John Bellamy Foster[1]


Nazilerin devlet içindeki egemenliğini sağlaması, liberal-demokratik düzenin tamamen ortadan kaldırılmasını gerektiriyordu. Bu süreç, (devleti) “hizaya getirme” veya (devletin siyasal partiyle) “senkronizasyonu” anlamlarına gelen Gleichschaltung olarak bilinir ve 1933–1934 yılları arasında yeni politik düzenin (Nazi düzeninin) konsolidasyon dönemini tanımlar.

Bu, parlamentodan yargıya, sivil bürokrasiden orduya, yerel yönetimlerden üniversitelere ve medyaya kadar devletin birbirinden farklı her bir kurumunun Nazi çizgisine çekilmesi, “entegre edilmesi” ve bunun sivil toplumun içinde varolan ideolojik devlet yapısının önde gelen organlarına, eğitim kurumlarına, ticari örgütlenmelere ve daha da ötesine genişletilmesi demekti. (1)

Bu “senkronizasyon”, yani hizaya getirme süreci; ideolojik yönlendirme, aşağılama, yıldırma, zorla işbirliği ve baskı yollarıyla sağlandı. Genellikle kurumların “kendi kendini temizlemesi” için baskı yapıldı.

Önde gelen Nazi hukukçusu Carl Schmitt, Gleichschaltung’un iki temel ilkesini şöyle tanımladı:

  1. “Aryan olmayanların” tasfiyesi,
  2. Führerprinzip – “liderlik ilkesi” yani liderin yasaların üstünde konumlandırılması.

Bu dönemde (Nazi) erkinin sağlamlaştırılmasının meşrulaştırılmasında bir tür hukuksal örtü kullanıldı, ki bu sonradan büyük ölçüde kaldırıldı. Schmitt’e göre Gleichschaltung’un amacı “heterojenliğin ortadan kaldırılması” yoluyla birlik ve saflığın sağlanmasıydı.(2)

Devlet başkanı Hindenburg’un Adolf Hitler’i başbakanlığa atadığı tarihten yaklaşık bir ay kadar sonra, Şubat 1933’de meydana gelen Reichstag (Alman parlamento binası) yangını, anayasanın ihlalini meşrulaştıran iki kararnameye zemin hazırladı. Ardından, 1933 Mart’ında, Hitler’e parlamentonun onayı olmadan yasa çıkarma yetkisi veren Yetki Yasası (Millete ve Devlete Yönelik Tehditlerin Ortadan Kaldırılması Yasası) çıkarıldı.

Siyasi muhaliflerin tutuklanması ve tasfiyesi buna eşlik ederken, kamu hizmetinde çalışan herkesin aynı şekilde Gleichschaltung  ilkeleri doğrultusunda  “hizaya sokulmasına” yönelik “Kamu Hizmetinin Yeniden Tesis Edilmesi Yasası” devreye girdi. Devleti hizaya sokmanın bu ilk evresi, Temmuz 1933’te, Nazi partisi dışındaki tüm siyasi partilerin yasaklanmasıyla tamamlandı. (3)

İkinci aşamada, ordu, üniversiteler, basın ve diğer toplumsal ve kültürel örgütler üzerinde kontrol sağlandı ve Nazi çizgisine entegre edildi. Hitler, Alman ordusu Wehrmacht üzerinde  kontrolü tesis etmekle kalmadı, orduyu Nazi projesine entegre etme çabasının parçası olarak, Aralık 1933’te orduyu “ulusun tek silah taşıyıcısı” ilan etti, böylece Nazi Partisi’nin “kahverengi gömlekliler” olarak bilinen yarı-askeri “fırtına birliklerini” (SA’lar-(Sturmabteilung)) bir şekilde devreden çıkarmaya yöneldi. (4)

Önde gelen kültür kurumlarında farklılıkların (heterojenliğin) ortadan kaldırılmasına en iyi örnek, Nazi doktrininin üniversitelere yerleştirilmesidir. Bu alanda, Freiburg Üniversitesi rektörü, Alman felsefeci Martin Heidegger, 1933’den itibaren, üniversiteyi Nazi doktriniyle uyumlu hâle getirmekle resmen görevlendirildi. Heidegger, bu görevi itinayla yerine getirerek  meslektaşlarını ihbar etti, onların üniversiteden ihracına yardımcı oldu. Nazi idologu Carl Schmitt ile yakın çalışarak, Nazi ideolojisinin öne çıkartılmasına, antisemitizmin (Yahudilik düşmanlığının) rasyonalize edilmesine yardım etti ve sembolik kitap yakma eylemlerini yönetti. (5)

Gleichschaltung’un üçüncü ve belirleyici aşaması, 30 Haziran – 2 Temmuz 1934 tarihlerinde, SA (Nazi Partisinin fırtına birlikleri) liderliğinin kanlı tasfiyesi ile başladı. Özellikle Hindenburg’un Ağustos’da ölümünü izleyen günlerde , Hitler, hukukun mutlak kaynağı olarak ilan edildi, Carl Schmitt’in “Führer Yasayı Korur” başlıklı yazısı bunu kutsadı. Bu noktadan itibaren faşist yönetim devletin ve sivil toplumun tüm organlarında yerini tamamen sağlamlaştırmış oldu. (6)

Diğer faşist ülkelerde benzer süreçler yaşandı ama daha az kapsamlı oldu. Robert O. Paxton’un İtalya’da Faşizmin Anatomisi kitabında yazdığı gibi, “İtalya’da sadece işçi sendikaları, siyasal partiler ve medya tam anlamıyla hizaya getirilebildi.”(7)

1930’ların Avrupa’sındaki bu gelişmelerin günümüzde birebir tekrarlanması olası görünmüyor. Ancak, neofaşizm, ileri kapitalist sistemin idaresinde, liberal-demokratik düzenin fiilen ortadan kaldırılmasını ve onun yerine büyük sermaye ile ırkçılığı, milliyetçiliği, kadın düşmanlığını, çevrecilik karşıtlığını, eşcinsellik düşmanlığını, aşırı militarizmi benimseyen “alternatif-sağ” hareketin bir ittifakının ikamesini öngören bir yeniden düzenlemeyi hedefliyor.

Tüm bu tepki biçimlerinin daha derin nedeni, işgücünün bastırılmasıdır. Trump’ın alternatif-sağ bağnazlığa yanaşmasının ardında, tüm devlet-ekonomi işlevlerinin özelleştirilmesinin artırılması, büyük şirketlerin daha da güçlendirilmesi ve daha ırksal temelde tanımlanmış bir emperyalist dış politikaya geçiş yatmaktadır.

Ne var ki, böylesi bir neo-faşist stratejinin uygulanması, ABD Kongresi, yargı, sivil bürokrasi, eyalet ve yerel yönetimler, ordu, ulusal güvenlik devleti (“derin devlet”), medya ve eğitim kurumları gibi çeşitli kurumların hizaya getirildiği bir tür yeni Gleichschaltung’u gerektirir. (8)

Hitler, Weimar Anayasası’nı ortadan kaldırarak değil, tarihçi Karl Bracher’in açıkladığı gibi, “onun özünün anayasal yollarla aşındırılması ve yürürlükten kaldırılması, feshi” yoluyla iktidara geldi… (9)

Başa geçtiğinde de, Hitler, hızla Weimar Anayasası’nın (esasen sola karşı bir koruma olarak tasarlanmış olan) 48. maddesine başvurarak yürütmeye orduyla birlikte olağanüstü hal yetkileri isteme ve kamu düzenini yeniden sağlamak için gerekli görülen her türlü önlemi alma yetkisi verdi. Bu, yürütmenin parlamentodan bağımsız hareket etme, kendi başına yasa çıkarma ve medeni özgürlükleri askıya almada “özgürleştirilmesi” anlamına geliyordu.

Reichstag yangınıyla… birlikte, Hitler, bu 48. maddeyi kullanabildi ve böylece gücü yürütmede yoğunlaştırdı.

Bunu kısa süre sonra, kuvvetler ayrılığını daha da aşındıran Yetki Yasası (Millete ve Devlete Yönelik Tehditlerin Ortadan Kaldırılması Yasası) izledi.(10)

Yine de, tam iktidara sahip olmak ve Üçüncü Reich’ı konsolide edebilmek için, Gleichschaltung süreci gerekliydi… 1933-34 yılları boyunca, devletin ve sivil toplumun birçok kolu, büyük ölçüde gönüllü olarak, ancak giderek büyüyen bir terör rejimi altında, yeni Nazi düzenine dahil edildi.

Tüm bunların, geneliyle devletin faşist yönetiminde olduğu gibi, bir yasal biçimle gerçekleştirildiğinin kabulü önemlidir. Tarihçi Nikolaus Wachsmann, Nazi devletinin, hukuku ve yargıyı reddetmek şöyle dursun, “hukuk terörü”ne dayalı bir sistemi dayattığına dikkat çekiyor:

Üçüncü Reich, topyekûn bir polis devleti haline gelmedi. Önde gelen Naziler, en azından diktatörlüğün ilk yıllarında, zaman zaman hukuk sistemine destek olma jestleri bile yaptılar.

Hitler, 23 Mart 1933’te yaptığı konuşmada, halka Alman yargıçların görevden alınamaz olduğu sözünü verdi. Ama aynı zamanda, hukuk sisteminin kendisinin genel istekleriyle uyumlu hale gelmesini de bekledi ve cezalandırmada “esneklik” istedi.

En önemlisi, Hitler ve diğer üst düzey Naziler, yargıçların nihai olarak soyut yasal ilkelere karşı değil, “ulusal topluluğa” karşı sorumlu olduklarını vurguladılar. Buna göre, yargıçlar için tek kılavuz Alman halkının refahı olmalıydı ve acımasız cezalandırmalar sık sık “milletin iradesi” efsanesine başvurularak haklı gösterildi.  Aslında bu “irade”nin Nazi liderlerinin ya da daha doğrusu Hitler’in kendi iradesinden başka bir şey olmadığı  ise bir çelişki olarak telakki edilmedi.

Hukuk aygıtı, Nazi terörünün temel bir unsuruydu. Siyasi muhalefetin kriminalize edilmesinde ve adi suçun siyasallaştırılmasında merkezi bir rol oynadı. Duruşmalar halktan tamamen gizlenmedi. Aksine, Nazi medyası mahkeme davaları ve cezalarla ilgili haberlerle doluydu.(11) Hitler, Weimar Anayasası’nı bir kenara bırakmayı ve yerine kendi yeni düzenini tanımlamayı açıkça reddetti ve “adaletin bir yönetim aracı olduğunu” savundu. “Adalet, hükmetmenin kodlanmış uygulamasıdır” dedi. Bu nedenle yeni bir anayasa erken olacaktı ve yalnızca “devrimi” zayıflatacaktı. Sonunda, elbette, Gleichschaltung süreci tamamlandı ve Führer’in varlığı / sözü yasayla özdeşleşti,  mutlaklaştı.


Kaynaklar:

  • Karl Dietrich Bracher, “Stages of Totalitarian ‘Integration’ (Gleichschaltung): The Consolidation of National Socialist Rule in 1933 and 1934,” in Republic to Reich, ed. Hajo Holborn (New York: Vintage, 1972), 109–28;

Robert O. Paxton, The Anatomy of Fascism (New York: Vintage, 2005), 123–24;
Emmanuel Faye, Heidegger (New Haven: Yale University Press, 2009), 39–58.

  • Faye, Heidegger, 151–54; Carl Schmitt, “The Legal Basis of the Total State,” in ed. Roger Griffin, Fascism (Oxford: Oxford University Press, 1995), 138–39.
  • Bracher, “Stages of Totalitarian ‘Integration’,” 118–22;

John Mage and Michael E. Tigar, “The Reichstag Fire Trial, 1933–2008,” Monthly Review 60, no. 10 (March 2009): 24–49.

  • Bracher, “Stages of Totalitarian ‘Integration’,” 122–24.
  • Faye, Heidegger, 39–53, 118, 154–62, 316–22;

Richard Wolin, ed., The Heidegger Controversy (Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 1993).

  • Bracher, “Stages of Totalitarian ‘Integration’,” 124–28.
  • Paxton, The Anatomy of Fascism, 123.
  • “There’s a German Word that Perfectly Encapsulates Trump’s Presidency,” Quartz, January 26, 2017;

Shawn Hamilton, “What Those Who Studied Nazis Can Teach Us About the Strange Reaction to Donald Trump,” Huffington Post, December 19, 2016;

Ron Jacobs, “Trumpism’s Gleichschaltung?,” Counterpunch, February 3, 2017.

  • Karl Bracher, The German Dictatorship (New York: Praeger, 1970), 192–93.
  • Bracher, The German Dictatorship, 193–98; On the Reichstag Fire, see
    Mage and Tigar, “The Reichstag Fire Trial.”
  • Nikolaus Wachsmann, Hitler’s Prisons (New Haven: Yale University Press, 2004), 69, 71.

[1] Bu makale, yazarı John Bellamy Foster’ın Trump in the White House: Tragedy and Farce (Monthly Review Press, 2017) adlı kitabından özetlenmiş haliyle, Monthly Review dergisinin Haziran 2025 tarihli sayısında yayınlanmış olup, (s. 27–30, 64–66). Çeviren: Salim Çelik’in çevirisi https://emarvakfi.net/ sitesinden alınmıştır


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.