CHP Zonguldak 39. Olağan İl Kongresi, sandık sonucundan öte bir ayna tuttu önümüze: yereldeki güç dengeleri, tıkanmış katılım kanalları ve yeniden oluşması gereken siyasal kadroların yokluğu.
Mevcut başkan Devrim Dural’ın seçilmesi “istikrar” tercihidir; ama istikrar bazen değişimin önüne de duvar örer. Turhan Oral’ın “parti içi demokrasinin yeniden inşası” çağrısı ise hâlâ cevapsız bir sorudur — delegelerin tercihleriyle birlikte partinin enerjisi de sınanmıştır.
Kongrede yüzeye çıkan gerçek şu: örgüt, iki hegemon güç ekseninde şekillenmeye devam ediyor — belediye başkanları ve milletvekilleri.
Bu iki aktörün örgütü belirleme alışkanlığı kırılmadan, gerçek bir dönüşüm olamaz.
Belediyeler partilerin iş alanı olduğu sürece; partiler iş bulma, kaynak dağıtma kurumuna dönüşür.Üye olarak partiye adım atanatanların siyasal-politik kadroya dönüşmediği yerde kırılmalar kaçınılmazdır.
Çözüm, güç devşiren değil, siyasal olgunluk ve insiyatif üreten kadrolar yaratmaktır. Bunun yolu da sistemli, teorik ve pratik parti eğitimlerinden geçer.
Sosyaldemokrat geleneğin hangi tarihi koşullarda doğduğunu, çağın koşullarına nasıl uyarlanacağını öğrenmeyen bir kadronun “Atatürkçülük” ya da “Altı Ok” tekrarıyla kent sorunlarına çözüm üretmesi hayaldir.Parti okulları, saha çalışmaları, görev almış deneyimli isimlerle mentorluk programları artık lüks değil zorunluluktur.
Bir diğer belirleyici nokta: yönetim kadrosunun gençleşmesi olumlu ama tek başına yeterli değil.
Sayın Devrim Dural’ın yeni yönetimi gençleştirme tercihi partiyi dinamikleştirebilir; fakat genç isimler sadece enerjiyle yetinirse, hem bilgi hem de örgütsel deneyim eksikliğinden zorlanırlar.
Gençleşme stratejisi, eğitim ve sorumluluk paylaşımıyla desteklenmeli; aksi halde umutlar hayal kırıklığıyla sonuçlanır.
Sonuç olarak: Kongre bitmiştir; fakat asıl sınav şimdi başlıyor. CHP Zonguldak, yerel yönetim başarısını kalıcı bir politik yönelişe dönüştürme fırsatını kullanmak istiyorsa, güç odaklarını dengeleyecek, parti içi eğitimi merkezine koyacak ve siyasal kadroları bilinçli olarak yetiştirecek adımlar atmak zorundadır. Aksi takdirde, yeni bir dönemin değil, eskisinin daha sofistike bir tekrarıyla karşılaşırız — o da hepimizin kaybı olur.
Çaycuma’da Kadın cinayetleri ve sessizlik
Çaycuma’da yaşanan peş peşe vakalar, yalnızca bireysel trajediler değil; kadınların yaşam hakkını koruyamayan bir siyasi iklimin sonucudur.
Kadın cinayetleri, cezasızlığın, yargıdaki cinsiyetçi tutumun ve toplumsal sessizliğin doğrudan ürünüdür.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının, Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çekme kararı, kadınların hukuki güvencesini ortadan kaldırmış; “aile değerleri” söylemiyle şiddeti görünmez kılan politik bir tercihe dönüşmüştür.
İstanbul Sözleşmesi’nin iptali, kadınların yaşam hakkı için mücadele eden kurumların elini zayıflatırken, şiddet faillerine cesaret veren bir mesaj niteliği taşımıştır.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar öldürülüyor, sadece eylül Ayında erkekler 24 Kadını öldürdü (bianet) çocuklar istismara uğruyor ve toplum hâlâ “şaşırıyoruz” diyerek seyrediyor. Ancak bu şaşkınlık artık vicdani değil, politik bir sorumluluktan kaçışa dönüşmüş durumda.Kadınların ölmediği, çocukların korunabildiği bir ülke, ancak eşitlik ve adalet temelinde yeniden inşa edilebilir.
Çaycuma’da yaşananlar bize bir kez daha gösteriyor:Tıpkı Merve Kır Müftüoğlu’nun dile getirdiği gibi “Artık susmak, sadece utanç değil, suça ortak olmaktır”.
Susma’ya abone olmak
İstanbul Büyükşehir’in tutuklu Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu; 2019 Haziran seçimlerinde kullandığı, “Yolumuz uzun heyecanımız yüksek gençliğimiz var”
Sözünü çok beğenirim. Susma’nın hikayesine benzetiyorum.Yolumuz uzun, gençliğimiz ve enerjimiz sizlerin Susma ile olan dayanışmanızlada iç içe olduğunu unutmayalım.
Susma’nın yıllık bireysel aboneliği hiçbirimizin ekonomik dengesini altüst etmez.Özellikle dijital (PDF) okurlarımızın dayanışmasına ihtiyaç var.
Sağlıcakla

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
