Albert Einstein, tüm zamanların en ünlü ve etkili bilim insanlarından biridir. Zaman, enerji, uzay ve yerçekimi ile ilgili teorileri ve denklemleri modern fiziğin temelini oluşturur.

Daha az bilinen Einstein,(Aynştayn okunur), güçlü inançları ve bunlara göre davranma isteğiyle oldukça politik birisiydi.

İsrail Üzerine Einstein ve Siyonizm adlı kitap, Filistin, onun Avrupa’daki Yahudilere yönelik ayrımcılığı ve bugün kendisi hayatta olsaydı İsrail hakkında muhtemelen neler söyleyebileceğini belgeliyor.

Albert Einstein Hakkında Genel Bilgi

1879’da Almanya’da doğan Albert Einstein, erken gelişmiş bir öğrenciydi; matematikte ustalaşmış ve felsefeyi, özellikle de Immanuel Kant’ı genç yaşta takdir etmişti. 15 yaşındayken, babasının izniyle, askere alınmamak için Almanya’dan ayrıldı. İsviçre vatandaşı oldu ve eğitimini orada tamamladı. Zürih’teki üniversiteden mezun oldu ve çığır açan araştırma ve yazı çalışmalarına başladı.

1905’te dört çığır açan makale yayınladı ve ünü hızla yayıldı. 1914’te MaxPlanck ve diğer Alman bilim insanları tarafından, Birinci Dünya Savaşı başlamadan kısa bir süre önce Almanya’ya dönmeye ikna edildi.

Einstein Almanya’da Yahudilere, özellikle de Doğu Avrupa’dan göç eden Yahudilere karşı antisemitizmin yaygın olduğu düşüncesindeydi. Şöyle demişti:

“Almanya’ya geldiğimde (1914’te)… İlk kez Yahudi olduğumu keşfettim.”

Einstein, Birinci Dünya Savaşı’nın yoğun milliyetçiliğine karşıydı. Birçok önde gelen Alman, Almanya’nın saldırganlığını haklı çıkaran “Doksan Üçler Manifestosu”nu imzalarken, Einstein, Avrupalılar Manifestosu’nu imzalayan az sayıda insanlardan biriydi.

Bu manifesto şöyle diyordu:

“Bugün süren mücadele muhtemelen bir galip çıkarmayacak; muhtemelen geride sadece mağlupları bırakacak… Avrupa’nın topraklarını, halkını ve kültürünü korumak için tek vücut halinde hareket etmesinin zamanı geldi.”

1933’te Adolf Hitler Almanya’da iktidara geldiğinde, Einstein Princeton Üniversitesi’nin davetiyle ABD’ye göç etti.

1940’ta ABD vatandaşı oldu.

Einstein Yahudi düşmanlığına karşı mücadele etti

1. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’daki ekonomi kötüleşmişti ve Yahudi karşıtı saldırılarda keskin bir artış yaşanmaktaydı. Bu ortamda Einstein şöyle yazmıştı:

“Doğu Avrupalı Yahudiler, günümüz Alman ekonomik yaşamındaki, aslında savaşın acı verici bir sonucu olan durgunluğun günah keçisi ilan ediliyor.”

Einstein, kendisine Yahudilik bilincini ve ayrımcılığa uğrayan Yahudiler için “güvenli bir liman” arama arzusunu geliştirdi. Filistin’e Yahudi göçü kampanyasını destekledi. 1921’de Dünya Siyonist Örgütü başkanı Chaim Weizman ile birlikte ABD’yi gezdi. Amaçları, Kudüs’teki İbrani Üniversitesi için bağış toplamaktı. Einstein bir arkadaşına yazdığı mektupta bu turun başarısını anlattı. Özellikle Yahudi Amerikalı doktorların desteğinden ve toplanan bağışlardan etkilenmişti. Ancak Einstein, erken bir uyarı yaparak, “yüksek gerilimli bir Yahudi milliyetçiliğinin hoşgörüsüzlüğe ve bağnazlığa dönüşme tehlikesi taşıdığını” söyledi, “ancak umarız bu sadece bir çocukluk hastalığıdır” dedi.

Einstein “kültürel” bir Siyonistti

Einstein, Filistin’in, yerli Araplarla barış ve eşitlik içinde yaşarlarsa, Yahudiler için “güvenli bir liman ve vatan” olabileceğine inanıyordu. Bu görüşe “kültürel Siyonist” deniyordu.

Filozof Martin Buber ve İbrani Üniversitesi başkanı Judah Magnes gibi diğer bazı önde gelen Yahudiler gibi, Einstein da bağımsız ve egemen bir Filistin’in “Yahudi devleti” DEĞİL, iki uluslu bir devlet olmasını istiyordu.

Einstein’ın belgelerinin Almanca tercümanı olan Michael Schiffmann’ın açıkladığı gibi, “bu cilt, Einstein’ın en başından beri en temel ahlakla uyumlu olanı savunduğunu açıkça ortaya koyuyor: Filistin’de bir ‘Yahudi yurdu’ kurulması, yerli Arap nüfusunun mülksüzleştirilmesiyle sonuçlanırsa, suça dönüşürdü”.

Başka bir tercüman ise şöyle diyor:

“Profesör Einstein’ın milliyetçiliğinde hiçbir saldırganlık veya şovenizme yer yok.

Ona göre, Filistin’de Yahudilerin Araplar üzerindeki egemenliği veya iki halk arasında karşılıklı düşmanlık halinin devam etmesi, Siyonizm’in başarısızlığı anlamına gelecektir.”

Einstein, 1929’da, Filistin’deki Arap-Yahudi çatışmalarını takiben şöyle yazmıştı:

“İlk ve en önemli gereklilik, Arap halkıyla bir modus vivendi (geçici anlaşma) yaratmaktır… Biz Yahudiler, her şeyden önce, kendi acı dolu tarihimizin bize bu sorunla nasıl başa çıkacağımızı bilmemiz için yeterli anlayış ve psikolojik içgörü sağladığını göstermeliyiz… Bu nedenle, her şeyden önce, her türlü kör şovenizme karşı tetikte olmalı ve akıl ve sağduyunun İngiliz süngüleriyle değiştirilebileceğini hayal etmemeliyiz… Ulusal görevimizin, özünde uluslarüstü bir mesele olduğunu ve tüm hareketimizin gücünün, kendi moral meşruluğuna dayandığını, bununla ayakta kalması gerektiğini ya da çökeceğini bir an bile unutmamalıyız.

Einstein, kabilesel akrabalığı olan bu iki halkı birbirine yaklaştıran ve milliyetçi fanatikleri dışlayan bir Arap-Yahudi topluluğunun oluşumu.”nu savundu. o, “Filistin’deki tüm Yahudi çocuklarının Arapça öğrenmesi gerektiğine” inanıyordu.

Balfour Deklarasyonu ve Farklı Siyonist Hedeflerin Ortaya Çıkışı

Bu kitabın editörü, gazeteci ve Columbia Üniversitesi profesörü Fred Jerome, tarihsel çerçeveyi sunarken, Herzl’in, Avrupalı Yahudilerin Filistin’e göçünün “Asya’ya karşı kalkan görevi görerek, medeniyetin barbarlığa karşı duran bir karakolu işlevini göreceğini” söyleyerek ingilizleri nasıl buna ikna etmeye çalıştığını açıklıyor.

Jerome, “Orta Doğu’da Siyonizm’i ve bir Yahudi yerleşimini desteklemek, Afrika ve Asya’da nüfuzlarını daha da genişletmeye çalışan İngilizler ve diğer sömürgeci güçler için açıkça doğrudan bir değere sahipti” diye açıklıyor.

1917 Balfour Deklarasyonu, Filistin’e Yahudi göçünün önünü açtı, kolaylaştırdı. Yerli halkla çatışma patlak verdiğinde, bu durum avantaj yaratıyordu çünkü aynı zamanda Mısır ve hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı yakınlarındaki kilit bir bölgeye on binlerce İngiliz askerinin konuşlandırılmasını meşrulaştırıyordu. 

Einstein, (I. Dünya Savaşı’ndan sonra Filistin’in yönetimini devralan) Britanya’nın Araplar ve göçmen Yahudiler arasında bölünmeyi kasıtlı olarak teşvik ettiğine inanıyordu. Aynen diğer İngiliz sömürgelerinde olduğu gibi, İngilizlerin, yerel halkın birleşmesini, toprakların kontrolünü ele geçirmesini ve sömürgeci gücü kovmasını engellemek için, böl ve yönet politikası uyguladıklarına inanıyordu. 

1948’de Einstein şöyle yazmıştı:

“Filistin’de gerçek ve nihai bir felaketle karşılaştığımızda, bunun ilk sorumlusu İngilizler, ikinci sorumlusu ise kendi saflarımızda kurulan terör örgütleri olacaktır.” 

Einstein eşitlik ve iki uluslu bir devleti savunuyordu

 Einstein son derece net ve tutarlıydı. 1946’da şöyle yazmıştı:

“Bir ‘Yahudi devleti’ için katı bir talepte bulunmanın bizim için yalnızca istenmeyen sonuçlar doğuracağına kesinlikle inanıyorum.” 

Ayrıca şöyle demişti:

“Yalnızca Araplarla doğrudan işbirliği, (bizim için) onurlu ve güvenli bir yaşam yaratabilir. Yahudiler bunu anlamazlarsa, Arap ülkeleri karmaşasındaki tüm Yahudi varlığı,  adım adım savunulamaz hale gelecektir. Beni üzen, Yahudilerin bunu anlayacak kadar zeki olmamaları değil, bunu isteyecek kadar zeki olmamalarıdır”.

Einstein eşitlikçi ve anti-faşistti,

“aramızda yaşayan Arap yurttaşlar için tam bir eşitlik tesis edilmesi gerektiğini” savunuyordu. Arap azınlığa karşı benimsediğimiz tutum, bir halk olarak ahlaki standartlarımızın gerçek sınavı olacaktır” demekteydi.

Ünlü Amerikalı gazeteci Izzy Stone (I.F. Stone) da ilerici bir Yahudiydi. Şöyle yazmıştı:

“Dönemin en büyük Yahudi figürünün, Araplara karşı haksızlık olduğu gerekçesiyle bir Yahudi devletine karşı çıkması çok asil bir davranıştı.”

Einstein, Yahudi milliyetçiliğini ve terörizmini kınadı

Einstein, Siyonist aşırı milliyetçiliği ve terörizmi kınamada net ve tutarlıydı. Einstein şöyle yazmıştı:

“Siyonizmle ancak 1914 yılında, 35 yaşındayken Berlin’e taşındıktan sonra tanıştım… Bu hareketin kör bir milliyetçiliğe dönüşme tehlikesinden kaçınmanın zamanı geldi.” 

1948’de Einstein ve yirmi sekiz diğer önde gelen Amerikalı Yahudi, New York Times’a 750 kelimelik bir mektup gönderdiler. Mektupta, terörist Irgun örgütünün eski lideri ve İsrail’in yeni Herut (Özgürlük) partisinin mevcut lideri olan Menachim Begin’in yaklaşan ziyaretini protesto ettiler. Bu parti, bugünkü Binyamin Netanyahu’nun Likud partisinin selefidir. Mektupta Begin ve örgütü, Nazi ve Faşist partilerle karşılaştırılmaktaydı. Begin ve örgütünün Filistin’deki Deir Yassein köyünde yaklaşık 200 Filistinlinin katledilmesi anlatılmaktaydı. Ve şu ekleniyordu:

“Yahudi cemaati içinde (bunlar, yani siyasal Siyonistler), aşırı milliyetçilik, dini mistisizm ve ırksal üstünlük görüşünü savundular.”

Einstein, bu dönemde, farklı zamanlarda, Yahudiliğin (Judaizmin) aşırı milliyetçilikten (siyasi Siyonizmden) zarar göreceği endişesini dile getirdi. Şöyle dedi:

“Yahudiliğin, özellikle de kendi saflarımızda dar bir milliyetçiliğin gelişmesinden kaynaklanan içsel hasar göreceğinden korkuyorum”.

Ayrıca, “Milliyetçiliğin, Yahudiler arasında bile olsa, her zaman kötü bir şey olduğunu düşünüyorum” dedi.

İsrail, Filistin’in yerini aldıktan sonra

İsrail 1948’de “bağımsızlığını” ilan ettikten sonra, Einstein, “Yahudi” devleti kurmaktansa iki uluslu bir devlet kurma mücadelesinin kaybedildiğini fark etti. Yeni gerçekliğin farkındaydı, ama bunun olumsuz olduğu yönündeki görüşlerini değiştirmedi.

Sahip olduğu uluslararası önem nedeniyle, Einstein, Chaim Weizman’ın ölümünden sonra İsrail’in sembolik cumhurbaşkanı olmaya davet edildi. Ancak Einstein, özellikle onlara duymak istemeyecekleri şeyler söylemek zorunda kalacağını söyleyerek, bu daveti reddetti.

Einstein, Bağlantısızlar Hareketi’ni ve Hindistan lideri Nehru, Endonezya lideri Sukarno ve Mısır lideri Nasır gibi liderleri destekledi. Ünlü bir Mısırlı gazeteci ABD’yi ziyaret edip kendisiyle röportaj talep ettiğinde, Einstein bu fırsatı Mısır cumhurbaşkanına gizlice ulaşmak için kullandı. İsrail ve Arap devletleri arasında yakınlaşmanın katalizörü olmayı umuyordu. Oysa o farkında olmadan, İsrailliler bunun tam tersini yaptıklarıydı: Sahte bayrak göstererek bölgedeki  ABD ve İngiliz hedeflerine bombalar yerleştiriyor, sabotaj eylemleri gerçekleştiriyor, kaos yaratmaya çalışıyor ve bunda da Mısırlıları suçlamaya çalışıyorlardı. İsrail liderliği, uzlaşma ve uzlaşma aramak yerine, Mısır ve diğer Arap devletleriyle çatışmayı daha da azdırıyordu.

Ocak 1955 tarihli bir mektupta Einstein, İsrail ile ilgili dileklerini şöyle dile getirdi:

“Birincisi: Uluslararası Doğu-Batı düşmanlığına karşı tarafsızlık… İkincisi ve en önemlisi: Aramızda yaşayan Arap kökenli yurttaşlara her açıdan eşit muamele etmek için sürekli çaba göstermeli ve doğal olarak onların bu ortamda yaşadıkları durumun zorluklarını anlamak için gerekli anlayışı geliştirmeliyiz.”

Einstein bir enternasyonalist ve pasifistti

Einstein, McCarthyciliğe ve 1950’lerin başlarında yaygınlaşan ifade özgürlüğünün bastırılması kampanyasına karşı çıktı. İyi arkadaşı Paul Robeson’a, sağcılar ve FBI saldırdığında, o efsanevi Afro-Amerikalı Paul Robeson’ın yanında durdu.

1948 başkanlık seçimlerinde İlerici Parti adayı Henry Wallace’ı destekledi.

Einstein, özellikle Soğuk Savaş’ın yükselişinden endişe duyuyordu. Nükleer silahlanma yarışına ve NATO’nun kurulmasına karşı çıktı.

Einstein’ın biyografisine ve siyasi görüşlerine bakıldığında, günümüzde İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımcı eylemlerine ve apartheid rejimi uygulamalarına o yaşasaydı şiddetle karşı çıkacağı açıktır.

İfade özgürlüğünün bastırılmasına ve İsrail’e körü körüne destek verilmesine, bu tutum “aşırı milliyetçilik, dini mistisizm ve ırksal üstünlük karışımı” temelinde faşizm uygulaması olduğu için öfkelenirdi. Ayrıca çok üzülürdü.

Yazar Rick Sterling, ABD’nin San Francisco Körfez Bölgesi’nde yaşayan bağımsız bir gazetecidir.

İlerici Monthly Review dergisinde yayınlanan (Yayınlanma tarihi: 16 Eylül 2025) bu yazı ilk kez 15 Eylül 2025’te Rick Sterling tarafından Antiwar.com’da yayınlandı (daha fazlası için Antiwar.com’a bakınız.)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.