İsrail’in 13 Haziran’da İran’ın nükleer altyapısını hedef almasıyla tırmanan gerilim, karşılıklı misillemeler ve sert söylemlerle bölgesel çatışmaya evrilme sınırında.
İsrail’in 13 Haziran’da başlattığı “Yükselen Aslan” operasyonunun ardından bölgedeki gerilim karşılıklı misillemelerle tırmanıyor. 15 Haziran’dan itibaren İran’a ait Arak, Kum ve Batı Tahran’daki askerî ve stratejik tesisler bir kez daha hedef alınırken, İsrail bu saldırılarla İran’ın füze kapasitesini %30 oranında düşürdüğünü iddia etti. İran ise “Ağır Ceza” operasyonunun ikinci ve üçüncü dalgalarında Tel Aviv, Hayfa ve Beersheba’ya yüzlerce balistik füze ve İHA gönderdi. Beersheba’daki Soroka Hastanesi’ne düzenlenen saldırıda en az 40 kişi yaralandı, İsrail ise 18 sivilin hayatını kaybettiğini ve toplam 400’den fazla yaralı olduğunu açıkladı. İran tarafında kayıplar resmî olarak 224 ölü, 1277 yaralı şeklinde açıklandı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Natanz’daki nükleer tesisin yer üstü kısmının tamamen yıkıldığını, çevreye sınırlı radyolojik sızıntı olduğunu doğruladı. İran bu iddiayı “kısmi doğruluk” olarak nitelendirse de çevre illerde tahliyeler başladı. Hürmüz Boğazı’ndaki tedirginlik ve riskler nedeniyle petrol fiyatları hızlı yükselmeye devam ediyor.
Tarafların Tutumu
İsrail Başbakan Netanyahu, İran’ın “bedelini ödeyeceğini” vurgularken operasyonların süreceğini ilan etti. İsrail Dışişleri Bakanlığı ise bir rejim değişikliği hedeflerinin olmadığını, ancak ilk amacın nükleer yeteneklerin çökertilmesi olduğunu belirtti. Netanyahu, saldırıların artarak süreceğini vurgularken, hedeflerinin İran halkı değil, “rejimin kendisi” olduğunu yineledi. Savunma Bakanı Israel Katz ise İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i açıkça hedef gösterdi.
İran tarafında Devrim Muhafızları “İsrail’e yönelik saldırıların sadece başlangıç olduğunu” ve “gerekirse 2000 füze daha” fırlatacaklarını belirtti. Savunma Bakanlığı, yeni hedefler arasında İsrail içindeki kritik altyapıların yanı sıra bölgedeki “ABD üsleri de dahil” yeni hedeflerin de adım adım vurulabileceğini duyurdu.
Trump, İsrail’e “koşulsuz destek” mesajı verirken, son olarak 19 Haziran’da yaptığı açıklamada, iki hafta içinde ABD’nin İran-İsrail çatışmasına müdahil olup olmayacağıyla ilgili pozisyonunu netleştireceğini söylemişti. Ancak Pentagon’un USS Nimitz uçak gemisi ve B-2 bombardıman uçaklarını bölgeye sevk etmesi, Vaşington’dan bir müdahale olacağına dair sinyalleri de artırmıştı. Nitekim 22 Haziran Pazar sabahı ABD ordusu “Gece Yarısı Çekici” adını verdikleri operasyon ile İran’daki Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerini vurarak çatışmaya resmen müdahil oldu. İran karşılık olarak Hayfa ve Tel Aviv’e balistik füze saldırısı düzenledi. Misillemenin ardından İran Meclisi, küresel enerji ticareti açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına yönelik bir karar aldı. Sürecin seyrini belirleyecek nihai adımın ise İran’ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney ve Millî Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından verilmesi bekleniyor. Operasyondan sonra ulusa seslenen Trump, “bu gece dünyaya saldırıların muhteşem bir askeri başarı olduğunu bildirebilirim. İran’ın önemli nükleer zenginleştirme tesisleri tamamen ve tümüyle yok edildi. Orta Doğu’nun zorbası İran artık barış yapmalı” ifadelerini kullandı. Ek olarak “İran’da ya barış olacak ya da son sekiz günde tanık olduğumuzdan çok daha büyük bir trajedi yaşanacak” dedi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi saldırıdan birkaç saat sonra Türkiye’de yaptığı açıklamada, “Nükleer tesislere saldırarak çok büyük bir kırmızı çizgiyi aştılar” ifadesini kullandı ve diplomasinin artık mümkün olmadığı konusunda uyarıda bulundu.
Uluslararası Tepkiler
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, çatışmaların büyüme riski karşısında “acil ateşkes” çağrısında bulunurken, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, İsrail’in “kendini savunma hakkı” olduğunu belirtti ve İran’ı bölgeyi “istikrarsızlaştırmakla” suçladı. Guterres ve AB liderlerinden “maksimum itidal” çağrısı da geldi. Almanya, İsrail’in savunma hakkını vurguladı ve tırmanmadan kaçınılması gerektiğini belirtti. Moskova ise İsrail saldırılarını sert bir dille kınayarak “bölgesel tahribat” uyarısında bulundu. Putin diplomasiyi vurgulayan açıklamalar yaparken karşılıklı düşmanlığı durduracak roller üstlenmeye hazır olduklarını belirtti ve arabuluculuk teklif etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, “gerilimi tırmandıran tarafın açıkça İsrail olduğunu” belirtti ve tüm tarafları masaya çağırdı. G7 Liderler Zirvesi’nden ise gerilimi düşürme çağrısı geldi. Suudi Arabistan ve Umman diplomatik yumuşama çağrısında bulunurken Pakistan İslam dünyasını İsrail’e karşı birlik olmaya davet etti. Çin ise Orta Doğu’daki enerji güvenliğine dikkat çekerek taraflara itidal çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail saldırısına yönelik, “Komşumuz İran’a yönelik saldırılar açık bir provokasyon ve uluslararası hukukun açık bir ihlalidir” açıklamasında bulundu. Cumhurbaşkanı duruma yönelik 13 Haziran’dan bu yana yoğun bir diplomasi de trafiği yürütüyor. Cumhurbaşkanı, başta İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan olmak üzere, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman, Ürdün Kralı 2. Abdullah, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Pakistan Başbakanı Şerif, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile telefonda görüştü. Ek olarak, İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile başlayan çatışmalı süreci bütün boyutlarıyla ele almak amacıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir güvenlik toplantısı da gerçekleştirildi. Dışişleri Bakanlığı da sınır güvenliğinin artırıldığını ve sınır geçişlerinde sığınmacılarla ilgili denetimlerin sıkılaştırdığını bildirdi.
Değerlendirme
13 Haziran’dan bu yana tarafların saldırı kapasitesini sınırlamaması, bölgeyi kapsamlı bir savaşa sürükleme riskini ciddi biçimde artırıyor. Tarafların söylem ve eylemleri, yalnızca karşılıklı misillemelerle sınırlı kalmayıp, bölgesel tansiyonu bütüncül biçimde tırmandırıyor. Başta ABD olmak üzere uluslararası toplumun diplomatik girişimleri ve artan baskısı, bölgedeki gerilimin yönünü belirlemede kritik bir rol oynayacak. Ancak her geçen gün yükselen sivil kayıp sayısı ve taraflar arasındaki sertleşen tehdit dili, Orta Doğu’yu çok taraflı ve uzun süreli bir savaşa sürükleme riski taşıyor. ABD’nin çatışmalara doğrudan müdahil olması, krizi yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya taşımış durumda. Karşılıklı söylemler giderek sertleşirken, gözler hem Hürmüz Boğazı konusunda İran’ın vereceği nihai karara hem de Trump’ın askeri müdahaleye devam edip etmeyeceğine çevrilmiş durumda.
Hatice Zeynep Şen, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Uzman Yardımcısı

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
