Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’de seçim isteği, parti içi yarışı hızlandırdı. Ülke genelinde, iktidarın CHP’li belediyeler üzerinden ve genel olarak toplumsal muhalefete yönelik yürüttüğü baskıcı, sindirmeye dönük 19 Mart operasyonuyla başlayan süreç nedeniyle örgüt içi seçimler erken yapılmaya başlandı.
Zonguldak’ta delege seçimleri sürpriz gelişmelerle devam ediyor.
Zonguldak Merkez İlçe’de sonuçlar, mevcut Başkan Osman Zaimoğlu’nu koltuğundan etti. Zaimoğlu, aldığı yenilgi sonrası istifa etti.
Kozlu’da üç aday yarıştı. İlk gün çıkan sonuç, kamuoyunda “güçlü” imajı veren Agah Yazıcıoğlu’nun seçimden çekilmesine yol açtı. Seçimin sonucunu ise mevcut Başkan Merve Arslan’ın ekibi kazandı.
Ereğli’de mevcut Başkan Ali Kocamanoğlu’nun listesi kaybetti; Belediye Başkanı Halil Posbıyık’ın desteklediği liste seçimden galip çıktı. Kocamanoğlu, delege seçiminde kaybetmesine rağmen kongrede aday olacak gibi görünüyor. Çaycuma’da mevcut başkan Fahri Diler, rakibi İsmail İnam’ın adaylığını açıklayamaması nedeniyle hükmen galip çıktı. Devrek’te ise mevcut başkan Uğur Dikenli’nin listesi kazandı. Diğer ilçelerde (Kilimli, Alaplı ve Gökçebey) seçimler hafta sonunda yapılacak.
Bu seçimlerde kamuoyunun “sürpriz” olarak değerlendirdiği iki nokta Merkez İlçe ve Ereğli oldu. Her iki yerde de mevcut başkanların bulunduğu listeler kaybetti.
Benim açımdan özellikle Merkez İlçe’de Mavi ve Sarı listelerin ortaya çıkışı, aslında işin sürpriz olmayacağının işaretini veriyordu.
Seçim atmosferinde yürüttüğüm görevler gereği daha geriden izlemekle birlikte, fikrimi soranlara Sarı listenin parti tabanında güven vermediğini dile getirmiştim. Çünkü demokratik yarış olarak benimsemediğim blok liste uygulaması, bu seçimde daha da belirginleşti. Sarı liste, tek blok gibi görünmesine rağmen içinde üç adaylı (Osman Zaimoğlu, Olcay Can, Salim Yaman – bir de Ebru Uzun) bir yapıyı barındırıyordu. Parti tabanı da “kazansalar bile kendi içlerinde bölünürler” düşüncesini taşıyordu.
Ayrıca yarış, medya üzerinden Sarı Liste-Harun Akın ile Mavi Liste-Belediye Başkanı arasında bir rekabet havasına sokuldu. Önceki yazılarımda da ısrarla vurguladığım gibi, partide “vekalet savaşları” bitmeden demokratik bir seçim, güçlü bir politik kadro ya da gerçek demokrasi beklemek mümkün değil.
Çünkü bu “adamcı” anlayış, daha üstte eski-yeni milletvekilleri ve belediye başkanlarının hegemonyasıyla örgüt yaratma yarışına dönüşmüş durumda. Bakın, her listenin ardında ya bir eski vekil, ya bir eski il başkanı ya da bir belediye başkanı var. Yani kazanan her ne kadar “ben kazandım” dese de her şey ortada. Kaybeden de aslında bireysel olarak kaybetmiyor; arkasındaki güçlerin kaybettiği görülüyor.
Bu tablo, partinin yapısını, kadroların durumunu, amacını, niyetini ve geleceğini belirliyor. Vatan, millet, Sakarya nutuklarına aldanmamak gerek. Kazanan ya da kaybeden, aslında kendi gelecekleri için oynuyor. Bu yüzden seçimler çirkinleşiyor, seviyesizleşiyor. Çirkinliğin ötesinde, seçim yasasının (gizli oy – açık sayım) uygulanmaması, mafyavari davranışlara varan tavırlar, gazetecilerin haber alma hakkına yönelik engellemeler de cabası.
Tüm bu seviyesizliği sadece politik bilinçle değil, kadroların yaşam tarzlarıyla da değerlendirdiğimizde CHP’nin nasıl bir kadro yapısına sahip olduğunu anlamak zor değil. Kısacası bu “kast” yapılar dağılmadıkça, adına “demokrat” ya da “sosyal demokrat” dense de, programlarda ya da tüzüklerde yazsa da nafile.
Gençlik yıllarımızda sıkı sıkıya okuduğumuz Bolşevik lider Vladimir Lenin’in 1894 yılında yazdığı “Halkın Dostları Kimlerdir ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar?” kitabının CHP’li kadrolar tarafından okunmasında bugün büyük fayda olduğuna inanıyorum. En azından bu basitleşmiş ilişkilerin kaynağını ve meselenin sadece bugünün ya da Zonguldak’ın değil, daha geniş bir bağlamın sorunu olduğunu görmek açısından…
Ben de bu yazıyı yazarken yeniden elime alıp göz atacağım. Aradan uzun zaman geçti.
Sağlıcakla.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
