Kışlık Saray baskınıyla hükûmet olan Halk Komiserleri Konseyi, ilk iş olarak barış ve toprak kararnamelerini çıkardı. Bu kararnameler üstünde zaten görüş birliği olduğu için siyaseten tartışılacak bir durum yoktu.
Ancak sıra işçi kontrolü kararnamesine gelince hava birdenbire değişti. Devrimin işçi otonomisinin açmakta olduğu yoldan mı ilerleyeceği, yoksa devletçi mecraya mı sokulacağı üstüne muazzam bir güç mücadelesi patlak verdi.
İşçi kontrolü hareketi, Bolşevik partiyi iktidara taşıyan koalisyonda önemli bir yer tutuyordu. Bolşevik parti işçi kontrolü sloganını çokça kullanmış ama sloganın içini doldurmaktan ısrarla kaçınmıştı. Bolşevik sendika lideri A. Lozovski, 1918’de basılan İşçi Kontrolü broşüründe, bu durumu şöyle anlatır:
“İşçi kontrolü, Ekim günlerinden önce Bolşeviklerin mücadele sloganıydı. … Ancak bütün karar tasarılarında ve bütün pankartlarda yer almasına rağmen, işçi kontrolü gizemli bir sisle örtülüydü. Parti basını bu slogan hakkında çok az şey yazmıştı. … Ekim Devrimi patlak verince, işçi kontrolünün ne anlama geldiğini açıkça ortaya koyma zorunluluğu doğdu. O zaman anlaşıldı ki, sloganın en sıkı taraftarları arasında bile büyük fikir ayrılıkları vardı.” (http://libcom.org/…/syndicalists-in-russian-revolution…)
Bolşevik parti, iktidara gelmeden önce işçi kontrolü mücadelesini hep destekler göründü ama gerçekte bu mücadelenin otonom kurucu dinamiği ile hiçbir zaman uyuşmadı. Çünkü işçi kontrolü mücadelesinin otonom kurucu dinamiği ile partiye egemen olan devletçi sapma birbirine karşı yönde işliyordu.
Hükûmete göre, işçi kontrolü mücadelesinin işlevi, sermayeyi yıpratmak suretiyle siyasal iktidarın alınması için ortamı hazırlamaktan ibaretti. Siyasal iktidar alındığına göre, işçi kontrolü mücadelesi işlevini görmüş, devrini tamamlamıştı, artık sanayide disiplini sağlamanın zamanıydı.
Fabrika komitelerinin temsil ettiği eğilime göre ise devrimin ilerlemesi için işçi kontrolünün daha da geliştirilmesi, özyönetim organlarının daha da güçlendirilmesi gerekiyordu.
Fabrika Komiteleri Merkez Konseyi, hükûmet kurulduktan sonraki ilk gün, Lenin’e, fabrika komitelerinin ağır bastığı bir ekonomik konsey önerisi götürdü. Öneri, hükûmetteki devletçi eğilimi dikkate alan bir uzlaşı çabasıydı.
Lenin, kendi tutumunu, doğası gereği işçilere karşı sorumlu olan işçi kontrolü organlarını, döndürüp devlete karşı sorumlu kılan kararname taslağında ortaya koydu:
“Devlet önemi taşıyan bütün işletmelerde bütün sahipler, işçi kontrolü amacıyla seçilen bütün işçi ve büro çalışanı temsilcileri, en sıkı disiplin ve düzenin sağlanmasından ve mülkün korunmasından devlete karşı sorumlu olacaklardır.” (V. İ. Lenin, “İşçi Kontrolü Üstüne Taslak Düzenlemeler”, 26 Ekim 1917, TE, İng., c. 26, s. 264-265.)
Taslak, sendikalar ile fabrika komiteleri arasındaki çekişmeye yeni bir boyut getirdi. Sendikalar, devlete karşı sorumlu olma fikrine yapıştılar. Hükûmet, 15 Kasım 1917’de taslağı az değişiklikle onayladı. Bu kararnameyle, Bolşevik siyasetin işçi otonomisini temsil etme iddiası çöktü.
Kararname, bir eliyle verdiğini öteki eliyle geri alan devletçi refleksin tipik bir örneğiydi. Kararnameye göre hükûmet işçi kontrolünün otoritesini tanıyordu. Ancak bu kontrol sıkı bir hiyerarşiye tâbi olacaktı! Her fabrika komitesi yereldeki “Bölgesel İşçi Kontrolü Konseyi”ne, her bölgesel konsey de “Rusya İşçi Kontrolü Konseyi”ne bağlanacaktı. Tepedeki konseyi oluşturacak otuzu aşkın üyeden sadece beşi fabrika komitelerinden gelecekti. Sendikacılar, işçi kontrolü hiyerarşisinin orta ve üst kademelerine yatay geçiş yapacak ve her kademede çoğunluğu elde edeceklerdi.
Kararnamenin, fabrika komitelerini geriletme amacı taşıdığı belliydi. Nitekim, hükûmet niyetini çok geçmeden açık etti. Posta ve Telgraf Halk Komiseri yayınladığı 22 Kasım 1917 tarihli genelgede fabrika komitelerine şöyle meydan okudu:
“Posta ve Telgraf bakanlığının yönetimi için girişimde bulunan hiçbir sözde grup ya da komitenin merkezi iktidara ve Halk Komiseri olarak bana ait olan işlevleri gasp edemeyeceğini ilân ediyorum.” (http://libcom.org/…/bolsheviks-workers-control…)
İşçi Kontrolünden Devlet Kontrolüne
Lenin hükûmeti, işçi otonomisini bastırıp kontrolü tamamen ele alma hedefi doğrultusunda, 18 Aralık 1917 kararnamesiyle Yüksek Ekonomik Konsey’i kurdu. Konsey, bütün ekonomik karar organlarına ve işçi kontrolü örgütlerine nezaret edecekti.
Yüksek Ekonomik Konsey, bir ay önce kurulan Rusya İşçi Kontrolü Konseyi üyeleri ile hükûmet görevlilerinden oluşacaktı. Böylece, zaten azınlığa düşmüş olan işçi üyeler, yüksek bürokratların arasında hepten etkisiz hâle getirilecekti.
Çarlık rejimi, savaş sırasında orduya ikmal sağlayan sektörleri düzenlemek için komiteler kurmuştu. Yüksek Ekonomik Konsey, kadim devlet geleneği uyarınca, eski rejimden kalan bu yapıları devraldı. Çarlık mirası Rasmeko metal sektörünün yürütme organına dönüştürüldü. Benzer şekilde, kimya sektörü için Glavkhim, tekstil için Tsentrotekstil görevlendirildi.
Lenin, Halk Komiserleri Konseyi başkanı sıfatıyla, 11 Ocak 1918 Sovyetler Kongresi’nde okuduğu raporda şöyle bir lâf etti:
“İşçi kontrolünden Yüksek Ekonomik Konsey’in kuruluşuna geçtik.” (V. İ. Lenin, “Üçüncü Rusya Sovyetler Kongresi”, TE, İng., c. 26, s. 467.)
İşçi kontrolü bir prensibi, Yüksek Ekonomik Konsey ise bir organı anlatır. Bir prensipten başka bir prensibe geçilir ama bir prensipten bir organa, yani elmadan armuta geçilmez. O hâlde, cümlenin bozuk mantığını düzeltmek için, Yüksek Ekonomik Konsey yerine, o organın uygulayacağı prensip olan devlet kontrolünü koymak gerekir. Lâfı böyle cambazlıktan arındırınca, Lenin’in aslında, “işçi kontrolünden devlet kontrolünün kuruluşuna geçtik” dediği anlaşılır.
Nitekim, 1918 yılı boyunca sanayide devlet kontrolü adım adım dayatıldı. Fabrikaları yukarıdan atanan direktörlerin “tek adam kararlarına” tâbi kılan bir süreç işletildi:
“Diktatöryel güçler verilmiş, Sovyet kurumları (hükûmet diye okuyun – YZ) tarafından seçilmiş ya da atanmış diktatörlerin, Sovyet direktörlerinin tek adam kararlarına iş sırasında sorgusuz sualsiz itaat …” (V. İ. Lenin, “Sovyet Hükûmetinin Acil Görevleri Üstüne Altı Tez”, Nisan 1918, TE, İng., c. 27, s. 316.)
Bir süre sonra, içinde çok az işçi temsilci kalan Yüksek Ekonomik Konsey bile fazla geldi. Ağustos ayında çıkan bir kararnameyle, Konsey’in günlük işlerini yürütmek üzere dokuz kişilik bir prezidyum oluşturuldu. Prezidyumun başkan ve yardımcısını doğrudan hükûmet, gerisini de Sovyetler Merkez Yürütmesi atadı. Birkaç ay sonra Yüksek Ekonomik Konsey toplantıları tavsadı. Böylece, iktidar alındıktan bir yıl sonra, sanayinin yönetimi tamamen hükûmetin güdümündeki prezidyuma, yani devlet kontrolüne geçmiş oldu.
Geçen yüzyıldaki “reel sosyalizm”in riya dolu propagandasının temelleri kuruluş yıllarında atılmıştır. Olguların adını değiştirmek suretiyle temize çıkma kurnazlığı o yıllarda repertuara girmiştir. Bu “maharet”in tescilli örneklerinden biri şudur:
“Şimdi işçi kontrolünden sanayinin işçi yönetimine geçtik ya da geçmek üzereyiz.” (V. İ. Lenin, “Sekizinci Parti Kongresi’ne Merkez Komite Raporu”, 18 Mart 1919, TE, İng., c. 29, s. 155.)
1918 yılı sonlarına gelindiğinde sanayinin yönetimi tamamen atanmış diktatörlere, yani devlet kontrolüne geçmiş olmasına rağmen, Lenin, 18 Mart 1919 tarihli parti kongresinde bu durumu pişkinlikle “işçi yönetimi” diye takdim edebilmiştir.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
