. Olsa olsa bu kısa geziden birkaç kişi günü kurtarır, memnuniyet kazanır; hepsi bu.
Kalıcı işler için daha ciddi adımlara ve nitelikli kadrolara ihtiyaç var.
Sağlıcakla

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
